Kitap Sanat Haberleri

KİTAP SANAT

    Değişen yılların dışa dökümü: Ah Minel Hayat

    ZEYNEP BİLGİN
    07 Ağustos 2017 - 12:12Son Güncelleme : 07 Ağustos 2017 - 16:14

    Hayatın içinden ve zamanın ötesinden hikâyeler sunan Gözde Demirel imzalı 'Ah Minel Hayat', Mylos Kitap etiketiyle yayınlandı.

    Antrakta ayrılan yollar ya da bir memleket hikâyesi
    Yeni bir yazarla tanışmak, yeni bir kitaba başlamak tüm kitapseverler için heyecan vericidir. Yeni bir bakış kazanırsınız, yeni bir dil konuşursunuz; bambaşka bir dünya açılıverir önünüze… Bu başlangıç, bir yandan da tedirgin eder insanı, umduğunu bulamamaktan korkar çünkü insan. Fakat bu yazıda umduğumdan çok daha fazlasını bulduğum bir kitaptan söz etmek istiyorum size. Gözde Demirel’in yazdığı “Ah Minel Hayat” Mylos Kitap etiketiyle kitabevi raflarında yerini aldı. Yalnızca ismiyle bile sizi kendine çeken kitaplardan biri “Ah Minel Hayat”. İnsanın aklına ister istemez “ah minel aşk ve minelgaraib” deyimi geliyor. Öyle ya, başımıza gelen şeylerin hepsi “aşktan ve gariplikten” değil mi? Bu kitapta da “hayattan” öyküler var, hayatın tam içinden ve zamanın ötesinden…

    “Şimdi Bursa’da ipek çeken kızlar…”
    Kitabı okumaya başlar başlamaz içinize Cemal Süreya’nın“555K” adlı şiiri doğabilir. Çünkü Bursa’da, Canipzade İpek Atölyesi’nde ve 1933 yılında başlıyor ilk bölüm… O yıllarda Bursa’da bir ipek atölyesinde çalışan kızların “bir karasevda halinde” söylediklerine tanık oluyoruz Seniha’nın gözünden. Seniha henüz 17’sinde ve çok yakında evlenecek bir genç işçi kadın. Dünyaca ünlü Krep Keriman kumaşını üretenlerden biri... Fakat o kumaşa -çok istemesine rağmen- ulaşamıyor, çünkü o kumaş işçiler için değil. O kumaşı üretmek için elleri yanan işçi kadınlar, o kumaşı alabilecek maddi güce sahip değil! Genç Cumhuriyet yeni bir toplum yaratma savaşı verirken eşitsizliğe karşı durabilecek gücü bulmak için yine tek bir yol var; işçilerin bilinçlenmesi, kaderine razı olmaması. Bu var olma savaşı içinde ellerindeki güçten olmak istemeyen gericilerin ayaklanma denemesine ve Gazi Paşa’nın Bursa ziyaretine de tanık oluyoruz.

    Yazar Gözde Demirel’in dili öyle naif ki kitap boyunca içinizde bir sızı duyuyorsunuz. Hani, eski bir şarkı duymuşsunuzdur ve o şarkı size eski yaralarınızı anımsatır ya, onun gibi bir sızı, derinden… Elinize aldığınızda kısacık bir kitap diye düşünüyorsunuz ama içinde anlatılan öykülerin katmanları arasında uzun zaman dolaşabilirsiniz…

    Özenli bir çalışmanın ürünü
    Romanın ikinci bölümünde gerçekle kurgu iç içe geçiyor ve kendimizi bir casusun peşine düşmüş buluyoruz. Ankara Palas’ın barında, 1944 yılında başlıyor hikâye. Atatürk’ün davetiyle Almanya’dan Türkiye’ye gelen ilk profesörlerden Albert Ambler’in masasına konuk oluyoruz. Derken bir cinayet romanı kurgulamaya çalışan Kemal’le tanışıyoruz. Kemal ise bizi bambaşka bir kurgunun içine sokuyor ve ülkemizin girmediği II. Dünya Savaşı’nın ülkemize etkilerini farklı hayatlar içinde görüyoruz.

    Kitabın tamamında hissedilen bir şey var, özen. Gözde Demirel belli ki pek çok okuma yapmış bu kitabı yazabilmek için, çok çalışmış. Bu her bölümde fark ediliyor. Çok karakterli ve çok katmanlı bir roman olmasına karşın bir karmaşa yok kitapta, aksine oldukça sistemli ve düzenli ilerliyor olaylar. Diğer yandan yazarın samimi bir dili ve anlatımı olduğu için bu düzen bir sıkıcılığa neden olmuyor. Karakterler, zaman, mekânlar sürekli değişiyor olsa da kolay okunuyor ve derdini anlatıyor.

    Emek’te kesişen yollar…
    1956 yılına geliyoruz kitabın üçüncü bölümünde, bu sefer Eskişehir’deyiz. Porsuk kıyılarında yürürken zorunlu göçün getirdikleri ve götürdükleri üzerine düşünüyoruz. Uğradığımız her kentte birbirinden güzel ayrıntılarla bezenmiş tarihi olaylara tanık oluyoruz. Yeniliğe Doğru kısmında okuduğumuz göç hikâyesindede yine çok boyutlu ve bilgilendirici bir arka plan görüyoruz. Değişen dönemlerde değişen siyasi atmosfer de kitapta önemli bir yer tutuyor. Farklı şehirlerden farklı yaşamlardan geçerek 1966 yılının İstanbul’una geliyoruz. Kitabın başından beri tanıştığımız karakterler son bölümde buluşuyor, hem de artık yerinde yeller esen Emek Sineması’nda, hem de meşhur Ah Güzel İstanbul filminin gösteriminde… Geçen yılların ardından değişen toplum, değişen karakterler ama değişmeyen bir samimiyet göze çarpıyor son bölümde de. Karakterlerin yollarının kesiştiği Emek Sineması’nda anılara dalıyoruz usulca. Derken film arası bitiyor…

    Değişen yılların dışa dökümü: Ah Minel Hayat

    AH MİNEL HAYAT
    Gözde DEMİREL
    Mylos Kitap, 2017
    96 sayfa, 12 TL

    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı