GeriSpor Dedikodu kazanına nasıl düştük
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Dedikodu kazanına nasıl düştük

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'ın suçlamalarından sonra dedikodu kazanının gündemine düşen İbrahim Seten-Sanem Altan çifti, bana herşeyi anlattı. Başından sonuna kadar... Nasıl tanıştılar, evlendiler ve durduk yerde meşhur oldular!

İBRAHİM SETEN:

Eşi olmasaydım da şefi olmak isterdim

SANEM ALTAN:

Yapmadığım röportajla şöhret oldum

Aziz Yıldırım, Lig TV'de konuşurken ‘‘Karısına röportaj vermedim diye bir gazetenin spor müdürü bana düşman oldu’’ demeseydi... Ne ben bu röportajı yapardım ne de İbrahim Seten'le Sanem Altan, bu yeni evli çift (bakınız fotoda ne kadar mutlular!) balayındayken (vakitsizlikten 6 ay sonra çıkabilmişler) bu kadar gündeme gelirdi... İkisi de ayrı ayrı tek başlarına birer yetenekti. Spor röportajlarıyla öne çıkan Sanem Altan benim iş arkadaşım da oldu. Söylemeye gerek var mı, Çetin Altan'ın torunu, Ahmet Altan'ın kızı, Mehmet Altan'ın yeğeni... Bu olay sayesinde hayatının cümlesini yakaladı: ‘‘Herkesten farklı olarak ben hiç yapmadığım bir röportajla meşhur oldum!’’ İbrahim Seten ise zaten geleceği parlak görülen başarılı bir gazeteciydi, öyle olmaya da devam ediyor. Ama şu anda ikisi, son günlerin en çok konuşulan dedikodu malzemesi... Valla bana herşeyi anlattılar. Başından sonuna kadar. Nasıl tanıştılar, seviştiler, evlendiler ve durduk yerde nasıl meşhur oldular...

Peri masalı hálá devam ediyor mu?

Sanem Altan:
Bu tanım yakın bir arkadaşımıza ait. Peri masalı yaşıyoruz biz diye atlamadık yani ortalığa. Ama biliyor musun, yaşıyoruz galiba...

İbrahim Seten: Tuhaf bir güven geldi bana. Devam ediyor mu ne demek? 85 yaşında bile parkta kucak kucağa oturup, birbirimizi koklayacakmışız gibi geliyor...

Bunun da adı aşk oluyor!

SA:
Valla neyse ne. Bu yaşadığımız şeyin çok sık yakalanabilecek bir şey olduğuna inanmıyorum. Her konuda ilgi vardır ya, ben o haldeyim. Hani bazen bir tembellik gelir, artık adamın ayakkabısıyla da ilgilenmek istemezsin, ıh-ıh, bitmeyen bir enerji bizimki, herşeyimizle ilgileniyoruz, insanı çok besleyen bir şey tabii, sokağa çıktığımda kendimi iyi hissediyorum, taksiyi kaçırsam da yağmur yağsa da, kalorifer bozulsa da...

Ve bütün bunların balayından yeni dönmenizle de bir alakası yok...

İS:
Ne münasebet! Bak bir şey anlatacağım ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksın: Uzakdoğu'da bir adadayız, hayatımızda ilk defa dalıyoruz. Her şey olağanüstü. Rengarenk balıklar var. FB balıkları, GS balıkları, Beşiktaş balıkları, ben öyle ayırdım onları, arada Trabzon balıkları da vardı. O sırada Sanem arkada kaldı, ben bir kayanın üzerinde durdum, karımı özledim ya, ona bakacağım. O sırada ayağıma kestaneler battı. Parmağım kadar iğneleri. Deve gibiler. Nasıl canım acıdı. Bunları şundan anlatıyorum, benim acı çekmem Sanem'i o kadar üzdü ki, gördüm yani suratında, ‘‘Oh be’’ dedim, ‘‘Artık rahat rahat bayılabilirim.’’ Manyakça bir şey! İnsan birinin kendisi için bu kadar üzülmesinden mutlu olabilir mi?

SA: Bu, nikahtan 6 ay sonra gittiğimiz bir balayı. ‘‘İtiş kakış gitmeyelim. Şart mıdır yani hemen balayına gitmek’’ demiştik. Neyse, bu bayrama denk getirdik. Meğer birbirimize gizli gizli sürprizler hazırlamışız. Gelinliğin duvağını çantaya sıkıştırmıştım, arada Sevgililer Günü de var ya, punduna getirir bikinimin üzerine takarım diye düşünmüştüm. Gece uçağa bindik, 12 bin feet'teyiz, bir baktım çiçekler, şampanya, pasta ve yüzükler. Ne oluyoruz demeye kalmadan 12 bin feet'te tekrar evlenmesin mi benimle? Evlensin. Ama şaşkın karısı duvağını bagaja vermiş olmasın mı? Olsun!

Gazetede aşk nasıl bir şey? Armut gibi koridorda birbirinize mi çarptınız? Nasıl oldu yani? Nasıl tanıştınız?

İS:
Bu gazetede aşk değil, sadece bir aşk...

Macro'da da karşılaşsanız aynı şey olurdu... Öyle mi?

İS:
Sen bir duyum almışsın...

SA: Çünkü gerçekten de Macro'da tanıştık.

Yok ben öylesine söyledim, Migros da diyebilirdim.

SA:
Macro'nun kafesinde oturuyorum, bir arkadaşıma ‘‘Ümit Davala'ya nasıl ulaşırım ben’’ diyorum. Aktüel'de çalışıyorum o zaman, Davala röportajı yapalım diye konuşmuşuz ama telefonu yok. ‘‘Allah'tan başka şey isteseymişsin, bak Sabah'ın spor müdürü İbrahim Seten geçiyor, ona sor’’ dedi. Bazen hiç tereddüt etmeden anlamsızca kalkarsın ya, hiç bir şeyi tartmadığın anlar vardır, çalıların üzerinden atladım pat diye İbo'nun önüne geçtim. ‘‘Merhaba’ dedim ‘Ben bilmem kim, bilmem kime ulaşmaya çalışıyorum ama sizin servis böyle durumlarda pek yardımcı olmazmış...’’ Acayip cool'du...

İS: Herkes atlıyor ya benim önüme, acayip cool'um. Güya! Buldum numaraları, yaptı röportajı...

Sonra da kızı tavlamak için ona başka röportaj imkanları sağladınız!

İS:
Yok canım. Ben onu değil kendimi düşündüm. Bize iyi röportaj yapan birileri lazımdı. Çünkü sporun içindekiler bildik röportaj yapıyor. Bu kız çok güzel ve akıllı üstelik işi seviyor. Farklı sorular soruyor. Dinç Bilgin'e gittim bu kızı kullanmak istiyorum, ne dersiniz dedim. Aklınla bin yaşa dedi. Öyle işler yaptı ki Sanem, gerçekten sıkı işlerdi. Herşey önce iş ilişkisi olarak başladı yani ama sonra bir gün armut gibi birbirimize çarptık ve sevgili olduk.

Peki karı koca aynı yerde çalışmanın mahzurları yok mu?

İS:
Hiç böyle değerlendirmedim ki. O iyi röportaj yapıyor ben de iyi bir spor müdürüyüm... O kadar.

Gün içinde birbirinizi kaç saat görüyorsunuz?

SA:
Hiç ayrılmıyoruz ki.

İS. Bonnie & Clyde gibi işte!

SA: Ben spor servisi elemanıyım. İbo aynı zamanda müdürüm. Şefim yani. Bu meselenin bir de şöyle hoş bir tarafı var, ben gerçekten spora meraklıyım. Futbol dünyası acayip derin, dışarıdan 11 kişiyle oynanan bir şey gibi görünüyor ama içine bir giriyorsun, öyle değil, olağanüstü...

Biri azarlasa Sanem'i ne yaparsınız?

İS:
Onun hayatta öyle bir duruşu var ki, kimse Sanem'i kolay kolay azarlayamaz. Çünkü azarlanacak duruma gelmez.

Peki siz servisin kraliçesi gibi mi dolaşıyorsunuz ortalıkta?

SA:
Hayır. Doğal olmayan hiçbir şey yok bizim serviste. Zorlama yok. Kimse bana iyi davranmak mecburiyetinde değil. Ama davranıyorlar. Şunu becerdiğimi düşünüyorum: Bizim yaptığımız türden işlerde kimse kimseyi dinlemiyor aslında. Vakit yok buna. Ve birileri gerçekten seninle ilgilendiği zaman şaşırıyorsun. Bizimkiler de bu durumda. Karılarını soruyorum, çocuğun ne yapıyor diyorum, ama gerçekten ilgilendiğim için...

İS: Sanem ortalıkta benim karım olarak dolaşmıyor yani. Ama karımı görünce dudağından öpüyorum tabii. Gazetenin ortasında olması da bu durumu değiştirmiyor. Çünkü heyecanlanıyorum. Ben onu her gördüğümde heyecanlanıyorum.

Peki evlenmeniz şart mıydı?

SA:
Bilmiyorum bu sorunun cevabını. Böyle gelişti.

İS: Benim açımdan şarttı. Bu kadınla evlenmeliyim dedim. Resmen kafaladım onu. Evliliğin iyi bir şey olduğuna ikna ettim. Sanem daha ne olduğunu anlayamadan biz evlendik...

SA: Valla şunu söyleyebilirim: Kendime ihanet etmemişim. İbo doğru adam, bu evlilik de doğru zamanda fevkalade doğru verilmiş bir karar....

Ben Fenerliyim, Sanem herşeyim, ama ben önce haberciyim!

Röportaj yapmanın zorlukları ne? Biri ‘‘Hayır, röportaj vermek istemiyorum’’ derse ne hissediyorsunuz? Ona düşman oluyor musunuz? Kocanıza gidip bilmem kim bana röportaj vermedi diye şikayet ediyor musunuz?

SA:
Böyle bir lüksüm olmuyor. Çünkü buna vakit yok. Bir sonraki isme geçiyorum. İş var iş! Röportaj yapan biri için hayır kelimesi duymak o kadar alışılmış bir durum ki...

Aziz Yıldırım'dan röportaj talebinde bulundunuz mu?

SA:
Elbette ama reddetti...

Sonra ne oldu?

SA:
Bir şey olmadı. Biz lay lay lom balayına gittik. Zaten mesele Aziz Yıldırım röportajı değildi, spor röportajı yapıyorum ben, FB'nin başkanıyla konuşmak istiyorum. Aslında bir koltukla. Adamla bir derdim yok yani. Onun kendisini bu kadar önemsemesi ‘‘Ben röportaj vermedim ve sistem ona göre işledi’’ demesi biraz gülünç tabii.

İS: Bir de şu var, Aziz Yıldırım'a ‘‘FB'de niye her şey kötü gidiyor?’’ diye soruluyor. O da gerekçe olarak, Sanem ondan röportaj istemiş, o da vermemiş, ben de aleyhinde yayın yapmışım, bunu söylüyor. Biraz tuhaf değil mi? Zafer Mutlu bana ‘‘Neden spor sayfaları kötü gidiyor?’’ dese, ben ‘‘Çünkü Aziz Yıldırım bize röportaj vermiyor!’’ mu diyeceğim yani? Absürd değil mi? Sonuçta 11 puan geride Fenerbahçe. Ortega kaçmış, bir futbolcu kalp hastası çıkmış, takım içinde sorunlar var, devre arasında teknik direktör değişmiş. FB'de problem var zaten. Yani bunun haberini yapmayacak mıyım röportaj istedik diye. Ben önce haberciyim. 96'dan beri spor müdürlüğü yapıyorum yaşım da henüz 32. İşimi de iyi yaptığımı düşünüyorum. Şunu söylemek istiyorum: Daha evvelki spor müdürleri bize bir enkaz bıraktılar, masa başı haberciliğe yöneldiler, uydurma haberlerle muhabirliği de öldürdüler. Benim iddiam şu, ben net ve doğru haber veririm. Kurduğun ahbaplıkları haberciliğe satar mısın dersen, satmam. Bunu bazı yöneticilere anlatamıyorum, medyanın içindeki bazı insanlara da.,.

Kendinizi kötü hissetmediniz mi? Hakkınızda ilk defa ‘‘fesat’’ ‘‘komplocu’’ gibi tanımlamalar geçti...

İS:
Valla ben balayımı yaşıyordum. Üstelik böyle bir kadın var yanımda! Tropik ada, balıklar, dalıyoruz filan. Ne diyeyim ki? Ne diyorlar böyle durumlarda? Aziz Yıldırım talihsiz bir açıklama yapmış!

Ne kadar Sanemlisiniz ne kadar Fenerlisiniz?

İS:
Ben Fenerliyim. Ama Sanem de herşeyim. Ama ben gazeteciyim. Yani ne Sanemliyim, ne Fenerli. Ben haberciyim.

SA: Beni en çok eğlendiren: ‘‘İşte o ünlü gazeteci çift’’ dendi ya, ne zaman ünlü olduk ya! Meselenin bizi taşıdığı yer güzel ama doğru bir şekilde taşınsaydık keşke. Düşünsene ben bir gazeteci olarak yapmadığım bir röportajdan dolayı ünlü oldum.

Peki Hürriyet'le ilgili dedikodunun kaynağı ne olabilir? Kim, neye dayanarak iddia etti? Hangi barda, hangi komplo sonucu...

İS:
Ben Ertuğrul Özkök'e mektup yazıp, beni sizin gazeteye spor müdürü yapın demiş olsam, yazmadım diyebilir miyim, bunu reddedebilir miyim? Yani akıl var mantık var. Bu dedikodunun kaynağıyla ilgili bildiğim şeyler var tabii ama açıklamak istemiyorum. Sadece bu spekülasyonları duydukça, okudukça spor gazeteciliği ve medyamız üzerine derin derin düşünmekten kendimi alamıyorum.

Hürriyet'te çalışmak gibi bir isteğiniz var mıydı? Böyle bir girişiminiz oldu mu?

İS
Ben Hürriyet'e rakip olan Sabah Gazetesi'nde çalıştım. Sonra da Vatan'a geçtim. Yerimden ve halimden çok memnunum. Bu Hürriyet'in büyüklüğüne gölge getirecek bir şey değil, evet Hürriyet büyük bir gazete, kimse aksini inkar etmiyor. Ama mesele şu, diyelim ki İlhan Mansız FB'ye geçmek istiyor, onun FB'yi arayıp gelmek istiyorum diyebileceğini düşünüyor musunuz? Ancak talep varsa olabilir...

Siz karı koca niye bir spor progamı yapmıyorsunuz?

SA:
Konuşuyoruz böyle şöyler. Ama ben yazılı basını tercih ediyorum galiba...

İS: Ben de bir süre daha yazılı basında kalmak istiyorum. Ama bir sonraki adım mecburen televizyon olacak. Üç gün önce Şansal Büyüka dedi ki ‘‘Ben 56 yaşındayım, sen 30. Aramızda neredeyse iki jenerasyon var. Sen bana inan. Benden sonra bu işleri yapacak adam sensin.’’ Beni veliahtı olarak mı görüyor nedir? Bir an önce televizyona geçmem gerektiğini söylüyor. Bakalım...

Son soru Sanem gerçekten spordan anlıyor mu?

İS:
Sanem Altan çıldırtıcı bir şekilde spordan anlıyor. Nasıl anladığını ben de anlamış değilim ama harbiden anlıyor.
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle