"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

Deli bir gün

Resmen deli bir gün geçirdim. Günler mi demeliyim yoksa?

Neyse ne! Çok düşünecek vaktim yok şu anda.

 

Günlük yazacağım demiştim, yazmaya başlamıştım, sonra bir ara daldım yine, yazmadım, unuttum çünkü. Bugün, yani dün akşam, çaresizce zamana sıkışınca aklıma geldi yine. Oh! Sıkışınca sığınağımın bir günlük olması müthiş oldu bence. Yani psikolojime iyi geldi.

 

Dün sabah saat 6:05’de kalktığımda zaten daha yatalı tam 1 saat 10 dakika olmuştu. O da, tam kafamı yastığa koyduğumda beni çağıran oğlumun yanına uçmamla, artık sıkış tepiş tekme tokat ne kadar uyumaktıysa oydu.

 

Saat çalınca, deli gibi fırladım yataktan. Hep öyle fırlıyoruz zaten, siz de, ben de. Hepimiz.

 

Oğlanı sürükleyerek kaldırdım. Okulun son günü dündü onun için. Sınıfta parti vardı ve ben -ne akla hizmet yapamayacağım şeyin sözünü veririm ki!- sınıfa Pınar Labneli salatalıklı sandviçler yollarım demiştim öğretmene.

 

Hey Allah’ım, bütün anneler sürekli döktürüyor ya, ben de kendi çapımda en hızlı ve en sevilen ne yaparım diye düşününce aklıma bir bu geldi, ne yapayım.

 

Aç Yonca bir parantez:

 

(Burada yani Dubai’de ve Körfez Ülkelerinde, Labne deyince akan sular duruyor. Hele de Pınar Labne deyince durmayı bırakın, donuyor!)

 

Neyse uçarak onları hazırladım. Folyoladım. Çocuk hazırlandı, kahvaltısını etti, onu uğurladığım gibi soluğu ofiste aldım. O arayı hatırlamıyorum. Bir şekilde giyinmeyi filan akıl etmişim.

 

Aman Allah’ım, sanki dünyanın tüm aksilikleri benim son günümü buldu. Ep öyle olur ya zaten. Yani hala her şey normal aslen. Satınalma olayı bir felaket demek bizim şirkette. Satınalamama desem daha doğru olur ve bir bilinmeyenle karşılaştık ki “Ölüvericem şimdi ha!” dedim durdum. Dedim de ne işe yaradı ki? Hiç.

 

Bu arada, her şeyi bitirmem ve saat tam 17:30’da kızımın 4 gündür katıldığı dans çalışma grubunun özel gösterimine yetişmem lazım. Aslındasaat 18:00’de başlayacak gösteri ama, öyle bir kuyruk oluyor ki, çocuğu izleyebilmek için kuyruğa erken girersem iyi yer bulma şansım oluyor. (çok fazla “oluyor” dedim biliyorum ama şu an geri dönüp düzeltmeye vaktim yok ki!)

 

Kızım daha önce de demiştim (demiş miydim acaba? Bazen kafamdan konuşuyorum herkese de söyledim sanıyorum), ciddi ciddi dans kariyeri yapmak için (şimdilik hayali bu) çalışıyor. Çok şanslıyız ki burada gittiği dans okulunun başındaki kadın olağanüstü. (Sharmila Kamte gerçekten başka bir yazımın anakonusu olacak, söz ve aklıma not) Ta Amerika’dan Michael Jackson’un koreograflarından biri olan Tony Stone’u getiriyor kaç senedir. Kızım da onunla çalışma şansı elde ediyor ikidir. (Uzatmayayım dedikçe uzuyor sakız gibi cümleler, ya sabır!)

 

İşteki sorunu yarım yamalak çözdük. Kalanını devrettim. Artık Yalıkavak’dan takip ederim. Bu nasıl işe mola vermekse artık, yine bilgisayar aldırttılar yanıma, delirmek istiyorum. Blackberry’den de bulantı geldi içime. Neyse… yine…

 

İnsan Kaynakları ile son işlerimi hallettim. Kime ne bıraktığımın üzerinden geçtik falan filan...

 

Saatler nasıl geçiyor o arada bir bilseniz, nefesimi tutmuş şekilde koşuyorum ofiste bir oraya bir buraya. Kafamdan da “Bavula ne koyarım, alınması gereken ne vardı, var mıydı alınacak bir şey acaba, eyvah eyvah zaman yok ki alayım unuttuysam da... boşver Yonca neyse ne... elbet çıkarsın yola bi şekilde...” vs gibi sürekli konuşuyorum tabi.

 

E tabi her şey son dakikaya kalır!

 

Ne patron karar verebildi iznime, ne ben! Ne de en büyük patron...Zaman hızlı akıyor ama kararlar hep yavaş.

 

Her şey son dakika hep hep hep!

 

İşten koşarak çıktım. Oğlumu aldım. Kızım için kuyruğa girdim. Eşim geldi. Bekledik ayakta tıklım tıkış yüzlerce insan arasında. Girdik salona. Işıklar söndü ve bu 4 gün içerisinde ne öğrendilerse onlardan oluşan bir gösteri sundular.

 

Yemin ederim, ağzımız açık kaldı. Yine.

 

Yoğun çalışmak nasıl da işe yarıyor, çocuklar nasıl da nereden nereye geliyorlar aklınız durur. Müthişti başardıkları şeyler. Drama, bale, hip hop, street jazz, body beats, latino ve Bollywood çalıştılar 4 gün sabahtan akşama. Bayılıyorum dansa ba-yı-lı-yo-rum. Çocuklarımın sevdikleri şeyi yapmalarını gözümü kırpmadan nefes almadan binlerce saat izleyebilirim. İzlemek istiyorum. AMİN! (Oğlumu da futbol oynarken izlemeye doyamıyorum mesela.)

 

Kızımı izlerken zaman durmuştu, o bitti, zaman yine çıldırdı.


Oradan kızımı eve bıraktık. Oğlumun dişi çürümüş(tü) meğer (yine son dakika pek tabi!), 2 gece önce anladık(tı). Haydiii koştuk imdadımıza Dr. Tuba Büyüközer yetişti bu defa! Yani nasıl şanslıyız ki şu Dubai’de her derde deva bir Türk doktorumuz var ve de en alasından! Soluğu onda aldık. Dişi şipşak halletti. Hatta öyle güzel ve pıt diye halletti ki, oğlum da inanamadı ben de! Alnından filan öpmek istedim Tuba’yı o dakika; ama hastalandığı için bize geçer diye maskesini çıkarmayı bile kabul etmedi
J. O bir doktor nitekim.

 

Tuba şu an okuyorsan, öptüm seni bilesin. Bizi büyük bir dertten kurtardın!

 

Oradan fırladık eve geldik.

 

Eşyalar, paletler, gözlükler, giyilecekler, kitaplar, onlar bunlar şunlar, at bavula, at bavula, at bavula...

 

Şarj aletleri zaten bir koca bavul tutuyor yemin ederim, bu teknoloji mahvetti bizi!

 

O arada yemek yemeyi unutmuşum meğer. Koca gün insan bir paket fındıkla mı durur el insaf!

 

Hemen bir salata, mercimek, bulgur ve yoğurt yedim. Sakin olmaya kendim tarafından telkinlendim.

 

Oturdum jet hızıyla bi bavula tişört atıyorum, bi geliyorum bu satırları yazıyorum.

 

Uçağın kalkmasına tam 3 saat var, alana gitmemize ise 1 saat.

 

Oğlan uyuya kaldı kanepede. Kızım gecenin şu saatinde (saat şu anda 23:30) hala dans ediyor, onu gören Ginger onunla bir, aynı tempoda sürekli havlıyor ve zıplıyor, bavul bana ben bavula bakıyorum ve içimden sürekli ah bir çay içemedim bu akşam gibi saçma şeyler geçiyor.

 

Düşünebiliyor musunuz evdeki deli manzarayı. Düşünebilmiş olun ne olur...

 

***

Şu an artık günlük münlük yazacak zaman da kalmadı.

 

Bavula kendimi de koyup kapatsam tam olacak.

 

Yoksa uçak daaa, çocuklarımın dört bin gözle beklediği tatil de kaçacak.

 

Bekle bizi Yalıkavak.

 

“Uçuyoruz ne güzel kamikazeeee...”

 

Tıklayın Radyo Ben’de Nil çalıyor valla J.

 

Yonca

“havada-r”

“geveze”

“çok şükür şu güne geldik”

Deli bir gün

Dinlemek için tıklayın...

X