"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Değiştirmeden önce Anayasa’yı okumak gerek

AKP’nin, kapatma davasına karşılık bir Anayasa değişikliği hazırlığı içinde olduğu biliniyor.<br><br>Ankara’dan gelen haberler, AKP’li hukukçuların bu amaçla sürekli toplantı halinde olduklarını anlatıyor.

Bu konudaki tüm gelişmeleri Hürriyet’te okuyorsunuz.

MHP ile de bir yandan temas çaresi aradığını, ama MHP’nin, DTP’nin kapatılmasını zorlaştıracak bir değişikliğe razı olmadığını da bu haberlerde öğrendim.

AKP’li hukukçuların üç maddelik bir mini Anayasa değişikliği planladıklarını da okudum.

Yargıtay Başsavcısı’nın tek başına dava açma yetkisinin kaldırılması, kapatma kararı için nitelikli bir çoğunluk aranması gibi "ince detaylar" veriliyor haberlerde.

Bu haberleri elbette gazeteciler oturdukları yerden uydurmuyorlar.

Partilerin içindeki kaynaklarından, komisyonlarda görev alan milletvekillerinden ve hukukçulardan bu bilgileri edinip haberleştiriyorlar.

Benim dikkatimi çekense şu: İktidara gelmiş ve kapsamlı bir Anayasa değişikliğini de programına almış bir partinin hukukçuları, acaba Anayasa’nın 138. maddesini hiç okumadılar mı?

Bu maddenin üçüncü paragrafında bakın ne deniliyor:

"Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisi’nde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz."

Diyanet’ten bir açıklama bekliyorum

DÜN gece hicri kameri takvime göre rebiülevvel ayının 12. gecesiydi. Müslüman dünyasında bu tarih, son peygamber Hazreti Muhammed’in doğum günü olarak kutlanıyor.

İslam’ın ilk yıllarında kutlanmayan ancak hicri 3. yüzyıldan beri kutlanan bir gece bu.

Osmanlı Padişahı 2. Selim’in, mevlit gecesi camilerde kandil yakılmasını emretmesinden beri de Mevlit Kandili olarak anılıyor.

Şiiler, Mevlit’i rebiülevvel ayının 17’sine dönen gecesi olarak kabul ediyorlar ve bu iki tarih arasındaki haftayı da Vahdet Haftası olarak kutluyorlar.

Hazreti Muhammed’in doğum tarihi, miladi takvimde 20 Nisan’a denk geliyor.

Türkiye’de, Diyanet İşleri Başkanlığı da bu tarihi içine alan haftayı "Kutlu Doğum Haftası" olarak kutluyor.

Yani bir yıl içinde iki kere "Mevlit" kutluyoruz.

Müslümanların peygamberlerini anmak için özel günlere ihtiyaç duymayacaklarına kuşku yok. Bu her an yapılabilecek bir şey ve inanan için sevabı da büyük. İnanmayanlar için bir şey söylemek elbette mümkün değil.

Benim yanıtını bulamadığım soru şu: Bütün dini günlerimizi hicri kameri takvime göre kutluyoruz. Şeker Bayramı’nı, Kurban Bayramı’nı, ramazanı, kandil günlerini miladi takvimle kutlamıyoruz. Bunlar hicri kameri takvime göre belirleniyor ve her sene değişen miladi tarihlerde kutlanıyorlar.

Eğer, bu kutlamaları her sene belli bir dönemde yapmak gerekiyorsa neden hepsi miladi takvime göre yapılmıyor?

İslami gelenek, hicri kameri takvime göre kutlamayı gerektiriyorsa
neden "kutlu doğum haftası", Mevlit Kandili’ni içine alacak şekilde düzenlenmiyor?

Diyanet İşleri Başkanlığı, bunun nedenini açıklasa da hep birlikte öğrensek iyi olur.

Başbakan’a bir önerim var!

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ın Çanakkale Zaferi’nin yıldönümü nedeniyle yaptığı konuşmadaki tutumu, kapatma davasını bir hukuki süreçten çıkartmak isteğinin ifadesidir diye düşünüyorum.

Başbakan, belli ki "laikler" ile "inananlar" gibi bir ayrım yaratmaya ve bundan siyasi bir zafer elde etmeye oynuyor.

Mehmet Akif’in "imandır, o cevher ki ilahi ne büyüktür / imansız olan paslı yürek sinede yüktür" dizelerini okuduktan sonra, "Seyit Onbaşı’yı Seyit Onbaşı yapan da odur. Herhalde buna da laikliğe aykırıdır demezler" sözlerini sarf etmesinin başka bir anlamı yok.

Seyit Onbaşı, Çanakkale Savaşı sırasında Mecidiye Tabyası’ndaki vinç arızalanınca her biri 276 kilogram olan top mermilerini sırtında taşıyıp namluya süren kahraman. (Naim Süleymanoğlu’nun silkmede 190 kg kaldırdığını düşünürseniz, ne kadar güçlü olduğunu tahmin edebilirsiniz, ama herhalde Naim de "serbest ağırlık kaldırmada" bu kiloya yaklaşabilir ya da geçebilirdi.)

Yaptığı işin ne imanla ilgisi var, ne de bugünün laiklik tartışmalarıyla.

Eğer o "imanlı" olduğu için savaşı kazandıysak, Osmanlı Ordusu’nu Çanakkale’de bir savunma savaşı yapmak zorunda bırakan, kaybettiğimiz bütün savaşlarda şehit düşen, gazi olan askerler imansız mıydı diye sormak hakkına da sahibiz.

Başbakan’a önerim şudur: Sonucu kimse için iyi olmayacak dini bölücülük yapmak yerine, açılan davadaki savunmanıza odaklansanız ve toplumun laiklik ile endişeleri olan tüm kesimlerini ikna edecek bir özeleştiri yapsanız daha doğru bir politik çizgi izlemiş olursunuz.
X