Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Denizciliğimiz okyanusa açılıyor

<B>A</B>tlantik Okyanusu’nun 6.5 metrelik motorsuz yelkenli yatlarla geçildiği ve herkesin tek başına mücadele ettiği Mini Transat yarışlarına 2007 yılında ilk kez bir Türk yelkenci, Arif Gürdenli katılacak. Sponsor bulabilirse tabii.

Yaklaşık 20 yıldır iki yılda bir düzenlenen ve okyanus yarışlarının en zorlularından biri olarak nitelenen Transat, Fransa’nın batı kıyısında yer alan La Rochelle Limanı’ndan başlıyor.

Kanarya Adaları’nda biten ilk etap sonrasında, bakım ve tedarik için kısa bir ara veriliyor. Buradan tekrar demir alan tekneler Ekvator’u aşarak, Atlantik Okyanusu’nu durmaksızın geçiyor.

Toplam 4 bin 200 deniz mili uzunluğundaki rotayı tamamlayabilenler, Brezilya’nın Salvador da Bahia Limanı’na varıyorlar.

Gürdenli, yelken milli takımının formasını bugüne dek 350 kez giydi. En son, Finn Sınıfı Milli Takımı’nı Dünya Şampiyonası ve Olimpiyatlar’a hazırladı.

12 yaşında başlayan yelken tutkusunu, şimdi Türkiye açısından da bir ilk olacak uluslararası bir başarı öyküsü ile taçlandırmak istediği için Mini Transat’a katılmak istiyor.

Gerçekten de, Türkiye’den bir sporcunun 2007 yarışında yer alması, Türk denizciliğinin çağı yakalamakta olduğunu gösteren güzel işaretlerden biri olacak.

Dünyanın her yerinde bu tür yarışlara katılan sporcular sektörle ilgili şirketler tarafından desteklenir.

Gürdenli, Türkiye’de sektörün önde gelen şirketleri ile toplantılar yapıp projeyi anlatıyor. 2007 yılına kadar, proje için gerekli olacak 250 bin Euro’yu, nakdi ya da ayni olarak bulabileceğinden emin. Bu kaynağın yaklaşık 55 bin Euro’su tek tip tekneyi Fransa’dan satın alıp donatmaya harcanacak. ‘Projeyi anlatıp, olumsuz tepki gösteren şirket olmadı’ diyor.

Mini Transat, yelken yarışçılığının maratonlarından biri olarak niteleniyor. Fransa, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve İsrail’den teknelerin, yarışçıların katılacağı Mini Transat 2005 ise önümüzdeki günlerde başlayacak.

NASIL BİR TEKNE?

Mini Transat tekneleri 6.5 metre boyunda. Uzun gönderi ile boyu 9.5 metreyi buluyor. Büyük bir ütü gibi. Yarışa katılan teknelerin tümü standart. Her teknenin yüklemesi gereken minimum su miktarı yarış komitesi tarafından belirleniyor. Ve tekneler demir aldıklarında aşağı yukarı aynı ağırlığa sahip bir şekilde yelken basıyorlar. İkinci bir seçenek ise prototip tekneler ile katılmak. Bunlar farklı kategoride; yeni üretim yöntemleri kullanılarak üretiliyor. İzmir’deki MAT şirketi bu tür tekneleri Mini Transat’a katılacak İsrail ve Kanadalı yelkenciler için üretmiş. Yelken bastıktan sonra iş; beceri, şans ve 4 bin 200 deniz millik uzun yarışa dayanabilecek kişisel sportif özelliklere kalıyor.

Güzellik ayrıntıda gizlidir

Kaliteli, 15 metrelik bir teknenin yapımı sizce ne kadar sürer?

İyi tersanelerde 15 metrelik bir teknenin yapımı 12-13 bin saati falan buluyor. Bu eşiğe ulaşan tersaneler verimlilikte çok büyük hamle yaptıklarını düşünüp kendilerini tebrik ediyor.

Fordcu üretim tarzını denize bulaştıran Almanya’daki Bavaria fabrikasındaki üretim hatlarında ise günde yaklaşık 10 tekne üretiliyor. İki futbol sahası büyüklüğündeki park alanında, benim gittiğim gün neredeyse 150 yelkenli sahiplerine teslim edilmeyi bekliyor, özel çekiciler, tekneleri sıcak denizlere Adriyatik’e, Akdeniz’e indirmek üzere yükleyip götürüyordu. Bekleyen teknelerden birkaç tanesini sahiplerinden önce gezerken, ahşap ve cila harmanı yerine garip bir kimyasal koku gözlerimi yaşarttı; sınai üretim kokusu.

Teknenin kalitesini anlamak için çekmecelerin nasıl yapıldığına ve ulaşılması zor gibi görünen küçük köşelere, dolap arkalarına falan bakacaksınız. Görünmeyen yerde eksik kalan özen, saklanmış asıl özensizliklere işaret eder; biraz hayatlarımız gibi yani. Ve gördüğüm bu tekneler çok da etkileyici değildi.

Fabrika ziyaretimden birkaç hafta önce Bavaria üretimi Match 42 tipi bir teknenin salmasının Adriyatik Denizi’nde düştüğünü, teknenin alabora olduğunu ve bir kişinin öldüğünü sonradan öğrendim. Şirket, yaklaşık 150 yelkenliyi salma düzeninde değişiklikler yapmak için geri çağırdı.

Sınai üretimin, özellikle Avrupa’da, tekne sahipliğini bir ayrıcalık olmaktan çıkartıp orta sınıf çıtasına taşıdığını biliyorum. Denizlerin demokratikleşmesinin ön koşulu bu ama yine de, bence, teknenin denize yakışanı el yapımıdır.

*

Dergiler ve kitaplar, bizleri sanatkár işi teknelere imrendirmek için hazırlanır. Ahşabın güzelliğine katılan özen, pirincin soğukluğundan çıkartılan sanat eserleri, çoktan toprak olmuş bir tasarımcının bugüne ilham veren çizgileri. Aralarında benim de bulunduğum Classic Boat okuyucuları, her ay klasik teknelerle yeni maceralara çıkar.

Ya da Ferenc M…tè’nin iki ciltlik Dünyanın En İyi Yelkenlileri kitabı. Ben, arada, bu kitapları elime alır yazıları yine okur, resimlere yine bakarım ve bıkmam; bıkamam.

Kimi artık üretim yapmayan, kimi el değiştirip bir marka olarak büyük bir grubun içine girmiş, kimi hálá inatla üreten bir avuç insan, birkaç şirket. Efsanevi isimler.

Tasarım felsefesi üzerine tartışmalar kitap sayfalarında sürüyor. Bir tekne en iyi nasıl yapılmalı? Güverte nasıl olmalı? Kalıcılık için kaç kat vernik atılmalı; altı mı, on mu? Teknenin potansiyel hızı ile ağırlığı arasındaki denge, denizci teknelerde nasıl sağlanmalı? Sınanmış, deneyim imbiğinden geçmiş farklı yaklaşımlar ve çok güzel tekneler.

*

M…tè’nin kitabının ikinci cildi önümde açık. Amerika’da, Delaware Nehri kıyısındaki Cherubini Tersanesi’nde yapılan 14 ve 15.5 metrelik teknelere bakıyorum. 10-12 yıllık kullanılmış tekneler, 1.5 milyon dolara satılıyor. Yenisini isterseniz, hediyesi, anladığım kadarı ile 2 milyon dolar civarında. Klasik görünümlü bir tekne; ya keç ya da uskuna olarak inşa ediliyor. Uzun direkleri ile süratli bir tazı gibi. Buhar makineli gemilerden önce dünya ticaretinin çarklarını döndüren çok direkli hızlı teknelerin küçük bir örneği.

14 metrelik bir Cherubini’nin yapımı için tam 10 bin saat gerekiyor. Saya saya bitmeyecek saatlerin nereye harcandığı, ayrıntılara bakılınca anlaşılıyor. Kusursuz bir işçilikle yapılmış masa, saatlerce ince ince işlenerek ortaya çıkan bir tutamak. Ayrıntılar, kusursuz ayrıntılar.

Tersten okumayı tercih ettiğim bir klişe: Güzellik ayrıntıda gizlidir. Ayrıntıda güzelliği ise becerikli eller sağlar.

Birbirinin eşi ürünlerin, insanları ‘tektipleştirdiğini’ düşünenlere düşlemeyi öneririm. İşe yarıyor, rahatlatıyor bazen de harekete geçiriyor.

Gelecek haftadan itibaren Orsa’yla randevunuz

Hürriyet Cumartesi’de.
X