"Elif Çongur" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Elif Çongur" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Elif Çongur

Delikanlı gibi

Sıkılhan Öflan, Atilla Atalay’ın, ömürlerinin en şahane yıllarını, berbat eğitim sistemimizin kucağında geçiren, çocuklukla erişkinlik arasına sıkışan, bir takım kalıp cümleleri duymaktan usanmış, daha şimdiden yorgun ergenlere selamıdır.

Sıkılhan’ın hikâyesini, birilerinin kendisiyle diyalog kurma çabalarından müteşekkil telefon konuşmalarından takip ederiz. Telefondaki herkes yanılsamanın kralını yaşamaktadır, herkes sanmaktadır. Her defasında dayanabildiği noktaya kadar konuşur, sonra usulca kapatır telefonu.

Bir kere kendisini Sıkılhan’ın kız arkadaşı sanan, daha da fenası birini sevmeyi “Birini sevdiğinizi anlamanın beş yolu” düzeyinde bir şey zanneden Bunalgül’ün “Aşkım, sence ilişkide kaçan mı kovalanır?” düzeyinde sorularına muhataptır. Annesi, anne olmayı “Bize her şeyini anlatabilirsin yavrucuğum” demekten ibaret sanmakta, babası, babalığı makalelerden öğrenilebilecek bir şey zannetmektedir. Dayısı Ömür Kartzambak, Sıkılhan ve kuşağının hayatının kızlarla âlemlere akarak geçtiğini düşünmektedir.

Ama en şahanesi Sıkılhan’ın okuluna Kız Meselesi Meslek Lisesi’nden nakil gelen, babası okulun kantini işletirken bir yandan servislere ortak, aynı zamanda müdürün hemşerisi olan, abilerinden biri hapiste, biri BBG evinde yatan Hırgürkan’dır.

Sıklıhan’a ilk talimatı “Bana ‘Reis’ de… Kapattıktan soona numarayı cebinin hafızasına al ‘Reis’ yaz oraya. Hatta bi zahmet Deli Yüreğin melodisini ata bana zil olaraktan” olur. Hırgürkan, delikanlılığı böyle bir şey sanmaktadır.

Okul gazetesinde, kantindeki tostlara konan sucuğun “zar gibi ince” olduğu yazılınca “Bi yanlışlık olmuş, bundan sonra tostlarda ince sucuk dilimi bulunsun, etek giyer dolaşırım okulun koridorlarında” der. Hırgürkan, erkekliği böyle bir şey sanmaktadır.

Hırgürkan’ın annesi, Hırgürkan’la birlikte Vursıkcan, Dayınur ve Dövünç isimli abilerine silah taşımama yemini ettirince dengesi fena bozulmuştur. Hatta Dövünç abisi, tabancayı belinden çıkarınca sağa doğru yamulmuş, yeniden dengesine kavuşabilmek için beline demir terazi kiloluğu takmıştır. Hırgürkan Sıklıhan’ın ocağına düşmüştür. Maç sonrası sevincinde onun yerine havaya ateş etmesini ister. Aslanlar tarih yazmaktadır, Fatih Hoca Avrupa’yı dize getirmektedir, Hırgürkan elini belini atıyor tapancasını bulamıyordur, tak tak tak saydırmak, tetik basmak, mermi yakmak, kurşun saçmak istiyordur. Hadiseye sıcak yaklaşmayan Sıkılhan’a “Türk diil misin lan sen, dur lan orda kafana demir kilolukla vurmak suretiyle darp edicem” der. Hırgürkan, memleketi sevmeyi böyle bir şey sanmaktadır.

Kulüpler Birliği toplantısında, içinde “temiz futbol”, “adalet”, “yargı” kavramlarının geçtiği bir tartışmada “Maç satan karısını da satar”, “Delikanlı gibi bu delilleri sunacaksın”, “Ben ispiyoncu değilim” gibi ifadelerin geçtiğini duyunca, Sıkılhan gibi usulca kapatmak istedim telefonu.

Gerçi, “Başka başkanlar gibi botoks mu yaptırayım?” gibi Çılgın Sedat’a delikanlılığın kitabını baştan yazdıracak cümleleri de duymuştu bu kulaklar. Trabzonspor’un haklarının, delikanlılık söylemi içine yerleştirilmiş bu tehditkâr ton ve tavırlarla aranmasını, delikanlılık kisvesi altında her tür cinsiyetçi, ayrımcı hakareti mubah gören bir dille temiz futbol istenmesini anlamak mümkün değil.
Alo Sıkılhan… Alo…
Kapatmış.


X