Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Demokratik seçimmiş, pöh!

BAŞBAKAN’ın makam arabasının resmi plakasının üzerine sivil kamuflaj plakası taktığını kanıtlayan fotoğraflar gazetelerde yayınlanmıştı. Bu suçüstüne karşı Recep Tayyip Erdoğan, Yüksek Seçim Kurulu’ndan izin aldıklarını ileri sürmüş.

AKP’liler dünyanın en akıllı yaratıklarıdır. Yasağı, plaka yasağı olarak yorumluyorlar. Plakayı değiştirince güya her şey yoluna girecek. Bre akıllı efendiler, yasaklanan plaka değil aracın vitesiyle, benzin deposuyla, cam silecekleriyle bizzat kendisi. Yani seçim yasakları başlayınca mülkiyeti devlete ve belediyelere ait herhangi bir şey kullanamazsınız.

Konuya açıklama getirmesi istenen YSK Başkanı Muammer Aydın, bu işin seçim yasaklarına girdiğini söyledikten sonra ekliyor: "Biz yasakları koyarız. Koyduktan sonra uygulama görevi mülki amirlerin görevi. Savcılıklar resen bu konuya el koyabilir." (Hürriyet, 15.07.07) Yani: Görev İstanbul Valiliği’ne ve Savcılığı’na düşüyor. Görelim!

SADAKA PAKETİ

Gene YSK Başkanı Muammer Aydın, AKP’nin düzenlediği mitinglerde Başbakan Erdoğan’ın çocuklara oyuncak ve çikolata dağıtmasının "siyasi eşantiyon" olarak kabul edilebileceğini ve seçim sürecinde siyasi eşantiyon dağıtımının suç olduğunu açıklıyor. Peki AKP teşkilatlarının dağıttığı sadaka paketleri seçim suçu oluşturmuyor mu?

Yüksek Seçim Kurulu Başkanı’nın yorumuna göre sadaka paketleri seçim yasaklarına giriyor. Yasakları YSK koyuyor. Ama bu yasakları uygulamak, denetlemek ve yasal önlem almak valiliklerin ve savcılıkların işi. Haydi görelim!

SEÇİLEN TARİKAT

Milliyet Gazetesi, Ömer Erbil’in, 10-14 Temmuz tarihleri arasında beş gün "Tarikatlar, dini cemaatler ve 22 Temmuz" başlıklı bir araştırmasını yayınladı. Araştırmanın sunuş yazısı, bilinen tarihsel gerçek ve doğruları özetliyor: "Türkiye’nin çok partili döneme geçişiyle birlikte tarikatlar ve cemaatler siyasette etkili olmaya başladı. Her seçim döneminde tarikat şeyhleri, cemaat önderleri, destekledikleri siyasetçileri müritlerine işaret etti. Demokrat Parti ile (1950’de Adnan Menderes’in Demokrat Parti’si ile. Öİ) başlayan süreç 1980 darbesinden sonra renk değiştirdi. Bu tarihe kadar sadece seçmen olmakla yetinen tarikatlar, artık seçilen olmaya başladı. Müritler de aktif siyasete girdi. Tarikatlar, farklı siyasal partileri destekleseler de hep sağ görüşlü oluşumların içinde yerini aldı. Sadece merhum Ecevit’in DSP’si cemaatlerden oy almayı başardı."

YÜZ KARASI OLUR

Araştırmaya tarikat temsilcileri katılıp demeç verdiğine göre işin rengi değişip hukuksal bir boyut kazanıyor. Hele 14 Temmuz günü Korkut Özal’ın yaptığı tanıklıktan sonra. Özal’a göre cemaatler bu seçimde de etkili.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 174. maddesi tarafından korunan devrim yasalarından biri olan 30 Kasım 1925 tarihli Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasına Dair Kanun’a göre tarikatlar (Nurculuk, Nakşibendilik, Süleymancılık, vb.) ve cemaatler (Fethullahçılık) iki kez suç işlemektedirler. Birincisi 30 Kasım 1925 tarihli kanuna, ikincisi seçim kanununa göre. Doğal olarak başta AKP olmak üzere tarikat ve cemaatlerle işbirliği yapan siyasal partiler de suç işlemektedirler.

Bu benim seçimle ilgili son yazımdı. Son sözüm: Açıkladığım üç nedenden dolayı bu seçim AKP açısından meşruiyetini yitirmiştir! Seçimi kazanırsa, bu, Türkiye için yüz karasıdır!
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI