Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Değişimin adresine ilk kez adli tıp dedektifleriyle gitmiştim

Suçluların giderek profesyonelleşmesi, dolayısıyla işledikleri suçların karmaşık hale gelmesi, buna karşın suçluyu ortaya çıkarmanın daha zorlaşması, emniyet birimlerini de çeşitli alanlarda uzmanlaşmaya zorlamıştı.

Polisin bir bölümü, soruşturmayla suçluyu takip ederken, bir başka bölümü ise delil toplayarak suçun aydınlatılmasına katkı sağlamaya başlamıştı. Emniyette bu nedenle her ilde sadece delil toplamakla uğraşan olay yeri inceleme birimleri kurulması, farklı bir polis tipinin ortaya çıkmasını sağlamıştı. Batıda “Adli Tıp Dedektifleri” olarak nitelendirilen ekiplerin işini Türkiye’de “Olay Yeri İnceleme Ekipleri” üstlenir olmuştu.
 Olay Yeri İnceleme Ekipleri, suçu delillendirebilmek için suç mahallinde en küçük toz, iz, kıl, tüy, kan, sıvı gibi, akla gelebilecek her emareyi dikkatlice aramaya başlamıştı. Eskiden sadece parlak ve düz yüzeylerden parmak izi alınabilirken, uzmanlaşma ve teknolojinin desteğiyle akla gelmedik yöntemlerle delil elde edilmeye başlanmıştı. Onlar artık farklı bir polis tipiydi. Zira gerçek suçluyu değil, suçlunun ve suçun sessiz tanıklarını arıyorlardı.

HANGİSİ ÖNCE GELECEK DİYE YAKTILAR

Yıllar önceydi; Olay Yeri İnceleme Ekipleri suçluların izini sürerken, onların çalışma yöntemlerini Tempo Dergimiz için izlemiştik. Bu ekiplerle geçirdiğimiz birkaç gün içinde, olay yerlerine gitmiş, nasıl çalıştıklarını görmüş, hikâyelerini dinlemiştik. En ilginç örneklere de Altındağ İlçesi sınırlarında rastlamıştık. Eşlik ettiğimiz ekipler bütün sırlarını ve maharetlerini ortaya dökmeye çaba gösterirken, içinde dolaştığımız mahallelerin ürkütücülüğü aklımıza kazınmıştı.
 O zamanki görüşmelerimiz esnasında yetkililer ilginç bir tespitini de paylaşmıştı. Suç işlemenin sadece ihtiyaçtan kaynaklanmadığını, araç yaktıktan sonra aynı anda hem itfaiyeye hem polise haber vererek, “hangisi önce gelecek” diye seyreden suçlularla bile karşılaştıklarını anlatmışlardı. Kısacası olay yeri Altındağ’ı eski ve virane haliyle görmüş, kötü izlenimlerle dönmüştük.
 Sanıyorum 6- 7 yıl önce Altındağ’daki değişim ve dönüşüm haberleri medyaya yansımaya başladı. Önceleri ne kadar değişebilir fikriyle yazılanları ve söylenenleri dikkate almadım. Daha sonraki günlerde ise meraklı gözlerle sorup soruşturmaya başladım. Sonunda da Ankara’nın ilk yerleşim yeri olan Altındağ’daki değişime daha fazla kayıtsız kalmamam gerektiğini anladım.

KÜLLERİNDEN DOĞAN TARİHİ DOKU

Altındağ Belediyesi’nin 2007 yılında başlattığı restorasyon çalışmalarının ardından adeta küllerinden doğan Hamamönü ise bu isteğimin en önemli nedeni oldu. Hamamönü, artık eski, yalnız, unutulmuş ve küçük bir mahalle değildi. Tam tersi Başkentin dünya turizmine açılan kapılarından biriydi. Daracık sokakları, restore edilmiş tarihi evleri ve her köşeyi dönüşte denizle bütünleşmiş yazlık kasaba hissi veren ruhuyla ziyaretçilerini ağırlayan bir turizm merkeziydi…
 Bu değişimi daha iyi anlatabilmek için geçenlerde bir kez daha Hamamönü’ne gittim. Öncesindeyse tarihi bilgilerimi tazelemek için bazı kaynakçaları gözden geçirdim. Sizlere de aktarayım:
 Ankara’nın en eski yerleşim bölgesi olan Hamamönü, aslında Ankara’nın ilk yerleşim yeri. Cumhuriyetin kurulduğu 1920’li yılların Ankara’sı diyebiliriz. Kentin merkezi konumunda... Mehmet Akif Ersoy’un milli marşımızı yazdığı yer. Dönemin milletvekillerinin, bürokratlarının, aydınlarının oturduğu mahalle… Aslında tarihi çok öncelere dayanıyor. Hamamönü adını, duvarındaki tarihi levhaya göre, 1440 yılından beri hizmet veren Karacabey Hamamı’ndan alıyor. Ankara’nın en eski ve en çok bilinen hamamının ön tarafına denk düşen bu mahalle, bu nedenle Hamamönü adını almış.

ŞEHRİN KALBİNDEYDİ AMA TERK EDİLMİŞTİ

Zaman içinde kentin başka bölgelere doğru gelişim göstermesi ile bu tarihi dokunun asıl kullanıcıları da yer değiştirmiş. Geriye, yaşanması güç, güvenliksiz, sağlıksız ve kentin orta yerinde, kentten ayrı, yaşanması mümkün olmayan bir dünya kalmış... Şehrin tam göbeğinde, ama yıllarca ilgisizlikten kaderine terk edilmiş, insanların geçmeye korktuğu, evsizlerin yaşadığı bir yer olmuş. Yıllar içinde iyice unutulmuş. Özellikle geceleri geçmeye korkulan bu alanların başıboş bırakılması ile kullanıcı kimliği tamamen değişmiş. Bir de üstüne tarihi yapıya bakmanın mali külfeti eklenince, yapı sahipleri kendi evlerinden tamamen umudu kesmişler ve bu bölgeyi terk etmişler. Evlerini ya çok ucuza kiraya vermişler ya da “Evleri sahipsiz kalmasın” diye birilerini ücretsiz oturtmuşlar. Sonra kendileri bile unutmuşlar.
 İşte bu olumsuz havada Altındağ Belediyesi, uyguladığı sistemli ve başarılı projelerle bölgenin değerini yeniden arttırıp, evlerin eski değerlerine kavuşmasını sağlamış. Belediyenin uyguladığı dış cephe ve sokak döşemelerinde yapılan sağlıklaştırmaya paralel olarak, kimi ev sahipleri de çalışmalara destek vermiş.
 Ancak 2007 yılında Altındağ Belediyesi’nin başlattığı restorasyon çalışmaları sayesinde kısa sürede hayata dönmüş, adeta küllerinden yeniden doğmuş. Yeniden hayata tutunan, geçmişe dair hatıralarıyla yeniden canlanan, evleri, sokakları ve kaldırımlarıyla dimdik ayağa kalkan Hamamönü, Ankara tarihinin canlı bir tanığı adeta…

BÖLGESİNE HAYAT VEREN TİRYAKİ

Hamamönü bölgesinde gerçekleştirdiği restorasyon çalışmalarıyla komple bir mahalleye hayat veren Altındağ Belediye Başkanı Veysel Tiryaki, yıkılmaya yüz tutmuş evlerin, kaderine terk edilmiş sokakların ve unutulmuş Hamamönü’nün mimarı oldu. Restorasyon çalışmalarının bitirilmesinden sonra yapılan çevre düzenlemeleriyle restorasyon çalışmaları daha da işlevsellik kazandı. Böylece, Hamamönü’nde turistik bir hareketlilik başladı.
Buraları görmelisiniz!
Ankara’nın yeni trend mekanı haline gelen Hamamönü, artık gündüzleri ayrı, geceleri ise ayrı güzel… Ankara’nın tam göbeğinde olmanıza rağmen size, kendinizi bir sahil kasabasındaymışsınız gibi hissettiriyor. Tarih kokan evleri ve sokakları ile ziyaretçileri geçmişe doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Geçmişte bürokratların, sanatçıların, şairlerin oturduğu evler yenilenmiş yüzleriyle sizlere gülümsüyor.
 Her zevke ve bütçeye uygun restoran ve kafeleri de var. Kebapçıdan geleneksel Türk mutfağı yemeklerine, nefis el açması gözlemelerden dünya mutfağının eşsiz lezzetlerine, aromalı Türk kahvesi ve çay içilebilen kafelerden, kahvaltı keyfine kadar çok değişik yemek ve içecek alternatifleri bulabilirsiniz.

MODERNLE GELENEKSEL SANATIN BULUŞTUĞU SOKAK

Bu arada Sanat Sokağı’na uğramadan sakın gitmeyin. Altındağ Belediyesi tarafından aslına uygun olarak inşa edilen ve 22 tarihi Ankara Evi’nden oluşan Sanat Sokağı’nda modern ve geleneksel el sanatları ile uğraşan sanatçıların atölyeleri bulunuyor. Pek çok sanat dalının icra edildiği bu mekanda sanatçıların hem canlı performanslarına tanık olabilir hem de alışveriş yapabilirsiniz.
 Dinlenmek için ise Altındağ Belediyesi Kültür Sanat Evi’ni ziyaret edebilir, bahçesinde çay içip bir soluk alabilirsiniz. Eğer bir yaz akşamı Hamamönü’ne geldiyseniz, açık hava sinemasında film izleyebilir, geçmişe doğru bir yolculuğa çıkabilirsiniz. Toplam 575 metrekarelik alan üzerine, bölgenin tarihi dokusuyla uyumlu biçimde inşa edilen Kültür Sanat Evi, açık hava sineması, toplantı ve konferans salonlarıyla bölgenin önemli bir ihtiyacına cevap veriyor.

TEŞEKKÜRÜ HAK EDİYOR, ÇÜNKÜ...

El Ürünleri Pazarı’nda Altındağ’da farklı mahallelerde oturan kadınların sene boyunca devam ettikleri hobi ve el becerisi kurslarında öğrendikleri bilgiler ve edindikleri beceriler ışığında ürettikleri eserler ile kendi elleriyle yaptıkları lezzetli yemekler ziyaretçilerin beğenisine sunuluyor.
 Hava karardığı zaman ise bir başka güzel oluyor Hamamönü. Tarihi Ankara evlerini bir de sokak lambalarının ışığında görmenizde yarar var. Aydınlanmış sokaklar, ışıl ışıl kaldırımlar günün yorgunluğunu üzerinizden atmanız için sizleri bekliyor. Nargile ve tavla oynayarak eğlenebilir, çayınızı yudumlayabilir, müzik eşliğinde dinlenebilir ya da cıvıl cıvıl akşamlarda ailenizle birlikte yürüyüş yapabilirsiniz. Bir cafeden yükselen piyano tınılarına, başka bir mekândan yükselen kanun namelerinin karıştığı Hamamönü’nde her tarzdan müzikseverin beğenisine hitap edecek bir yer bulmak mümkün. Sözün özü Altındağlılar ve tabii tüm Başkentte yaşayanlar bu değişim için ne yüzyüze geldiğim, ne de tanıştığım Belediye Başkanı Veysel Tiryaki’ye teşekkür borçlu. En azından tarihi Ulucanlar Cezaevi’ni müze ve kültür merkezine dönüştürdüğü için...

X