Teknoloji Haberleri

    Dell EMC Türkiye Ülke Müdürü Sinan Dumlu: Yapay zeka tehdit değil bir fırsat

    Selim ÖZTÜRK / selimozturk@hurriyet.com.tr
    29.09.2017 - 14:56 | Son Güncelleme:

    Dell EMC Forum 2017, 3 Ekim tarihinde kapılarını açıyor. Wyndam Grand Levent'te tüm gün sürecek etkinlikte BT profesyonelleri bir araya geliyor. İşletmelerin dijital geleceğini şekillendirmesine yardımcı olacak yeni teknolojiler bu dev etkinlikte konuşulacak. Bu bağlamda etkinlik öncesi bir araya geldiğimiz Dell EMC Türkiye Ülke Müdürü Sinan Dumlu, çokça konuşulan yapay zekadan nesnelerin internetine hayatımızı değiştirecek teknolojileri masaya yatırdı, sorularımızı yanıtladı.

    Yapay zeka teknoloji duayenlerini de ikiye bölmüş durumda. Sizce gerçekten insanlık için yapay zeka bir tehdit mi yoksa büyük bir şans mı?

    Kişisel olarak yapay zekanın geleceğimiz için oluşturacağı tehditten ziyade yaratacağı fırsatları konuşmamız gerektiğini düşünüyorum. Zira bu teknolojinin gelişiminin önünü açmak ve nimetlerinden yararlanmak geleceğin ekonomisinde çok önemli bir yer tutacak.

    Kısa süre sonra algoritmalarla yeni yollar bulmaktan bilişsel zekânın gelişimine uzanan yolda “sanal insanlar” artık bilim-kurgu olmaktan çıkacak. Önümüzdeki 5 yıl içerisinde AI pazarı toplam 153 milyar dolara ulaşacak. Bunun;

    -83 milyar doları robotlar,

    -70 milyar doları yapay zekâ için harcanacak 

    Günümüzde yapay zeka yardımıyla öğrenme sayesinde teknolojik bir parçanın henüz arızalanmadan önce arızalanabileceğini söyleyebilir ve hızla sorunu giderebiliriz. Kendi kendini iyileştiren teknoloji ile şirketler, onarma/kurtarma hizmetlerine zaman ve para harcamaktansa yeteneklerini daha stratejik BT projelerinde kullanabilirler.

    IDC, 2020'ye gelindiğinde operasyonel süreçlerin yaklaşık %20'sinin kendi kendini onarma ve kendi kendine öğrenme becerisine sahip olacağını tahmin ediyor. Bu da söndürülmesi gereken çok daha az sayıda yangın anlamına geliyor.

    Araştırma şirketi PSB tarafından gerçekleştirilen 2016 Geleceğin İşgücü Çalışması ile 10 ülkedeki küçük, orta ve büyük ölçekli işletmelerin yaklaşık 4.000 tam zamanlı çalışanı ile anket gerçekleştirildi. Dell ve Intel’in Geleceğin İşgücü Araştırması’na göre, çalışanların yarısından fazlası (%52), yapay zekanın (AI) sunulmasının işlerini kolaylaştıracağına inanıyor.

    Dell EMC Türkiye Ülke Müdürü Sinan Dumlu: Yapay zeka tehdit değil bir fırsat

    İnsan & makine işbirliği istenen seviyede mi? Gelecekte neler bekliyorsunuz? Önünde bir engel var mı?

    Toplum, makineler ile yeni bir ilişki içerisine giriyor. Çok daha fazla verimlilik ve olasılık içeren bu dönem ile birlikte limitlerimizi zorlayacak, yeni sınırlarla belirleyecek, yeni endüstrilerin oluşmasına tanıklık edeceğiz.

    Yapay zekâ (AI), Artırılmış gerçeklik (AR), Sanal Gerçeklik (VR), Robotik, IoT ve bulut bilişim gibi her geçen gün gelişen teknolojilerin, toplumu, endüstrileri ve iş hayatını nasıl değiştireceğini Dell EMC, Gelecek Enstitüsü (IFTF) ortaklığında 20 uzmanın görüşleriyle hazırlanan raporda bir araya getirdi.

    Bu değişimin ana başlıklarını şu şekilde sıralayabiliriz:

    -Makineler ve insanlar hızla artan inovasyon sürecinde yepyeni bir ilişki içerisinde olacaklar.

    -Teknoloji, insan yaşamını düzenleyen, organize ve otomatize eden bir rol üstlenecek.

    -İş yapış modelleri ve iş yeri kavramı radikal bir değişime uğrayacak.

    -İşletmeler, iş sırasında çalışanların gelişimine katkı sağlayacak eğitimleri artıracak ve okulların rolü tamamen değişecek.

    -Bulut bilişim çok daha fazla süreçlerin içerisinde yer alacak ve günümüzün bulut bilişim sistemleri antika olarak anılacak.

    2030 yılına hazırlanırken elimizdeki teknolojik değerleri içgüdüler, duygular ve yaratıcılıkla birleştirmemiz gerekiyor. Böylece ortaya insan-makine iş birliği çıkacak.
    Dell EMC Türkiye Ülke Müdürü Sinan Dumlu: Yapay zeka tehdit değil bir fırsat

    2030'da daha derin insan-makine ortaklıklarının değişim için bir güç olacağını kabul edersek, iş gücünün tamamlayıcı beceriler geliştirmesi gerekeceğini düşünüyoruz. IFTF beş ana beceriyi / niteliği şöyle tanımlıyor:

    Bağlamsal zekâ: Kültür, toplum, iş dünyası ve insanları anlama

    Girişimci kafa yapısı: Yaratıcılık uygulamak, çeviklik öğrenmek ve geçici çözümleri bulmak ve kısıtlamaları atlamak için girişimci bir tutum

    Kişisel marka yetiştiriciliği: Temel olarak iş hijyeni olarak aranabilir ve elverişli dijital kimlik

    Otomasyon okuryazarlığı: hafif otomasyon araçlarını kendi çalışma ve ev yaşamına entegre etme becerisi

    Hesaplamalı sansasyonelleştirme: Harmanlanmış makine ve insan kaynaklı çıktılardan anlam çıkarma becerisi

    İnsanlar ve teknoloji bugüne kadar daktilodan başlayarak, kişisel bilgisayarlara ve akıllı telefonlara kadar günlük yaşantımızın önemli bir parçası oldular. Özellikle yazılımın gelişmesiyle birlikte makinelerle iletişimimiz değişti.

    Teknolojinin her 5 yılda 10 kat daha güçlendiği düşünülürse, çok daha etkileşimli bir döneme gireceğimiz kesin. Makineler hız, otomasyon ve yüksek verimlilik sunarken, iş yapış şeklimizi tamamen değiştiriyorlar. 

    Makine Öğrenimi (Machine Learning) neyi ifade ediyor? İnsanlığa bu teknolojinin ne faydası olacak?

    Makine öğrenimi, bilgisayarların algılayıcı verisi ya da veritabanları gibi veri türlerine dayalı öğrenimini olanaklı kılan algoritmaların tasarım ve geliştirme süreçlerini konu edinen ve yapay zekanın en umut vadeden alt kollarından olan bir bilim dalıdır.

    Hızla geliştiğini gördüğümüz makine öğrenimi kurumsal hayatta ortaya çıkan devasa verilerin anlamlandırılmasında önemli bir rol oynayacak.

    Büyük ölçekli veriler yakında makinelerin tamamen yeni yollarla anlamasına yardımcı olacak. Örneğin MIT, görsel algı ile gerçekten harika şeyler yapıyor. Makinelere, The Office (Ofis) ve Desperate Housewives (Umutsuz Ev Kadınları) gibi popüler televizyon dizileri izleterek, onlara insanların nasıl davranacaklarını tahmin etmeyi öğretiyorlar.

    MIT araştırmacıları, makine algısının, büyük ölçekli verilerden içgörülerin edinilebileceği endüstrilerde devrim yaratacağına inanıyor. Örneğin bilgisayar vizyonu, tıbbi sorunları tespit etmek üzere insanları taramak için daha ekonomik, daha doğru bir prosedür sağlayabilir. Zaman içinde makineler, tanım alanları için öğrendiklerini kullanmaya başlayacak. Bu da metinler veya sanal dünyalardan öğrenmeyi mümkün kılacak.

    Dell EMC Türkiye Ülke Müdürü Sinan Dumlu: Yapay zeka tehdit değil bir fırsat

    Artırılmış gerçeklik her geçen gün daha da gelişiyor. Bu iş nerelere varacak? Yolun çok başında mıyız?

    Dünyaya bakış açımızı değiştiren artırılmış gerçeklik ve sanal gerçeklik uygulamaları uzun vadede eğitim, sağlık ve birçok alanda çığır açacak gelişmeler yaşanmasını sağlayacak. 2020 yılına gelindiğinde AR gelirlerinin 90 milyar dolara; VR gelirlerininse 30 milyar dolara çıkması bekleniyor.

    2030 yılına gelindiğinde teknoloji bizlerin yerini almak yerine iş yapışımızı değiştirecek. Bir an hayal edin, VR teknolojilerinin iş yerinde yaygınlaşmasıyla herhangi bir yere gitmeden aynı yerde bulunmak mümkün. Y kuşağının %67’si yüz yüze toplantıların geride kalacağına inanıyor.

    Küresel Geleceğin İşgücü Araştırması'na katılan katılımcıların %67'si profesyonel hayatlarında Artırılmış Gerçeklik (AR) / Sanal Gerçeklik (VR) ürünlerini kullanmak isteyeceklerini kaydetti. Önümüzdeki birkaç yıl içinde VR/AR'ın tepe noktaya ulaşmasını bekleyebilirsiniz.

    Kısa bir süre içerisinde cihazlar, insanları tek sınırın kendi hayal güçleri olduğu paralel dünyalara itecek. Fiziksel ortamın zaman ve maliyet engellerine takılmadan yeni beceriler edinecek, hizmetler sağlayacak ve diğer insanlarla etkileşim kuracaklar.

    Fiziksel ve sanal dünyaların birbirinin içine geçmesi, eğitimi dokunma gibi daha üç boyutlu duyular ile hayata geçirerek derslerin, klasörlerin ve aralıksız not almanın sonunu müjdeleyebilir. Pokemon Go, günde yaklaşık 700.000 yeni oyuncu kazanıyor ve ilgiyi oyuna çekiyor ama AR ve VR oyundan çok daha fazlası için yeterli olgunluğa erişti. 

    Dell EMC Türkiye Ülke Müdürü Sinan Dumlu: Yapay zeka tehdit değil bir fırsat

    Nesnelerin İnterneti küçükten büyüğe milyarlarla cihazı birbirine bağlayacak çok büyük bir ekosistem. Peki bu hayatımızı nasıl değiştirecek?

    Son dönemde birçok yönetici unvanı ortaya çıktı. Dijitalden Sorumlu Yöneticiler (CDO) son derece popülerken şimdi yeni gelen biri var: IoT’den Sorumlu Yönetici.

    Onlara neden ihtiyacımız var? Çünkü şirketler, operasyonları ve BT birimleri arasındaki uçurumu kapatmak için giderek artan bir baskı altında kalıyor. Yatırım geri dönüşünü ve verimliliği artırma çabasıyla IoT’den Sorumlu Yönetici, tesis ve fabrika yöneticilerinden CIO'lara ve CEO'lara kadar herkesle çalışacak.

    Firmalarını Dördüncü Sanayi Devrimine, yani bugün gezegende bağlı bulunan sekiz milyar cihazın ritmiyle atan bir dünyaya çekmekten sorumlu değişim temsilcileri olacaklar. 2031 yılına geldiğimizde bağlantılı cihaz sayısının 200 milyarın üstüne, yani dünyadaki insan sayısının 25 katı fazlasına çıkmasının beklendiğini hatırlatalım.

    Piyasa büyümesine yardımcı olmak adına tedarikçiler, daha düşük veya sıfır maliyetli güvenilir eğitim programları geliştirip insanların IoT uzmanlıklarını artırmasını ve sektöre katkı sağlamasını daha kolay hale getirmek için sertifikasyona odaklanacak.

    2017 yılında, IoT cihazlarından veri madenciliği yapmak için yapay zekâ gittikçe daha fazla kullanılacak. Bu da insanların doğrudan sesli veya yazılı olarak IoT ile haberleşebileceği şekilde ortamı değiştirecek ve bu yönde olanaklar sağlayacak.

    Dünyanın önemli araştırma şirketlerinden biri olan Forrester'e göre 2016'ya kıyasla 2017'de yapay zekâya %300 daha fazla yatırım yapılacak. IoT uç nokta ve ve bulut boyunca dağıldıkça içgörüler de yapay zekânın ve taşıyıcıların kullanımı ile güç kazanacak. Yapay zekâ, gerçek zamanlı karar alımına sağladığı katkı ile şimdiden iz bırakmaya başladı. Yapay zekânın geleceğine bakıldığında, daha doğal dil becerileri geliştirmek, bağlı bir IoT sistemi potansiyelini gerçekleştirmeye yardımcı olacak. Çünkü dil tabanlı veri açıklamaları, çeşitli cihaz türleri arasında verilerden anlam çıkarmanın daha evrensel bir yolunu sağlayacak.

    Bu yaklaşım sadece veri silolarını IoT türleri arasında bölmekle kalmayacak, aynı zamanda insanların IoT ile doğrudan sesli veya yazılı olarak iletişim kurmasına da olanak sağlamak üzere genişletilebilecek. Yapay zekânın yayılması ise başta iş gücündeki kültürel güçlükler olmak üzere kendi zorluklarını getirecek. Yakın gelecekte yapay zekanın iş süreçlerindeki payının artmasına ilişkin öngörüler, imalat gibi geleneksel sanayilerin baskın olduğu ülkelerde birtakım kaygıları da doğuruyor.

    Dell ve Intel’in yürüttüğü Geleceğin İşgücü Araştırması’nın, Brezilya’daki işçilerin yüzde 41'inin bir robotun işlerini ellerinden alabileceğinden endişe ettiğini belirlemesi de bu durumu kanıtlar nitelikte. Bazı ülkeler, bu fırsatı çalışanlarını yeniden eğitmek ve onlara yeni beceriler kazandırmak için kullanıyor. Örneğin veri bilimciler, içgörüler ve cevaplar için büyük veri havuzlarını gözden geçirmenin ötesine geçmeleri amacıyla makineleri eğitmeye başlayacak ve makinelerin satır aralarını okuyarak bilgi birikimi oluşturmalarına yardımcı olacak. Konuşma dilleriyle iletişim kurma becerisi yoluyla yapay zekâ, verileri farklı bir şekilde yorumlayabilecek çünkü onu daha kısa ve öz bir şekilde parçalara bölebilecek, büyük bir bilgi yığını içinde normalde görülmeyecek nüansları tespit edebilecek ve paylaşabilecek.   

    Dell EMC Türkiye Ülke Müdürü Sinan Dumlu: Yapay zeka tehdit değil bir fırsat

    Nesnelerin İnterneti aynı zamanda büyük bir güvenlik sorununa dönüşebilir mi?

    Yakın zamanda tamircinizin arabanızın yazılım güncellemesine ihtiyacı olduğunu söylediğini duydunuz mu? Evet, doğru duydunuz. Bağlantılı dünya çağında IP adresi olan neredeyse her şey hack’lenebilir. Jeep Cherokee’nin 2015'te başına gelenler hafızalardaki tazeliğini koruyor.

    Bu yıl, saldırı alanının daha da genişlemesini ve BT ağının ötesinde diğer iş alanlarına girmesini bekliyoruz.  Korunması gerekenin sadece veriler değil aynı zamanda HVAC (Isıtma, Soğutma, Havalandırma) altyapısı gibi kalemler olduğunun farkına varmak, gelişen işletmeler için önemli bir bilinçlenmeyi beraberinde getirecek.

    2016, IoT cihazlarından oluşan bir zombi bilgisayar ağının yaptığı en büyük DDoS saldırısına sahne oldu. Bu saldırı, A.B.D.'de 1600 web sitesinin kapanmasına yol açtı. Bir ay sonra ise Dyn'e yönelik önemli bir saldırı A.B.D. genelinde ve Batı Avrupa'nın bazı bölümlerinde büyük bir internet kesintisine yol açtı. Analistlere ve sektör uzmanlarına göre ise bu, sadece bir başlangıç.

    2017 boyunca bilgisayar korsanları, başka saldırılar düzenlemek için IoT cihazlarının zayıf noktalarından faydalanacak ki bu saldırılar, sadece cihazları etkilemeyecek. Bölünmüş IoT pazarının, bu savaşta mücadeleye yardımcı olmak adına, cihazları saldırıya karşı daha savunmalı hale getirecek güvenlik uygulamaları geliştirmek üzere bir araya gelmesi gerekiyor.

    Kurumlar, bu uzmanlığı içlerinde geliştirmeye yatırım yapmaya ve de sürekli olarak güvenlik pürüzlerini izleyip güncelleme yapabilecek ve savunma açıklarını giderebilecek uzmanlar getirmek için personel alımına başlamak durumunda. Aksi halde 2017, gerçekten IoT saldırıları yılı olarak iz bırakacak.

    Bu arada 3 Ekim’de Dell EMC Forum, ilk kez Türkiye’deki BT profesyonelleriyle buluşuyor. İşletmelerin dijital geleceğini şekillendirmesine yardımcı olacak yeni teknolojileri ve konunun önde gelen uzmanlarıyla doğrudan iletişim kurma fırsatı sunacağız.

    Etkinliğe katılan BT profesyonelleri, günümüzde kurumsal teknoloji dünyasının odaklandığı dijital dönüşüm hakkında yeni fikirler edinme fırsatı bulacaklar. Tüm BT profesyonellerini, bahsettiğimiz trendler için 3 Ekim’de Wyndam Grand Levent’te tüm gün sürecek Dell EMC Forum 2017’a bekliyoruz.

    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı