Demlisol partiyi ancak sol tabanları temizler!

Kurthan FİŞEK
Haberin Devamı

Deniz Baykal'ın dünkü söylemi ilginçti, önemliydi: ‘‘Kabul göreceğini bilsem, eskiden olduğu gibi, Sayın Ecevit'in liderliğindeki bir CHP-DSP ittifakı çağrımı yenilerim, yinelerim...’’

Ama, söylem başkadır, eylem bambaşkadır.

İslami terimlerle, ‘‘Olmayacak duaya âmin demektir...’’

* * *

Arkadaşlar benden DSP hakkında bir yazı yazmamı istediler.

1997 yılına gitti hafızam... Başta ben, herkes çok iyimserdi.

Ecevit başbakan yardımcısı... Zekeriya maliye nazırı... Şükrü hem Kıbrıs sınırlı-sorumlusu, hem hükümetin nöbetçi gevezesi... Hikmet okuma-yazma görevlisi... Hüsamettin dünyevi dinlerin laik sorumlusu... İsmail hariciye... Nami çalışma ve sosyal güvenlik... Gemici fakir-fukaracı... Hikmet Sami nöbetçi hacı... İstemi kültür... Müstafi Mümtaz vicdani muhalefet...

Bu manzara-i umûmiyeyi gördükten sonra dediydim.

‘‘Daha ne istiyorlar? Memleket onların... İçişleri bakanlığını ANAP'a, Çankaya Köşkü'nü babalarına gaptırmasalardı, yeme de yanında yat...’’

* * *

Bir buçuk yıl sonra, hükümetin durumu apaçık ortada...

Herkes birbirinin dibini oyuyor, birbirinin başının etini yiyor.

CHP de, kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor.

Deniz Baykal'ın Ecevit liderliğindeki her türlü ittifaka hazır olduğunu söylediği saatlerde, Bülent Bey, Esenboğa Havaalanı'nda, Alaattin Çakıcı'ya çektiği teşekkür telgrafını şaşkın şekilde okuyordu.

‘‘Çekmişimdir, nezaket icabıdır!’’ dedi.

Çakıcı'yla telefon, mektup, telgraf, teleks, faks, internet muhabbeti olmayan bir tek ben kaldım galiba...

Şimdilik, bir de, CHP'liler...

* * *

Arkadaşlar benden DSP konusunda yazı yazmamı istediler.

Üstelik, DSP-CHP ittifakının olup olmayacağını vurgulamamı rica ettiler.

CHP'yi biliyorum... Kızıyorum, ama, oy da veriyorum...

Ya DSP? Onu pek anlayamıyorum......

* * *

Gerçi iktidar partilerinden birini iktidardayken kapatmak zor, ama DSP'nin bazı ilginç özellikleri var. Anayasa Mahkemesi'nde duruyor zabıtlar...

1 Kuruluş ve örgütlenmesini en zor tamamlayıp ‘‘fahri üyelik’’ diye bir kavram icat eden tek parti olmak...

2 Üye kayıtları konusunda Anayasa Mahkemesi'nden en çok ‘‘ihtar’’ alan parti olmak...

3 Kuruluşunun daha birinci yılı bile dolmadan, 612 kurucu üyesinden 233 tanesini ihraç eden bir parti olmak...

4 Kendi üyeleri tarafından bağımsız yargıya en çok şikâyet edilen parti olmak...

5 İl-ilçe yönetimlerini en çok değiştiren parti olmaktan öteye, en az kurultay yapan, merkez karar organlarını en az toplayan parti olmak...

6 Genel başkan ve eşi dışında başka hiç bir üyesi yokmuş izlenimi uyandıran tek parti olmak...

7 Milletvekili ve belediye başkan adaylarını bile partiye üye kaydetmeyen tek parti olmak...

8 Girdiği bütün seçimlerin hiç birinde ‘‘ön seçim’’ yapmayan tek parti olarak, 1995 seçimlerindeki 76 milletvekilinden 15'ini kaybetmek ve Kubilay Uygun gibi fırıldıklar yaratıp elâleme maskara olmak...

9 Kurucu üyelerinin % 90'ını başka partilere kaptıran tek parti olmak...

* * *

Arkadaşlar benden yazı yazmamı, konuşmamı istediler.

Stalin böyle gaza gelir, böyle başlardı.

Şükürler olsun, yalan yazmadım. Demokrasiye inandığım için yazdım.

Solumsu tabanların ‘‘birliktelik-beraberlik’’ isteklerinin ne gibi engellerle karşılaştığını, karşılaşacağını göstermek için yazdım.













Yazarın Tüm Yazıları