"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Deniz Baykal’la Papermoon’da

TARAFSIZ Bölge’de Deniz Baykal konuğumuzdu...

Gazeteciler Murat Yetkin, İsmail Küçükkaya, Hikmet Çetinkaya ve Fikret Bila sorular sordu, Deniz Baykal yanıtladı...

Program bitti... Baykal’a, "Hadi hep beraber Papermoon’a gidelim" dedik...

Ders çalışmaya fazla meraklı talebe edası takınan Baykal, "Uzamaz değil mi?" diye sordu...

Hemen "Uzamaz... Uzamaz..." diyerek endişeyi giderdik...

Ve hep beraber kalktık, saat 23.00’te Papermoon’a gittik...

Ankara’nın saatler biraz ilerleyince gidilebilecek tek mekánına adımımızı atar atmaz, "paranoya sevgilim" devreye girdi ve hemen ciddi bir "uzun kulak" araştırmasına giriştim...

Mekánda "manzara-i umumiye" şöyleydi: Üç-dört masa doluydu... O üç-dört masadan Baykal’a mesafeli bir içtenlikle selamlar sarkıtıldı...

Son 6 yılda ortaya çıkan yeni zenginler ya da AKP’li danışman müdavimler ortalıkta görünmüyordu... Kısacası... Saha gayet müsaitti...

* * *

Muhabbet kısa sürede kıvamını buldu...

Önce şöyle sıkı bir "medya geyiği" çevirdik...

Baykal, bu muhabbetten sıkılmadığı gibi, "günde 40 kere medyatava.com’a girenler"e özgü bir merak duygusuyla olaya girdi...

Sorular sordu... Küçük yorumlar bile yaptı...

Bu fasıl bittikten sonra...

İsmail Küçükkaya’nın Akşam’a genel yayın yönetmeni olmasını kutladık hep birlikte...

İsmail, yeni projelerini anlattı heyecanla...

Murat Yetkin, Baykal’dan belediye başkan adaylarına dair tüyolar almaya çalışarak, "sonuna kadar gazeteci" olduğunu kanıtladı...

Hikmet Çetinkaya, 60’lı yıllarda İzmir’de görev yapan genç bir gazeteciyken Baykal’la nasıl tanıştığını anlattı...

Fikret Bila ise her zamanki kararında üslubuyla dağınıklıkları giderdi, ortamı toparladı, dengeledi...

Bense Deniz Baykal’la ilk kez sosyalleşen bir gazeteci olarak biraz gözlem peşindeydim...

Espritüelliğine şaşırdım doğrusu... Ortama uyum sağlama yeteneğine de... Kasmamasına da... Yapmacıksız samimiyetine de... Dinlemeyi biliyor oluşuna da...

* * *

Biraz zaman geçince...

Baykal’daki "ders çalışmaya fazlaca meraklı öğrenci edası" gitmiş, onun yerine "okulu kıran öğrenci rahatlığı" gelmişti...

Gece saat 01.00’de...

Kemal Abi’ye inat...

Benzer bir muhabbeti Nişantaşı kafelerinden birinde gerçekleştirmeye söz verdik...

Sonra da herkes kendi yoluna gitti...

Giyinik uyarıcı Gül’ü uyarıyor

SAYIN Cumhurbaşkanı... Malumu áliniz, İstanbul Üniversitesi’nde rektörlük seçimi yapıldı...

Prof. Ali Akyüz, 483 oyla birinci oldu ki kendileri ayıptır söylemesi "laik cephe"dendir...

Prof. Yunus Söylet, 467 oyla ikinci oldu ki kendileri yine ayıptır söylemesi Başbakan’ımızın doktorudur...

Ve şimdi bütün gözler sizin üzerinizde...

İşinize karışmak gibi olmasın ama bence size yakışan, birinci çıkan bilim adamını kafadan rektör olarak atamaktır...

Eğer "birinci"yi es geçip "ikinci"yi rektör olarak atarsanız...

Çok ayıp olur...

Hadi diyelim ki, "Ne ayıbı kardeşim... Yetkim var... Ben bu sıralamayla oynamak isterim. Zaten birinci ile ikinci arasında fazla fark yok" falan derseniz...

O zaman birinciyi de, ikinciyi de es geçip...

Mesela dördüncü sıradaki Ahat Andican’ı düşünmenizi öneririm...

Böylece, "İlk sıradaki ismi es geçip Başbakan’ın doktorunu atadı" şeklindeki nahoş eleştirilerden kendinizi korumuş olursunuz...

Dediğim gibi: Atılacak en kral adım, birincinin atanmasıdır ama karar sizin...

Ne diyelim? İkaz bizden, takdir sizden...

Polise kimlik sordum

AKŞAMDI... Bir arkadaşımla İstiklal Caddesi’nin arka sokaklarından Tünel’e doğru gidiyorduk... Adamın biri önümüzü kesti, "Ben polisim, kimliklerinizi gösterir misiniz?" dedi...

Üç şey geldi aklıma:

BİR: Bu bir kamera şakası olabilirdi... İKİ: Az sonra saçtan sürükleme oyunu başlayabilirdi... ÜÇ: Bana yönelik özel bir kıllandırma çalışmasından söz edilebilirdi...

Bütün cesaretimi toplayarak, o uğursuz cümleyi söyledim: "Önce ben sizin kimliğinizi görsem."

Bir cüzdanın içinden "teneke polis rozeti" çıkardı... Ne yalan söyleyeyim... Pek inandırıcı bir etki bırakmamıştı üzerimde teneke rozet, pek uyduruk bir şeye benziyordu... "Hayır, bu değil... Ben kimlik göreyim" diyerek şansımı zorladım... Karşımdaki kimliğini de çıkardı... Tamamdı... İkna olmuştum... Kimliğimi verdim... İncelendi, kibarca geri iade edildi...

Olayı kazasız belasız atlatmanın tatlı heyecanıyla arkadaşımla tekrar Tünel’e doğru yola koyulduk...
X