Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Defalarca uyardım ama...

    Şehriban OĞHAN
    18.09.2014 - 10:13 | Son Güncelleme:

    AK Parti iktidarının ilk döneminde TBMM Milli Eğitim Komisyonu Başkanlığı da yapan eski Diyanet İşleri Başkanı Tayyar Altıkulaç zorunlu din dersi uygulamasının yanlış yapıldığı konusunda defalarca uyarıda bulunduğunu ancak kulak asan olmadığını söyledi. Altıkulaç, “Biz yıllarca bilinçsiz bir şekilde kolaycılığa kaçtık ve isteğe bağlı din eğitimini, din öğretimini içeren zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersi olarak uyguladık. En ciddi yanlışı burada yaptık” dedi.

    Zorunlu din dersininin anayasaya konduğu 12 Eylül’de Diyanet İşleri Başkanlığı yapan Tayyar Altıkulaç, Anayasa’nın 24. maddesinde din öğretimi ile din eğitiminin birbirinden ayrıldığına dikkat çekti. Anayasada din öğretiminin zorunlu olduğunu, din eğitiminin ise isteğe bağlı kılındığını belirten Altıkulaç, Türkiye’nin 34 yıldır zorunlu din dersi sınavında neden başarılı olamadığını, o günden bu yana yaşananlarla anlattı:

    ZORUNLU ÖĞRETİMİ EĞİTİM YAPTIK

    “Öğretim bazı bilgilerin öğrenciye verilmesidir. Bu ülkenin dağını, ormanını, ovasını yani fiziki coğrafyasını nasıl öğretiyorsak, inançlar bakımından kimlerin yaşadığını, kimlerin nelere inandığını, Museviliğin, Hıristiyanlığın ve Müslümanlığın neler olduğunu öğretmek de öyledir. Anayasanın esprisi de budur. Ama biz yıllarca bilinçsiz bir şekilde kolaycılığa kaçtık ve isteğe bağlı din eğitimi konusunu, yani ‘Ben çocuğumu dindar bir Müslüman, Hıristiyan veya Musevi yetiştirmek istiyorum’ diyen velinin talebini yerine getirme işini bir kenara ittik, zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersini eğitim olarak uyguladık. En ciddi yanlışlığı burada yaptık.

    BAŞKA GARABETLER DE YAŞADIK

    Televizyonlardan, yazılı basın yoluyla defalarca gündeme getirmemize rağmen (müsaade ederseniz getirmeme rağmen de diyebilirim) buna kulak asan olmadı. Defaatle uyardım, bağırdık çağırdık. Hepsini söyledik hatta rahmetli Avni Akyol’un Milli Eğitim Bakanlığı döneminde onun başkanlığında 5-6 bakandan oluşan bir komisyon bu konuda başka bir garabete, başka bir anayasa karşıtı uygulamaya daha imza attı. Musevi ve Hıristiyan vatandaşları (ama istemeyerek tabii) zorladılar. ‘Eğer Musevi ve Hıristiyan vatandaşlar biz çocuklarımıza bu dersi okutmak istemiyoruz derlerse muaf tutulabilirler’ dendi. Yani anayasa bir başka maddesiyle ‘Hiç kimse dini inancını açıklamaya zorlanamaz’ derken biz Musevi veya Hıristiyan vatandaşlarımızı 5-6 bakanın imzasıyla alınan karar uyarınca dini inançlarını açıklamaya zorladık. Bu garabetleri de yaşadık.

    HAKLI TEPKİLERE YOL AÇTI

    Öteki taraftan kolaycılığa kaçtık derken isteğe bağlı din eğitimi ihtiyacını karşılamadık; tuttuk zorunlu din kültürü dersinde çocuklara sure ezberlettik, lavaboya götürüp abdest almayı öğrettik. Biz bu kolaycılıkla güya vatandaşın ihtiyacı olan din eğitimini vermeye çalıştık onu da doğru düzgün yapamadık. Alevi, Sünni, Hıristiyan, Musevi çocuğu bir bakıma din eğitimi gördü. Bu da haklı tepkilere yol açtı. AİHM’e gitti. Uygulamayı düzeltemediğimiz için AİHM karşısında savunmamız yeterli olmadı. Fakat bu iktidar döneminde uygulamayı biraz Alevi vatandaşların çocuklarının ihtiyaçlarını karşılayacak hale de getirmeye çalıştık. Ama mevcut programı ayrıntılarıyla itiraf edeyim ki iyi bilmiyorum. Tahmin ediyorum ki yürürlükteki programla kısmen din eğitimi uygulamasını sürdürdük veya AİHM karşısında yeterli savunmamızı yapamadık ki böyle bir sonuçla karşılaşıldı.”

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı