Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Deli gibi toryum arıyoruz

BÜYÜK dönüşün tarihi 20 Mart 2005. Büyük dönüşün yeri Paris. Dünyanın önde gelen ülkeleri Paris’te, bu tarihte, tüm çevrecileri kızdıracak bir karar alıyor:

Nükleer enerjiye dönüş.

Kaderin garip cilvesi mi, bazı ülkelerin aralarındaki anlaşmazlık mı, önümüzdeki yıllarda karanlıkta kalma korkusu mu?.. Belki hepsi birlikte, nükleer enerjiye dönüş kararına hız kazandırıyor.

Bu dönüşte, Türkiye de var. Yani, Türkiye de nükleer enerji santralı kurmaya karar veriyor.

DAHA BİR HAFTA ÖNCE

Son bir haftadır kuş gribiyle yatıp, kalkıyoruz. Ondan önceki hafta, doğalgaz sıkıntısıyla yatıp kalkıyoruz. Burası Türkiye, hayat çok yönlü ve hızlı akıyor. Onun için, daha bir hafta önce ne yaşadığımızı unutuyoruz.

Bir hafta önce, Rusya-Ukrayna Doğalgaz Savaşı var. Bir hafta önce, hepimizin kabusu doğalgaz kesintisi.

Kuş gribi, doğalgaz kesintisini halkın gündeminden belki düşüyor, ama Ankara’nın gündeminde durum farklı.

2005 Mart’ında Paris’te dünya genelinde nükleer enerjiye dönüş kararı, 2006’nın ilk günlerinde Ankara’da pratiğe yansıyor. AKP Hükümeti nükleer santral kurma kararı alıyor.

TEKNİK SÜREÇ

Bir nükleer enerji santralı kurmak için, önce Uluslararası Atom Enerjisi’nden izin almak gerek.

Genel bir kural var. Nükleer enerji santrallarının dünyada zaman zaman felaketlere yol açtığı dikkate alınarak, bu santralları kurararken, her aşamada halkın bilgilendirilmesi gerek. O nedenle, önümüzdeki günlerde Başbakan Erdoğan’ın bu yönde bir açıklamasıyla karşılaşmak sürpriz değil.

Günümüzde nükler santralın maliyeti 5-6 milyar dolar. Santralın planlanması ile üretime geçmesi arasındaki süre yedi yıl.

Nükleer santral için Türkiye’de şu anda sekiz yer var. Deprem riski taşımayan bir arazi, su kenarı bir arazi yer seçiminde akla ilk gelen iki önemli etken.

Santral yapımcıları arasında ABD, Fransa, Kanada, Almanya, Güney Afrika ve Güney Kore var.

Gerek teknik, gerekse mali açıdan santral yapım kararı ve uygulamasının çok şeffaf olması gerek. Ayrıca, firma seçerken, çok önemli bir nokta, teknoloji transferi.

2020’DE ALARM

Birkaç ay önce Enerji Bakanı Hilmi Güler’le yaptığım bir sohbeti anımsıyorum.

Güler o sohbette, üstüne basa basa, "tüm kaynaklarımızı kullansak bile, 2020 yılında enerji açığımız var, onun için nükleer enerjiye geçmek zorundayız" diyor. Hatta, bir değil, belki iki nükleer santral kurmak gerekebilir" diye ekliyor.

Erdoğan daha o tarihte bu yöndeki çalışmaların bir an önce bitirilmesini istiyor.

On gün önce doğalgazda yaşanan sorun, şimdi bu süreci daha da hızlandırmış görünüyor.

Nükleer santralın sakıncalarını belirttiğimde, Hilmi Güler, dünyada 440 tane nükleer enerji santralı bulunduğunu, 31 tane de yeni yapılmakta olduğunu söylüyor.

Türkiye’deki kentleşme ve sanayileşme enerji ihtiyacını, hızla artırıyor. AKP, çözümü nükleer santralda görüyor.

BİZDE HAMMADDE VAR

Nükleer santralların iki hammaddesi var. Uranyum ve Toryum. İkisinden de, enerji üretmek mümkün.

İki madde de, yabancı. Ama, Türkiye bunlardan özellikle birine yabancı değil. Türkiye’de zengin toryum yatakları olduğu belirtiliyor. Toryumun yanı sıra, uranyum da var. Ama, asıl toryum.

Türkiye’de son aylarda deli gibi toryum aranıyor. Nükleer santral kararına ilişkin resmi açıklamanın tarihi uzakta değil.

ABD’nin kuş gribi iddiası

KUŞ gribi nedeniyle Avrupa Basını Türkiye’yi yerle bir ediyor. AB bağlantısından yola çıkarak, "işte bunlar böyle geri bir ülke" karalaması manşetlerde. Ne yazık ki, haksız değiller. Çünkü, mal ortada.

ABD basını, Avrupa’dan geri kalmıyor. Hatta, onlar "Türkiye kuş gribini önce sakladı, saklandığı için bu kadar hızla yayılıyor" iddiasını ortaya atıyor.

İlk alarmın Ağustos’a kadar gittiğini dünya alem biliyor. O zaman da, yayılma ile uygulama arasındaki kopukluk, her iddiayı gündeme taşıyor.
X