Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

’Deli değil, zırdeliymiş!’

REFİ Cevat Ulunay, Türk Basın Tarihi’ne "Atatürk’ün, 150’likler listesine koyup yurtdışına sürgüne gönderdiği gazeteci" olarak geçmiştir.

Ulunay, kalemi güçlü bir yazardı ama kara günlerin kara gazetecisiydi. Anadolu’da kurtuluş savaşı yapanlara ateş püskürüyor, işgalci İngiltere’yi destekleyerek şöyle diyordu:

"İngilizleri bekliyoruz. Türkler kendi güçleriyle adam olamaz. İngilizler elimizden tutarak bizi kurtaracak!" (16 Nisan 1920-Alemdar Gazetesi)

İşgal yıllarında İstanbul’da yayınlanan gazetelerin önemli bir kısmı işgal kuvvetlerini destekliyor, Ali Kemal ve Refi Cevat Ulunay "mütareke basını"
nın önde gelen isimlerini oluşturuyorlardı.

Mütareke basını, Millî Mücadele tarihimizde yüz karası bir olaydır. Birçok gazete, işgalci devletleri desteklemiş ve hain yayınları ile halkı zehirlemeye çalışmıştır!

* * *

Gazeteci kökenli eski Turizm ve Tanıtma Bakanı Dr. Alev Coşkun, Atatürk’ün Samsun’a çıkmak üzere İstanbul’dan ayrılmadan önceki son 6 ay içinde yaşanan inanılmaz olaylarla dolu serüveni, bilinmeyen yönleriyle kaleme alıp bir kitap yaptı: "Samsun’dan Önceki 6 Ay -İşgal, Hüzün, Hazırlık" (Cumhuriyet Kitapları)

Kitapta, İngiliz hayranı Refi Cevat Ulunay’ın, Mustafa Kemal Atatürk’le yaptığı bir konuşma var ki, mutlaka okunmalı.

Ulunay, Mustafa Kemal Paşa’yı, bir gazeteci olarak, Şişli’de kaldığı evde ziyaret eder. Çanakkale Savaşları’na ilişkin sorularını bitirdikten sonra ayrılmak üzere ayağa kalktığı zaman Mustafa Kemal, "Bu vatan, içine düştüğü bu felaketten nasıl kurtarılır, diye bir sual sormanızı isterdim" der. Ulunay şöyle cevap verir:

"Ben bu vatanın kurtarılmasını mümkün görmediğim için böyle bir sual düşünmedim. Neyle, hangi askerle, hangi silahla, hangi parayla? Maalesef paşam, vatan kupkuru bir çölden farksız oldu. Affınıza sığınarak arz edeyim ki, artık bu kupkuru çölde hiçbir hayat belirtisi yok!"

Mustafa Kemal Paşa kaşlarını çatar:

"Çöl sanılan bu álemde saklı ve kuvvetli bir hayat vardır. O, millettir. O, Türk milletidir. Eksik olan şey teşkilattır. Bu teşkilat organize edilebilirse, vatan da, millet de kurtulur. Bunu böyle bilesiniz Refi Cevat Beyefendi!"

Refi Cevat Ulunay, matbaaya dönünce arkadaşları "Anlat" derler. Anlatır:

"Şu sıralar Anadolu’ya geçilir, milli direniş harekete geçirilirse, Fransızı da, İngilizi de, İtalyanı da memleketten kovulur, vatan istiklaline kavuşur, millet de esaretten kurtulurmuş! Anladınız mı arkadaşlar? Bu adam, deli değil, zırdeliymiş!"

Refi Cevat, Milli Mücadele’ye hiç inanmaz. Anadolu’daki kurtuluş savaşçıları için çok ağır yazılar yazar, kahramanlara küfreder, hakaretler yağdırır!

* * *

Kurtuluş Savaşı kazanıldıktan sonra Refi Cevat Ulunay, 150’lik listenin içinde yurt dışına sürgüne yollanır. Uzun yıllar sonra genel af çıkınca yurda döner, 1968 yılında 78 yaşında ölünceye kadar 15 yıl Milliyet Gazetesi’nde köşe yazıları yazar. Yıllar sonra Ulunay’a "Yanılgınızın pişmanlığını duymadınız mı?" diye sorarlar. Şöyle cevap verir:

"Hayır. Ben haklıydım yerden göğe... O şartlar içinde kurtuluş mücadelesine atılıp Türkiye’yi üç büyük devletin pençesinden kurtarmaktan söz edenlere karşı herkes benim gibi düşünürdü. Böyle düşünen tek adam oydu, tek adam!"

O günlerde entel-dantel takımı bir sürü insan, Ulunay kafasındaydı. Milletine güvenmeyenler, Türklüğün bittiğini, büyük devletlere karşı savaşmanın olanaksızlığını düşünüyor, "İngiliz ya da Amerikan mandası" olmanın daha akılcı olacağını savunuyorlardı. Ne yazık ki, bugün de öyle tipler çok miktarda var!
X