Gündem Haberleri

    Deniz Baykal'dan önemli açıklamalar

    hurriyet.com.tr
    28.04.2009 - 13:52 | Son Güncelleme:

    CHP Genel Başkanı Deniz Baykal grup toplantısında konuşuyor. İşte konuşmasından satırbaşları;

    - Geçen haftanın temel konusu birbiri ardına ortaya çıkan dış politika gelişmeleri. Obama 24 Nisan’da konuşmasını yaptı. 22 Nisan gecesinde de Türkiye Ermenistan’la birlikte yol haritası açıkladı. Türkiye’nin dış politikasında kendini gösteren bir temel politikanın ortaya çıkmasına neden oldu. Şimdi geldiğimiz noktada yavaş yavaş AKP’nin dış politikasının somut ve ağır sonuçları ortaya çıkmaya başlamıştır. Herkes bir anda ‘ne oluyoruz’ sorusunu sormaya başladı.

    - Obama 24 Nisan’da bir konuşma yaptı. Obama’nın konuşması Ermenistan’ın 1915 olaylarıyla ilgili yorumunu birebir benimsediğini ortaya koyan bir anlayışla yapılmıştır. Yorum da terminoloji de sahiplenilmiştir. Bu açıklamada 1915 olaylarının öteki boyutu görmezden gelinmiştir. Müslümanların haksız yere öldürüldüğü gözden kaçırılmış, bir denge kurma ihtiyacı göz ardı edilmiştir.

    - Rakam verilmiştir, 1,5 milyon denmiştir. Nerden çıktı bu 1,5 milyon? Daha bi dengeli olaya bakma ihtiyacı yok mu? Bu büyük bir haksızlıktır. Bizi ilgilendiren Başbakan’ın yaptığı ilk açıklamada değerlendirmeyi ‘dengeli’ bulduğunu söylemiştir.

    - Obama aslında soykırım görüşünü ifade etmiştir, bu konuda görüşüm değişmedi demiştir. Ermenice bu konuda kullanılan standart ifadeyi kabul etmiştir. Bunu da Türkiye ziyaretinden hemen sonra yapmıştır.

    - Türkiye Cumhurbaşkanı ve Başbakanıyla kapsamlı görüşmeler yaptıktan sonra bu açıklamayı yapmıştır. Bu konunun Türkiye tarafından nasıl göründüğünü dayanaklarıyla kapsamlı bir biçimde ortaya koymadılar mı? Türkiye böyle bir değerlendirmeyi yapmamış Obama’ya. Bu anlaşılmıştır. Obama’ya Cumhurbaşkanı ve Başbakan kapsamlı bir şekilde bu konudaki yanlışlıkları anlatacak zamanı bulamadılarsa bile kendilerine bazı şeyler hatırlatmak isterim. Kendisine Justin McCarthy’nin kitaplarını verebilirlerdi. ABD’nin saygın 74 tarihçisi bir araya gelip ‘bu soykırım değildir’ dediler. Bu bildiriyi verebilirlerdi. Bütün bunlar bir kenara bırakılmıştır. İngiliz bakanların her yıl 1915 olayları bir soykırım değildir diye yaptıkları açıklamaları Obama’nın önüne koymak gerekirdi. Obama’ya 1948 tarihli BM’nin soykırımla mücadelesinin metni verilebilirdi. Bir ülkeyi soykırımla suçlamak ağır bir itham ortaya koymaktır. Kimse yetkili bir mahkeme kararı olmadan kimseyi suçlu ilan edemez.

    - BM kararıyla kurulan bir mahkeme Uluslararası Adalet Divanı’nda soykırım karara bağlanırsa bu konuda ne yapılması gerektiği bellidir. Bu olmadan 1215’ten günümüze kadar geçerli olan uluslar arası hukukun temel anlayışına aykırıdır.

    - Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde der ki: Bir kişi suçu kanıtlanana kadar suçsuzdur.

    - Türkiye’ye yönelik bu suçlamaların yapılması hukukla bağdaşmaz. Bu tabloyu büyük bir üzüntüyle tespit ediyorum. Bu tablo karşısında Türkiye’nin takındığı tavır üzüntü vericidir. Türkiye ne bu konuşmadan önce, ne bu konuşmadan sonra bu konuya nasıl yaklaştığını anlatmayı başaramamıştır. Bu önemli bir dış politika zaafiyetidir.

    - Başbakan önce dengeli dedi, sonra hatasını gördü ve onu toparlamaya çalıştı ve kararlı bir tavır takınmaya çalıştı. Türkiye ile Ermenistan arasındaki görüşmelerin hangi noktada olduğuna yönelik açıklamanın hemen ertesinde çıkmıştır. Türkiye 22 Nisan gecesinde ‘Biz yol haritasında mutabakat sağladık, gerekeni yapacağız’ dedikten sonra Obama bu açıklamayı yaptı. Bu daha da vahimdir.

    - Soykırım önlemek için bizim bir şey yapmamız gerektiğini bildiğimizi ve yapacağımızı içimize sindirdiğimizi gösteriyor. Ermenistan diyor ki ‘Benim bu yol haritasında Türkiye’nin Karabağ ile ilgili herhangi bir sorunu konuşuyor olmam mümkün değildir’ diyor. Biz Obama konuşmadan bir gün önce onu etkilemek için açıklama yapıyoruz ama etkileyemiyoruz. Geçen yıl yapılan açıklama da bu kadar ağır değildi. Bu tablo karşısında takındığımız tavır olayın başında da sonunda da yanlış olmuştur. Başbakan Türkiye’nin Azerbaycanla ilişkilerinin bozulmaya başladığı bir noktaya bizi getirdi. Ermenistan’la ilişkilerimiz düzelmedi ama Azerbaycan’la ilişkilerimiz bozuldu. Toplumun her kesiminde Türkiye’nin bu adımları hayal kırıklığı yaratmıştır. Başbakan bu tepkinin ortaya çıkmasına da kızgın, emredici, kumanda edici bir üslubun içine girmiştir. Azerbaycan bir kırgınlık içinde.

    - Ben uzun zamandır Cumhurbaşkanı Bakü’ye gitsin diyorum. Eleştiriler için ‘fitne’ demek Başbakan’a yakışmaz.  Ben Başbakan’ın bu sözü için Azerbaycanlılardan özür diliyorum. Tayyip Erdoğan ve AKP bugün var, yarın yok. Türkiye-Azerbaycan dostluğu ise kalıcıdır. Bugünlerin geçeceği hesaba katılmalıdır.

    - Obama ile büyük bir güvenmiçinde bir araya geldik, her türlü desteği verdik ve en ağır suçlamayı ertesi gün aldık. Ermenistan’la yola çıktık, Ermeni yetkililer biz Azerbaycan-Karabağ sorununu konuşmuyoruz dediler. Geçenlerde Başbakan çıktı dedi ki 2005’te Ermenistan’a bir mektup yazdım, komisyon kurulsun dedim ama cevap bile alamadım diyor. Bu mektuba 25 Nisan’da cevap gelmiştir. Koçaryan, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’na ‘Tarih Komisyonu bugün ve yarın kurulacak ilişkilerin ön şartı olmasın, ona sonra bakarız’ diyor.

    - AKP iktidarı en zaman masaya otursa masadan kalktığında cebi boşalmış oluyor. Kendimizi de çok rahat aldatıyoruz. Kaybeden hep biz oluyoruz.

    - Ermenistan’la ilişki çok açık. Götürdük, Obama’nın konuşmasını kazandık. Yani Büyük felaketi kazandık.Azerbaycan da bir şey kazanmadı. Azerbaycanla dostlukta da kırıklık var.

    - Başbakan geçenlerde çıktı Rasmussen NATO genel sekreteri olmamalı dedi. Birkaç gün geçmeden Başbakan masaya oturdu.

    - Rasmussen’in genel sekreterliğine oy vererek kalktı. Rasmussen’den aldıkları vaatleri söylediler. AB ile ilişkilerimiz tam üyelik hedefine gidiyor diye bir anlayışla yola çıktık. 2004’te Brüksel’de bir zirve toplantısına bizi de çağırdılar. Atma sakın imza dedik. Atacağın imza Kıbrıs’ı AB ilişkilerinin ön şartı yapıyor dedik. Masaya oturdu yine imza çıktı.

    - Fransa’nın NATO’nun askeri teşkilatına geri dönüşü konusu geldi. Fransa Türkiye ile müzakerelere ambargo koyuyor, belki tavır yumuşatılabilir diye umut içindeydik. Obama’nın ‘AB’ye Türkiye’yi de alın’ sözüne Sarkozy ‘hayır o bizim bilecğeimiz iş’ yanıtını verdi.

    - Sıra Kıbrıs’ta. Kıbrıs’ta muhalefet iktidar oldu. Demokrasi işledi. Bu seçimden iktidar olarak çıkmış olan Eroğlu’na yönelik ağır ifadeler kullandı Başbakan. Yakışıyor mu? Seçimi kazanan partinin genel başkanını neden çağırmıyorsunuz Türkiye’ye… Bu üslup bırakınız her şeyi KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ın müzakereleri yürütmesine zarar verecek nitelikte. Böyle diplomasi olur mu? Etrafınızdaki monşerlere sorun bakalım olur mu? Bir kulak verin onlara.

    - Kıbrıs’ta bir müzakere yürüyor. Bu müzakerede iki temel anlayış farklılığı var. Bu müzakerenin Kıbrıs ve Rum tarafı arasında karşılıklı iyi niyetli ortak çalışmayla sonuçlanmasını bekliyor ve Kıbrıs devletinin ortaya çıkmasını her iki taraf da bekliyor ama her iki tarafında kafasında farklı model var. Kıbrıs’ta tek millet tek devlet var diye düşünerek müzakere yapıyorlar. Bu müzakere sonucunda ortaya çıkacak sonuç Türk toplumunun kuzeyde heterojen bir topluluk ortaya çıkması, güneyde Rumların homojen bir toplum olarak ortaya çıkması ve her ikisinin de tek vatandaşlık altında toplanması üstünde yürüyor. Biz kendi özgür kimliğimizle bu bütünün içinde olmalıyız diyor. Annan planının da gerisinde bir modele gidiliyor. Şimdi o doğrultuya doğru işler sokulmuştur. AB, Ermenistan’la ilişkilerin geldiği noktayı gördük.  Şimdi Kıbrıs’a dikkat çekmek istiyorum. Kıbrıs konusunda bugüne kadar büyük aldatmalar yapılmıştır. Türkiye ve Kıbrıs’a sözler verildi ama tutulmadı. Bu tablo dış politika açısından düşündürücü. AKP’nin onlar bir verirse, biz iki veririz anlayışının Türkiye’yi getirdiği nokta burasıdır. Biz kolayca onun bunun baskısına teslim oluyroz. Ona buna yaranmaya çalışarak kendimizi aldattık.

    - Türkiye’de ekonomideki gelişmelerde önem kazanmaya devam ediyor. Eylül’de söyledik seçim kampanyasında. Madde madde söylediklerimizin ne kadar önemli olduğu şimdi anlaşıldı. Önce dedik ki şu teğet geşçme anlayışını bırakın. Başbakan direndi ama birkaç gün önce bakanlar çıktı ve büyüme yok gibi açıklamalar yaptı. Eylül’d ebu anlayışa girsen bugün buraya gelmezsin. Bu bütçe gerçekçi dğeil dedik direndiler ama dediğimiz noktaya geldi,ler. ÖTV’yi otomotivde indirin dedik. 6 ay indirin dedik 3 ay indirdiler. Yararlı oldu. Şimdi 3 ay daha uzatalım mı diyorlar. Eee CHP bunu 1 çok önce söyledi.

    - Değerli kur politikasından vazgeçin dedik. Başbakan önce tepki gösterdi. Anında reçeteyi uygulayacaksın sonuç alacaksın. Başbakan konuşmayı bıraksın da Ereğli demir Çelik’teki işçilere sorsun kriz teğet geçti mi geçmedi mi?

    - Anadolu’da sık sık dolaşıyoruz. Türkiye çok ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kaldı. 4C diyebir şey çıkardılar. Neymiş 12 değil 10 ay çalışır. 2 ay ilişkisine son verilir. Grev, sendika, kıdem tazminatı isteme hakkı yok, 10 ay maaş alır, asgari ücret düzeyinde. 12’ye bölünce asgari ücretin altında. İş güvencesi yok. Para ve statü tatmin edici değil. Bu insanları bu 4C prangasından bir an önce kurtarmak lazım.

    - Geride bıraktığımız haftanın en önemli konularından biri Deniz feneri. Deniz Deneri konusunda yayın yapmak yasak ama Ergenekon konusunda yayın yapmak serbest. Bu ne biçim adalet. Onbinelrce insan dinleniyor. 70 bin kişi dinleniyor dediler. Sanki bu memnuniyet verici bir olaymış gibi gözüküyor. 70 milyonu dinlemeye uygun alt yapıyı kurmuşsunuz, insanları internette TV’lerde mahkum etmek için kullanıyorsunuz sonra da hukuk diyorsunuz. Deniz Feneri davası Almanya’da görüldü. Sonra ne oldu aylarca bekledik. Sonra geldi dediler. Neden harekete geçmiyorsunuz dedik. Tercüme ediyoruz dedi. Almanya’da sözcü dedi ki tek dosya var Türkçe gönderdik. Türkiye şimdi aylardır neyi bekliyordu tercüme edilmesini. Bunu söyleyen Adalet Bakanıydı. Şaka gibi bu ya. Türkiye’ye yakışıyor mu? Derhal o Adalet Bakanı’nın oradan ayrılması lazım, derhal! 

    - 70 milyonu aldatmaya kalkacaksınız, metnin Türkçe geldiği Almanya’dan ortaya çıkacak. Siz o sanıkları kollayacaksınız diye Türk halkın abu kadar yalan asöylenmesine nasıl göz yumarsınız. Bu yalan ortaya çıkınca o insanın Adalet Bakanı olarak ortada dolanması Türk halkına hakaret değil midir?

    - Aranan 16 kişi var. O 16 kişi ile ilgili bilgi istiyor Almanya. Onu da Türkçe göndermiş. Bu arada tercüme yok ama o aranan ve hakkında bilgi istenen kişiler İstanbul Belediyesi’nde ballı ihaleleri almaya devam ediyorlar. Bu tutarsızlık ciddi bir krizdir. Sen önce yargıya özen göster, yargıyı değiştirmeden önce. Türkiye maalesef var olan hukuk düzenini işletmeyi başaramamış. En temel haklar ihlal ediliyor. Niye bu kadar telaş içindeler anlayamıyorum. Ne gibi bağlantılar kendini gösterecek bilemiyorum. 

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı