Gündem Haberleri

    Demirel, 20 milyon kişi gelecek deyince korktum

    Hürriyet Haber
    29.12.2000 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Almanya'nın eski Başbakanı Helmut Schmidt geçenlerde yayınlanan kitabında, bir Türk Başbakan'ın kendisine ‘‘Türkiye'deki yüksek nüfus artışıyla 20'inci yüzyılın sonuna kadar Almanya'ya 20 milyon daha Türk işçi göndereceğiz’’ dediğini yazıyordu. Bu başbakan kimdi ve ne zaman söylemişti bunu? Schmidt bu sırrı ilk kez Hürriyet'e açıkladı.

    Avrupa'yı Türkiye'nin AB üyeliğine karşı titreten ve karşı tavır almaya zorlayan bu sözleri 1970'li yıllarda

    dönemin Başbakanı Süleyman Demirel söylemişti. Almanya eski Başbakanı Helmut Schmidt, bunu Demirel'in kendisine diplomatik bir dille değil, dobra dobra söylediğini açıkladı. Hürriyet'e özel demeç veren Schmidt, bunun, Türkiye'nin AB'ye üyeliğine karşı temel gerekçeyi oluşturduğunu söyledi. AB'ye tam üyeliğin Türkler'e sınırsız bir göç imkanı sunmasının tehlikeli olacağını belirten Schmidt, Türkler'in yüzde 98'inin Sünni-Müslüman olduğunu ve göçün Almanya'da çok büyük kültürel ve sosyal sorunlara yol açacağını kaydetti.

    Eski Başbakan Schmidt Türkiye'nin coğrafi ve kültürel farklılıklar nedeniyle AB'ye ait olmadığını, AB üyeliğine dini değil, stratejik nedenlerden ötürü karşı çıktığını söyledi.

    Hıristiyanlığın Avrupa'nın bir realitesi olduğunu kaydeden Schmidt, ancak bugünkü Avrupa'yı 17'inci yüzyıldan itibaren Avrupa Aydınlanması'nın şekillendirdiğini vurguladı. Avrupa'nın kültürel ve siyasi bir ortak kimliğe sahip olduğunu kaydeden Schmidt, Türkiye'nin bu kimliğin dışında olduğu düşüncesini savundu. Avrupa'nın müzik, mimari, edebiyat gibi kültürel alanda olduğu kadar, hukuk devleti, demokrasi, sosyal adalet gibi siyasi kültürde de ortak bir kimliğe sahip olduğunu vurgulayan Helmut Schmidt, Almanya'da yaşayan Türklerin uyum için Almanca öğrenmesi ve Almanya'nın siyasi kültürünü belirleyen ilkelerine saygı gösterip sahip çıkması gerektiğini söyledi. Schmidt, ‘‘Almanya'nın da bunun için gerekli şartları yerine getirmesi gerekir’’ dedi.

    İşte Helmut Schmidt'in Hürriyet'in sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

    ORTAK KİMLİK

    Ekim ayında yayınlanan ‘‘Die Selbstbehauptung Europas’’ (Avrupa'nın Kimlik İddiası) adlı kitabınızda coğrafi ve kültürel olarak tanımladığınız Avrupa'nın sınırlarını nasıl tarif ediyorsunuz?

    - Okul kitaplarında Avrupa haritası İzlanda ile İstanbul Boğazı, Cebelitarık ile Urallar arasındaki bölgeyi içine alan coğrafya olarak anlatılır. Ancak bu tarif siyasi olarak pek fazla bir anlam ifade etmiyor, çünkü bu durumda İstanbul büyük bir bölümüyle Avrupa kıtasında kalırken, Türkiye büyük bölümü ve nüfusuyla Asya kıtasına giriyor. Yine buna göre Rusya nüfusunun büyük bir çoğunluğu Avrupa kıtasında, toprağının en büyük parçası ise Asya kıtasında kalıyor. Bu açıdan Avrupa kıtasının coğrafi olarak nerede başlayıp nerede bittiği sorusu benim için pek fazla önem taşımıyor. Coğrafi tanım hangi ülkenin AB'ye dahil, hangisinin dahil olmadığı sorusuna bir açıklık getirmiyor.

    Bu soruya Avrupa milletlerinin ortak kimliğiyle cevap aramak daha doğru olacaktır. Avrupalıların din, felsefe, bilim, edebiyat, müzik, mimari ve resim gibi kültürel alanda ortak bir kimliği var. Bu ortak kimliğe, en az kültürel benzerlik kadar önem taşıyan insan onuru, kişi özgürlüğü ve eşit temel haklar prensibine dayalı siyasi kültür ekleniyor. Bu siyasi kültürü hukuk devleti, laiklik, refah devleti ve sosyal adalet olarak özetleyebiliriz.

    STRATEJİK NEDENLE KARŞIYIM

    Siz kitabınızda büyük kültürel farklılıklar nedeniyle Türkiye'nin AB'ye tam üye olarak alınmamasını tavsiye ediyorsunuz. İslam faktörü bu konuda sizin için nasıl bir rol oynuyor?

    - Sorunuzda, benim Türklerin büyük çoğunluğunun Müslüman olması nedeniyle Türkiye'nin AB'ye alınmasına karşı çıktığım eleştirisini sezinliyorum. Bu isabetsiz bir yaklaşım. İslam dinine gösterdiğim ve çok ciddiye aldığım saygıyı sayısız defalar yazılı ve sözlü olarak ifade ettim. Dini hoşgörü benim için en doğal şey. Bu nedenle dünya dinlerinin temsilcilerinin kendi cemaatlerine öteki din ve inançlara karşı hoşgörü göstermelerini yeteri kadar öğretmediklerine işaret ettim. Onlar bugüne kadar Yahudi dini, Hıristiyanlık ve İslam'ın ortak tarihi köklerini ve her şeyden önce de bir Allah'a inanan bu üç dinin ahlaki değer anlayışında mutabık olduğunu halen saklıyorlar. Benim, Türkiye'nin AB'ye alınmaması önerimde İslam bir gerekçe teşkil etmiyor.

    Kitabımdaki satırları dikkatli okursanız, Türkiye'nin AB'ye alınmamasına karşı çok ciddi stratejik, demografik ve her şeyden önce de demokratik gerekçeler var. Burada sadece bir örnek yeterli: Kürtlerin Anadolu'daki durumunu Avrupalılar olarak normal nitelendiremeyiz. Ayrıca ben bu durumun yakın bir zamanda değişeceğine dair bir gelişme de görmüyorum.

    TÜRKİYE'NİN ÇIKARLARI

    Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın Türkiyesiz bir AB'yi ‘‘Hıristiyan Kulübü’’ olarak adlandıran sözünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

    - Özal'ın sözü Avrupa realitesinin elbette bir parçası. AB'nin bugünkü üyeleri çok güçlü olarak Hıristiyanlıkla şekillendi. Ama AB üyesi ülkelerin bugünkü siyasi, hukuksal ve ekonomi kültürünü 17'inci yüzyıldan itibaren giderek ağırlıklı biçimde Avrupa Aydınlanması belirlemiştir.

    Şimdiki Alman hükümetinin de girişimleriyle Türkiye'ye AB'ye aday üyelik statüsü verildi. Bu statüye karşı tavrınızı öğrenmek isterdik.

    - Türkiye'nin AB'ye üyeliği için gerekli şartlar çok yönlü olarak Türkiye'de yok. Bilhassa bu konuda benim getirdiğim coğrafi stratejik gerekçeye dikkat çekmek istiyorum. Türkiye'nin asıl çıkarları Avrupa'nın dışında Ortadoğu ve Orta Asya'ya uzanıyor.

    DEMİREL, DOBRA DOBRA

    Kitabınızda, bir Türk Başbakan'ın size, ‘‘Türkiye'deki yüksek nüfus artışıyla 20'inci yüzyılın sonuna kadar Almanya'ya 20 milyon daha Türk işçi göndereceğiz’’ dediğini yazıyorsunuz. Hangi başbakandı ve ne zaman söyledi bunu?

    - Bunu 20 yılı aşkın bir süre önce dönemin Başbakanı Demirel söyledi. Ben bunu 1990 yılında yayımlanan ‘‘Almanlar ve Komşuları’’ adlı kitabımda da detaylı bir şekilde anlattım.

    Schmidt'in anılarını anlattığı bu bölümde şöyle yazıyor: ‘‘Türkiye'de nüfus çok hızlı arttığı için, bilhassa Almanya'ya göç için büyük bir ilgi var. Yetmişli yıllardı. Başbakan Demirel çok açık ve dobra dobra, yüzyıl dönümüne kadar biz Orta Avrupa'ya 20 milyon daha Türk işçisi 'ihraç etmek' zorundayız’’ dedi. İşte Türkiye'ye AB'ye tam üyelik ve bunun sonucu tüm Türklere sınırsız bir göç imkanı tanınmasının asıl tehlikesi burada yatıyor. Türklerin yüzde 98'i (Sünni) Müslüman olduğu için, bu durumda ülkemizde çok büyük kültürel ve sosyal sorunlar doğuracaktır. Bugün Almanya'da yaşayan Türkler kendileri için de bizim için de memnun edici olmayan bir durumda buraya yerleşmiştir. Bu nedenle ben başbakanlığım döneminde Türkiye'ye mali yardım yapılmasına çaba gösterdim, buna önem verdim, çünkü aynı pakta üyeyiz ve NATO'nun Türkiye'ye ihtiyacı var, ancak fiilen Türk göçünün genişletilmesine karşı direndim. Buna ek olarak Türkiye, Ankara'dan çok kötü muamele gören Ermeni ve Kürt azınlık sorununu halen çözememiş bir ülke.''

    TÜRKİYE İZLENİMLERİ

    Siz kitabınızda Türkiye'yi çok kez ziyaret ettiğinizden bahsediyorsunuz. Bize izlenimlerinizi anlatır mısınız?

    -Ben daha çok iki metropol kent İstanbul ve Ankara'yı tanıdım, ayrıca Karadeniz ve Akdeniz sahillerinin bir bölümünü otomobille dolaştım. Atatürk'ün reformlarına büyük hayranlık duyuyorum. Ağır etnik sorunların dışında kendimi Türkiye'de bazı Yakın Doğu ve Ortadoğu ülkelerinden çok daha huzurlu hissettim.

    İNSAN TANIDIĞI ŞEYE SAYGI DUYAR

    Siz son kitabınızda Türklerin Alman toplumuna uyum sağlayamadığından bahsediyorsunuz. Başarılı bir entegrasyon için Türklere ne görev Almanlara ne görev düşüyor?

    -Türk hemşerilerin en başta Alman dilini öğrenmeleri ve Almanya'nın siyasi kültürünü belirleyen ilkelerine saygı göstermeleri ve bu ilkelere sahip çıkmaları gerekir. Alman devletinin ve toplumunun ise bunun için gerekli şartları yaratmaları gerekir. Türkler ve Almanlar önyargıları bertaraf etmek için birbirlerini daha yakından tanıma ve anlamaya çalışmalıdır. İnsan sadece tanıdığı şeye saygı duyar, bu iki taraf için de geçerli.

    SPD seçim kampanyasında çifte vatandaşlık sözü verdi, ancak bu gerçekleşmedi. Çifte vatandaşlığı entegrasyona engel olarak görüyor musunuz?

    -Ben bu söyleşide partimin değil, kendi fikirlerimi savunuyorum. Çifte vatandaşlık kendisini iki kültüre de ait gören insanlara tanınırsa elbette entegrasyona engel teşkil etmez. Bu ancak göçmen ailelerin ilk iki kuşağını kapsıyor.

    Schmidt'e göre Demirel ve Ecevit milliyetçi liderler

    Helmut Schmidt 1990 yılında yayımlanan ‘‘Die Deutschen und ihre Nachbarn’’ (Almanlar ve komşuları) adlı kitabında anlattığı anılarında da Türkiye ve Yunanistan üzerine izlenimleri, Kıbrıs sorunu, Türkiye'nin AB üyeliği gibi konulara da geniş yer vermişti. Bu anılarında Demirel ve Ecevit'i birbirlerine karşılıklı saldıran milliyetçi iki lider olarak nitelendirirken, dönemin Yunanistan Başbakanı Karamanlis'ten samimi ve karşısındakine güven veren bir siyaset adamı olarak söz ediyor. Schmidt anılarında Yunanistan'ı maddi destekle AB'ye nasıl hazırladıklarını şöyle anlatıyor:

    Karamanlis’i destekledik

    ‘‘Dışişleri Bakanı Genscher ve ben ele alınan tüm sorunlarda Karamanlis ve ülkesini destekleme kararı aldık. Askeri yardımı yeniden başlattık, 9 milyon nüfusu olan Yunanistan'la 40 milyon nüfuslu Türkiye için oranı üçe beş olarak belirledik. Yunanistan'ı hacminin üzerinde gözettik. Askeri yardımla Kıbrıs sorununda bir çözüme gitmek için iki tarafa da baskı yaptık, ancak başaramadık. Yunanistan'a hemen ardından sermaye yardımı yaptık ve buna ek olarak devlet güvencesindeki bir batı Avrupa Bankalar Konsorsiyumu ticari kredi verdi. Hepsi toplam 370 milyon mark tutarındaydı. Bugüne kadar hiçbir Avrupa ülkesine bu boyutta bir maddi yardım yapılmamıştı. Yunanistan ayrıca arzu ettiği U-Botları da aldı. Her şeyden önce ama biz, Yunanistan'ın çok kısa bir zaman zarfında AB'ye alınması için tüm gücümüzle ve başarıyla çalıştık. 1975 yılı sonunda Karamanlis'i ziyaret ettiğimde bu tüm operasyonlar yoluna konulmuştu.’

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı