"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Davutoğlu’na hiç yakıştıramadım

AHMET Davutoğlu diyor ki:

Kemal Kılıçdaroğlu ideolojik akrabalığı nedeniyle Suriye halkının karşısında Esad’ın yanında yer alıyor. Geçmişte Miloseviç’in yanında duranlar sonra özür dilemek zorunda kaldılar. Şimdi de Esad’ın yanında duranlar tarihin önünde de, Suriye halkının önünde de utanacaklardır”.

* * *

Eğer Ahmet Davutoğlu, iddiası olmayan sıradan bir politikacı olsaydı, “Kemal Kılıçdaroğlu eşittir Esad’çı” cümlesini kendisine yakıştırırdım.

Ancak Davutoğlu sıradan bir politikacı değil.

En azından iddiası o yönde değil.

Bu yüzden “Kılıçdaroğlu eşittir Esad’çı” tarzı bir yaklaşımı kendisine hiç mi hiç yakıştıramadım.

* * *

Doğrudur.

Türkiye’de kafayı bozup “Esad emperyalizme karşı mücadele ediyor, dayan yiğit Esad’ım, dayan aslan Esad’ım” falan diyen tipler var.

Tıpkı vaktiyle “Haydi Saddam, haydi aslanım” diyenler olduğu gibi...

Ama insaf edelim.

Kemal Kılıçdaroğlu’nu bu safa sokabilir miyiz?

Onun Türkiye’nin izlediği Suriye politikasına yönelik eleştirilerini “adam tam bir Esad’çı” diye karşılamak, hele işin içine tarihin gördüğü en barbar adamlardan biri olan Miloseviç’i falan karıştırmak yakışık alıyor mu?

Kemal Kılıçdaroğlu’nun Türkiye’nin Suriye politikasına yönelik eleştirilerine “adam tam bir Esad’çı” dışında verilecek bir yanıt yok mu?

* * *

“Türkiye, Suriye politikasında yanlış yapıyor” demek Esadçılık ise, bu ülke halkının yüzde 70’i Esad’çıdır.

Çünkü yapılan tüm araştırmalarda halkın yüzde 70’i Türkiye’nin Suriye politikasını benimsemiyor.

Sakın “taraflı araştırma” falan denmesin.

Aynı araştırmalarda AK Parti’nin oy oranı yüzde 50’nin üzerinde çıkıyor.

* * *

Türkiye’nin Suriye politikasına laf eden herkese “Esad’çı” diyenlerin amacı, Türkiye’nin Suriye politikasına kimsenin laf edememesini sağlamaktır.

Eline “Esad’çı” sopasını geçirip kafaların üzerinde sallandırmak, “gık” diyenin tepesine “seni gidi Esad’çı seni” diye sopayı indirmek belki sıradan politikacılara yakışır ama benim tanıdığım Davutoğlu’na hiç yakışmıyor.

Bir soru, bir cevap

SORU: Batı dünyasında Hz. İsa filmleri yapılıyor, Hz. İsa karikatürleri yapılıyor, kiliseyle, papazla uğraşılıyor. Hiç sorun olmuyor. İslam dünyası neden bu denli hassas?

CEVAP:
Batı’da dini çevreler, liberal anlayışın etkisinde... Bunları mesele etmiyorlar. Dikkate almıyorlar. Bunları din dışı alanda gösterilen faaliyetler olarak görüyorlar. Ve bunlardan rencide olmuyorlar. Ama bu onların anlayışı, kültürü ve yaklaşımı... Onlar böyle diye Müslümanların dine hakaret konusunda gösterdikleri duyarlılığı yadırgamamak gerekir. Çünkü Batı dünyasında bile Müslümanların duyarlılıklarıyla ilgili olarak başlayan tartışmalarda “sonsuz özgürlük olmalı” diyenler var, “hakaret özgürlüğe girmez” diyenler var. Yani mesele tartışmalı durumda... Bu da şunu gösterir: Hangisinin esas alınacağına dair elimizde ikna edici bir ölçü yok.

Sen kimsin

ANA muhalefet lideri bir şeyler söylüyor...

Başbakan’dan yanıt:

“Sen kimsin ya...”

* * *

Köşe yazarı bir şeyler yazıp çiziyor...

Başbakan’dan tepki:

Sen kimsin ya...”

* * *

TÜSİAD Başkanı sadece “öğrenmek hakkımızdır” falan diyor...

Başbakan’dan yaklaşım:

“Sen kimsin ya...”

* * *

Olay şudur:

İleri demokrasiden “sen kimsin ya...” demokrasisine geçmiş bulunmaktayız.

Vatana, millete hayırlı olsun.

‘Kezban’ özrü

BAŞROLLERİNDE Ediz Hun ile Hülya Koçyiğit’in yer aldığı “Kezban Roma’da” diye eski bir Türk filmi var.

Ta o filmden beri “Kezban” adı bir tipin adı olmuştur.

O tipolojiyi uzun anlatmak yerine “Kezban” deyip geçiyorsun.

* * *

Ancak adı “Kezban” olan ama “Kezban’lık” denilen durumla uzaktan yakından ilişkisi olmayanlar isyan ediyorlar.

Haklı olarak.

Diyorlar ki:

Bizim suçumuz ne?”

Bu sorunun doğru dürüst yanıtını veremediğim için adı “Kezban” olanlardan özür dilemekten başka çarem yok.

Özür yetmez tabii, bir de söz veriyorum:

Bundan sonra “Kezban” deyip geçmek yerine durumu uzun anlatmayı tercih edeceğim.

Her şey zamanında güzel

TÜSİAD’ın söz söyleme hakkını savunduk ya...

Bazıları iğnelemiş beni:

“Ne o? Şimdi de TÜSİAD’çı mı oldun?”

* * *
“Bugün TÜSİAD’çı olmak” ile “dün TÜSİAD’çı olmak” arasında mahiyet farkı var.

Dün TÜSİAD’a sırt dayamak konfor sağlardı.

Bugün TÜSİAD’a sırt dayamak belalı bir iş haline geldi.

Bugün nereye sırt dayandığında konfor elde edildiğini merak edenler, iş dünyasının önde gelen isimlerinin sırtlarını nereye dayadıklarına bakarlarsa meraklarını gidermiş olurlar.

* * *

Bundan 5-10 sene evvel TÜSİAD’a karşı diklenmek güzeldi.

Ama şimdi işadamları tarafından bile yalnız bırakılan TÜSİAD’ın söz söyleme özgürlüğüne sahip çıkmak güzel.

* * *
Egemenler yer değiştirdikçe siperini değiştiremeyenler, egemenlere karşı mücadele ettiklerini söylemesinler bana...

İdam edilmek bütün zaafları siler süpürür

BİR ara Adnan Menderes’e kafayı takmıştım.

Diyordum ki:

Mahkeme salonunda alttan aldı. Oysa Celal Bayar öyle değildi, dik durmuştu” falan...

Terk ettim bu tutumu...

Geldiğim nokta şurasıdır:

Siyaseten katle uğramış bir insanın ardından edilecek sözler değildir “mahkeme salonunda alttan aldı” türü cümleler.

İdam edilmek bütün zaafları siler süpürür.

İyi ama o da şöyleydi, böyleydi” demek, maksat “idam” gibi korkunç bir akıbeti haklı çıkarmak olmasa da, böyle bir amaca hizmet eder.

* * *
Şimdi bana diyeceksiniz ki:

“Ne yani, Menderes eleştirisi yapamayacak mıyız?”.

Cevap veriyorum:

Evet, yapamayacaksınız.

Onu idam edenler, bu hakkı elinizden aldılar.

* * *
NOT: CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun, idam edilişinin yıldönümünde Adnan Menderes’in mezarını ziyaret etmesi, Başbakan Erdoğan’ın imam hatip lisesi açılışına katılmasından daha anlamlı, daha devrimci, daha etkili bir olaydır. Söylemeden geçemedim.

Talimat

BAŞBAKAN Erdoğan talimat vermiş.

Şöyle diyor:

İnançlara saldırıyı, nefret söylemi içinde gören, suç sayan bir yasal düzenleme konusunda çalışma yapılması için talimat verdim”.

* * *

“Talimat verdim” ifadesindeki sorunları bir tarafa bırakırsak...

Gayet güzel bir “talimat”.

Tabii ki inançlara saldırı nefret söylemi içinde değerlendirilmeli ve suç sayılmalı.

Ama merak ettiğim noktalar var.

* * *
Soruyorum:

- “Ermeni” sözcüğünü hakaret olarak kullanmak da nefret söylemi içine alınacak mı?

- “Kendisi biliyorsunuz Alevi” cümlesi de nefret söylemi sayılacak mı?

- Sanal âlemde dolaşan “en iyi Kürt ölü Kürt’tür” türü faşist saldırılar da “nefret söylemi” olarak görülecek mi?

- Sırrı Sakık’ın oğlunun ölümü üzerine yazılan nefret cümleleri de nefret söylemi içine girecek mi?

- “Yahudi” ya da “Rum” için nefret söyleminde bulunmak sonuna kadar serbest olacak mı?

* * *

Eğer “talimat” bunları içermiyorsa...

“Bunlar sadece kendine Müslüman” cümlesi haklılık kazanmış olur.

Uyarayım dedim de...

X