Dünya Haberleri

    Davutoğlu’na açık mektup

    Emre KIZILKAYA/DIŞ AÇI
    05.06.2009 - 14:59 | Son Güncelleme:

    Mor Gabriel krizi yüzünden “zorunlu izne” ayrılan Düsseldorf Başkonsolosu Hakan Kıvanç, bugün-yarın görevine dönecek. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, yeniden canlanabilecek bu kriz yüzünden Almanya ile “iyi ilişkileri” bozmama niyetini anlıyorum. Ama çözümün, Türkiye’nin büyüklüğüne gölge düşürmemesi de şart. Açık mektubum, bu gerekliliği vurguluyor.

    Sayın Bakan,

    Aslında bugün, bu köşede, Dışişleri Bakanı olarak Türk dış politikasına uzun vâdedeki olası etkileriniz üzerine biraz spekülasyon yapacaktım.

    En azından, son yılların en silik Dışişleri Bakanı olarak tarihe geçen selefin/images/100/0x0/55eac01ff018fbb8f8945422ize kıyasla, “Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı” gibi bugünkü dünya düzeninin en önemli koltuklarından birini doldurabilecek ağırlıkta bir isim olduğunuzu teslim edip, “zamanın ruhuna uygun” bir kişinin bu mevkiye geldiğini düşündüğümü söyleyecektim.

    Ancak bugün bahsetmek istediğim mesele, daha büyük bir aciliyet taşıyor ve  kuramlarında “Türkiye’nin artan gücünü” vurgulayagelen şahsınızın, pratikte de bunu ispatlayan bir karar almasıyla çözülebilir. Meselenin detaylarını benden çok daha iyi bildiğiniz muhakkak, ama burada bir daha özetleyeceğim.

    Düsseldorf Başkonsolosu Hakan Kıvanç, 22 Şubat’ta özel bir yemeğe katılmıştı. Kıvanç’ın, bu kapalı toplantıda, “Almanlar’ın elinden gelse Naziler gibi Türkleri T harfi basıp damgalarlar” ve “Damarlarını kessen kanları kahverengi akar” gibi ırkçı sözler sarfettiği iddia edildi.

    İddia, toplantıya katılan ve Almanya Ermenileri Federasyonu, Avrupa'da Yaşayan Rum Pontuslular Birliği ve Kürdistan Dernekleri Birliği gibi oluşumların meydana getirdiği Mor Gabriel İnisiyatifi yetkililerine aitti. Gerek Başkonsolos Kıvanç, gerekse toplantıdaki diğer Türk sivil toplum örgütleri ise, bu sözlerin sarfedilmediğini ısrarla savundular.

    Buna karşın, Almanya Dışişleri Bakanlığı, iddianın Alman medyasına sansasyonel biçimde yansımasının ardından Ankara’ya “rahatsızlığını” iletti. Kısa süre sonra Alman bakanlığı, meclisteki bir soru önergesine verdiği yanıtta, baskılarının sonuç verdiğini imâ ederek, Kıvanç’ın “zorunlu izne ayrıldığını” duyurdu.

    Bu noktada Ankara, kendisini küçük düşüren “talihsiz” bir açıklama yaptı: Kıvanç’ın 11 Mayıs itibariyle “yıllık izne” ayrıldığı doğrulanırken, Almanya Dışişleri Bakanlığı’na, “Tamam da, niye aramızdaki yazışmaları dışarıya yansıtıyorsunuz” minvalinde sitem edildi.

    Konu, şimdilik, yâni Kıvanç izinden dönene kadar kapanmış durumda...

    * * *

    Sayın Bakan,

    Şahsen tanımadığım, birkaç ay öncesine kadar ismini bile bilmediğim Başkonsolos Kıvanç’ın çevresinde gelişen diplomatik kriz, bugüne dek Ankara tarafından çok kötü yönetildi.

    Size miras kalan bu sorunun “usturuplu biçimde” çözülmemesi durumunda Türk diplomasi tarihine “kara bir leke” düşecek.

    Bulunduğumuz noktada üç kritik soru akla geliyor:

    Türkiye Cumhuriyeti, tüm bu iddiaları reddeden kendi başkonsolosunun sözü yerine, yurtdışında Türkiye karşıtı faaliyetlerin odağı olduğu şüphe götürmeyen bir takım “karanlık oluşumların” ifadelerine mi güveniyor?

    Böyle olmasa bile, bu oluşumların iddialarıyla tahrik olan Almanya’nın baskılarına “dostluk bozulmasın” diye kayıtsız-şartsız boyun mu eğilecek?

    Kamuoyuna açıklama yapmamayı, başkonsolosunuzun arkasında durmamayı sürdürdüğünüz sürece, bütün dünya, “Türkler ırkçı birini diplomat yapıyor, tepki gelince yalnız bırakıp geri çekiyorlar” diye düşünmeyecek mi?

    Naçizane önerim şöyle:

    Kıvanç’ın kamuoyu önünde savunduğu, diğer görgü tanıklarının da yeminli noter huzurunda desteklediği görüşü yalanlayan...

    ...yâni Türkiye’nin bir başkonsolosunun “hem ırkçı, hem de yalancı” olduğunu ortaya koyan bir belge elinizde varsa, göreviniz Kıvanç ile Türk devletinin ilişkisini derhal ve tamamen kesmektir.

    Yok; iddiaların haksız olduğunu bilmenize rağmen, “Berlin’i kızdırmamak adına” Kıvanç’ı görevinden alacaksınız, bunu da Türkiye’nin saygınlığına gölge düşürmeden yapabilirsiniz.

    İstenmeyen adam” ilan edilmesi riskine girmeden, Kıvanç’ı, tenzil-i rütbe olarak algılanmayacak önemde bir başka dünya şehrine atayıp, Alman makamlarına ve dünya kamuoyuna, “Başkonsolosumuz tamamen mâsumdur, ama aklınızda bir soru işareti kalmaması için bu jesti yaptık” diyerek, sorunu “onurlu” biçimde çözebilirsiniz.

    Başkonsolos Kıvanç, bugün-yarın “izinden” döner. Onun hakkında, Türkiye’nin giderek artan siyasal ve diplomatik gücüne gölge düşürmeyecek bir karar alacağınızı umuyorum.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı