« Hürriyet.com.tr

Datça’da bir yaz biter, başka bir yaz başlar

Hürriyet Haber
X
Datça’nın küçük limanında, balıkçı tekneleri ve günübirlik tur teknelerinin yanısıra Ege ve Akdeniz’de mavi yolculuk yapan tekneler de barınır. Burası aynı zamanda Datça’nın gece hayatının en canlı merkezidir. Limanın bir ucunda Bambu, Cappucino ve Marin gibi barlar turistleri, bir ucunda da, Rumlar’dan kalma 150 yıllık yapıdaki Liman Çay Ocağı müdavimlerini ağırlar. Datça içinde, merkeze yürüyüş mesafesinde plajlar var. Hemen Atatürk Caddesi’nin paralelinde uzanan ve deniz kıyısından ilerleyen yürüyüş yolu, Datça Limanı’ndan başlayıp kentin doğusuna doğru birkaç kilometre devam eder. Bu yol boyunca, denize girilecek farklı noktalar bulacaksınız. Bunlardan biri, Öğretmen Evi ile Cumhuriyet Meydanı arasındaki Kumluk Plajı. Burada, plaj ve denizin içi kumdur. Denizi sığ olduğundan, daha çok çocuklu aileler tarafından tercih edilir. Sahil boyunca sıralanan ve çoğu balık lokantası olan işletmeler, günbatımına doğru masalarını kumsala çıkarırlar. Burada akşamüstleri sahilde yürüyüşe çıkılır, kahvelerde, banklarda oturulur, takı tezgaları kurulur, yenir, içilir, sohbet edilir. Datça, samimi kasaba havasına rağmen, çirkin yapılaşmadan kurtulamamış. Merkezdeki Öğretmen Evi hiçbir Datçalı’nın gurur duymadığı bir yapı. Ayrıca sahildeki Cafe Inn, Kumluk Cafe ve Öğretmenin Yeri (Serap Cafe) gibi mekanlar, gün boyu canlıdır. Merkezdeki Öğretmen Evi ile Datça Tatil Köyü iskeleleri arasındaki plaj, arka tarafındaki Devlet Hastanesi nedeniyle Hastanealtı Plajı olarak biliniyor. Bu plaj, kum ve çakıl karışımıdır.Kent merkezinden üç kilometre mesafede, Kargı Koyu’na doğru giderken, aşağıda sazlıklarla çevrili Ilıca Gölü’nü göreceksiniz. Denizle karanın birleştiği yerde, dağın eteklerinden doğan bir su kaynağıyla beslenen bu küçük göl, içerdiği mineraller nedeniyle rağbet görüyor. Suyun, gölden denize döküldüğü noktada, minik bir şelale oluşuyor. Okaliptüs ağaçlarının bulunduğu Kent Parkı’nın yanındaki gölün kıyısında bir de su değirmeni var. Ilıca ile Datça Limanı arasındaki Taşlık Plajı’nda, liman tarafındaki kayalardan çıkan kaynak suyu denize karışıyor. Plajın sonunda, okaliptüs ağaçlarının altındaki Ilıca Kamping’in (0252 712 34 00), çadır ve karavan yerinin yanısıra bungalovları da var. Kargı Koyu’na giderken, soldaki polis lojmanları kavşağından sapınca Azganlı Plajı’na varılır. Bu küçük ve kumlu plaj, aynı zamanda batı ve lodos rüzgarlarına kapalı olduğundan denizi sakindir. Yarımadanın Akdeniz’e bakan koylarından biri olan, merkeze üç kilometre mesafedeki Kargı’nın, özellikle ıssız olduğunda, kendine özgü bir atmosferi vardır. Kuzey ve güneybatı rüzgarlarına kapalı, bu çakıllı sahilde, kuzeydeki yamaçlardan gelen su ile beslenen bir dere, kilise kalıntısı, bir yat çekek yeri ve birkaç lokanta var. Kargı’ya halk otobüsleriyle ulaşmak mümkün.CAN YÜCEL’İN KASABASIDatça- Marmaris yolu üzerinde, merkeze iki kilometre mesafedeki Eski Datça, burada yaşamış ve burayı renklendirmiş olan Can Yücel’le özdeşleşen bir kasaba. Datça’dan ‘’dünyanın en büyük açıkhava tımarhanesi’’ diye bahseden Can Baba’nın, Can Evi olarak anılan evinin müze olmadığını ancak araştırma amaçlı ziyaretlere açık olduğunu hatırlatmakta yarar var. Kasabanın klasik buluşma yeri olan Muhtar Orhan’ın Kahvesi, geç saatlere kadar açık. Kahvenin bir köşesindeki masadaki camekanda, şairin yarım bıraktığı Evin şarabı duruyor. Eski Datça’da begonvillerin süslediği dar sokaklarda Rum mimarisinin izleri belirgin. Bu havayı daha fazla solumak isteyenler için birkaç pansiyon var. Eski Datça’nın sokaklarında her zaman hareketli bir yaşam görmek zor. Kasabada gerçek Datçalı sadece 5- 10 hanede yaşıyor. Onların bir kısmı da dul kadın ve erkekler. Ellerinde badem dolu torbalarla çocuklar yaklaşıp sizi kasabada gezdirmek isteyeceklerdir. Eski Datça’dan yeniden Marmaris yoluna çıkarak, Hızırşah, Reşadiye ve Kızlan köyleri gezilebilir. Hızırşah, bembeyaz badanalı evleri ve bakımlı sokaklarıyla dikkat çekiyor. Burada restorasyon görmüş, Selçuklu dönemine ait bir cami ve bir kilise var. Ayrıca burada bir zamanlar keramik atölyeleri olduğunu gösteren kırık amfora ve seramik parçalarını görmek mümkün. Yarımadanın bugün en kalabalık köyü olan Reşadiye, aynı zamanda Eski Datça’dan sonra mimarisi korunabilmiş en çok evi de barındırıyor. Muhteşem Mehmet Ali Ağa Konağı burada. Hemen konağın yanında, eski bir Rum evindeki Necdet Kırımsoy’un Datça Müzesi’ne günün her saati uğrayabilirsiniz. Gerçek bir taş tutkunu olan 72 yaşındaki Necdet Bey, yaşamı boyunca mimarlık yapmış. Yıllarca farklı bölgelerden topladığı taşlarla ilginç heykelcikler yapıyor. Özel dolabını açmasını istemeyi ihmal etmeyin. Yarımadanın en çok rüzgar alan köyü olan Kızlan’ın girişinde tarihi yel değirmenleri var. Bu güzergah üzerinde, solda Güller Dağı Çiftliği (Pazar günü hariç, her gün 08.00- 17.30 saatleri arasında açık. 0252 712 03 06, www.olivefarm.com) tabelasını göreceksiniz. Burası, 450 dönüm arazi içinde, zeytin ve narenciye ağaçları arasına kurulmuş modern teknolojiyle işleyen bir zeytinyağı fabrikası. Zeytinyağı üretiminin anlatıldığı fabrika turu sonunda, burada üretilen zeytinyağı, kozmetik, zeytin ağacından yapılan oyuncak ve mutfak malzemeleri gibi ürünlerin sergilendiği ve satıldığı dükkana göz atabilirsiniz. Meyve ve baharat sirkeleri denemeye değer. BÜKLER VE KÖYLERDatça’dan yedi kilometre mesafedeki Surf Tatil Köyü’nün (0252 722 01 70, www.surf-datca.com), kamp sahası, bungalovları ve odaları var. Burada sörf yapmak mümkün. Hemen bitişiğinde, 1. derece doğal sit alanı statüsündeki, Gebekum Doğa Parkı ve Fosil Kumulu Koruma Alanı olan Gebekum Plajı var. Akdeniz’in jeo-ekolojik geçmişinin belgelenmesinde önem taşıyan bu kumul bitki örtüsünde, beşi endemik olmak üzere, 100 değişik bitki türünün yanısıra 19 kuş, 7 sürüngen ve kemirgen türü saptanmış. Datça’dan uzak olması ve tesis bulunmaması nedeniyle tercih edilmeyen, beş kilometre uzunluğundaki Gebekum, nisan-mayıs aylarında bitki ve çiçek meraklılarının gözlem alanı haline geliyor. Plajın doğusundaki Ayak Adası’na, denizden yürümeye imkan veren bir sığlık var. Datça Yarımadası gezinizi, ‘’bük’’ denilen koylara uğrayarak antik kent Knidos’ta sonlandırmayı planlarsanız, Datça- Marmaris yolunun üçüncü kilometresindeki Knidos sapağından batıya dönerek, ardından da Mesudiye köyü tabelalarını takip ederek ilerlemeniz gerekiyor. Çam ormanları arasından geçen yol, 2.5 kilometre sonra ilk olarak, Mesudiye köyünün koylarından biri olan Hayıtbükü’ne varır. Plajı kum olan Hayıtbükü’nde, kıyı boyunca mütevazı kahveler, restoranlar ve pansiyonlar bulacaksınız. Hayıtbükü’nün hemen doğusunda Kızılbük var. Bu noktada Datça’dan 20 kilometre mesafedesiniz. Kızılbük’te herkese açık bir plaj bulunmasına rağmen, buranın koydaki tesis tarafından adeta özel bir mülk gibi kullanılıyor olması, yerel halka ve turistlere rahatsızlık veriyor. Hayıtbükü’nden batıya doğru, bir kilometre sonra Ovabükü var. Bu koyun sahili, Hayıtbükü’ne göre daha uzun ve çakıllı. Ayrıca yemek ve konaklama seçenekleri daha fazla olmasının yanısıra kamping alanı da bulmak mümkün. Koylar arasında en popüleri ve artık bir sahil kasabası görünümünü almış olan Palamutbükü, Ovabükü’nden 7.5 kilometre batıda. Sahil boyunca dikkat çeken düzensiz yapılaşma rahatsız edici. Beyaz sandalyeli köy kahvesinde mola verin. Ovabükü- Palamutbükü yolu üzerindeki iki bakir koyu kaçırmayın: Kurubük ve yerlilerin denizinin berraklığından dolayı Akvaryum olarak adlandırdığı Akçabük. İki koyda da tesis yok. Akçabük’teki kayalar akşamüstüne doğru doğal gölgelik yapıyor. Bu yol üzerinde herkes kendi özel plajını seçebilir. Yol boyunca durup manzaranın keyfini çıkarmak isteyeceğiniz birçok nokta olacak. Datça’ya 25 kilometre mesafedeki Palamutbükü’ne yaklaşırken vadinin içinde göz alabildiğine uzanan badem ağaçları dikkatinizi çekecektir. Koy, mavi yolculuğa çıkanların ve günübirlik tur teknelerinin rotası üzerinde yer alır. Küçük bir limana ve iki kilometrelik bir plaja sahip olan Palamutbükü’nde de diğer koylarda olduğu gibi zıpkınla balık avlayanlara rastlanıyor. Eğer kendinize güveniyorsanız, koyun güneyinde bulunan Baba Adası’na yüzebilirsiniz. Yarımadanın koylarındaki çarpık yapılaşma özellikle Palamutbükü’nde daha da göze çarpıyor. Palamutbükü’nden Knidos’a doğru devam eden yol, geçimin tarım ve özellikle bademcilikten sağlandığı köylerden geçerek altı kilometre mesafedeki Yakaköy ve dört kilometre daha sonra da Yazıköy’e varır. Bu köylerin insanları, büklerdeki turistik atmosferden uzak, sade bir yaşam sürerler. Knidos yolu üzerinde, badem, bal, zeytin, zeytinyağı, keçiboynuzu ve keçiboynuzu pekmezi gibi ürünlerini satmaya çalışırlar. Yol boyunca yaşlı kadınlar taşla badem kırar, erkekler kahvede sohbet ederler. Yakaköy ile Yazıköy arasındaki Cumalı sapağına gelmeden hemen önce sola ayrılan toprak bir yol, bir kilise ile mezarlığa varır. Özellikle kilisenin batı köşesindeki mermer kuyu görmeye değer. Yazıköy’den sekiz kilometrelik virajlı bir yoldan Knidos’a giderken, yol boyunca, her iki yanınızda antik kentin duvar kalıntılarına rastlayacaksınız. Knidos’tan Datça’ya, sahilden ya da anayoldan Datça tabelalarını takip ederek dönebilirsiniz. KNİDOS Bilim, mimarlık ve sanatın kentiAntik çağda Kap Krio olarak bilinen Deveboynu Burnu’nda yer alan Knidos, muhteşem konumuyla bölgenin en güzel antik kentlerinden biri. Datça’ya 40 kilometre mesafedeki Knidos’a vardığınızda, yarımadanın en uç noktasındasınız demektir. Bir yanınız Ege Denizi, bir yanınız Akdeniz’dir. Antik çağın en ünlü ve zengin kentlerinden biri olan Knidos, sadece Akdeniz’deki gemilerin rotası üzerinde stratejik bir konuma sahip olmakla kalmayıp aynı zamanda, bilim, mimarlık ve sanatta ileri, kozmopolit bir kentti. Knidos’ta, ünlü matematikçi, astronom, fizikçi, mimar ve yasa koyucu Eudoksos, doktor Euryphon, ünlü ressam Polygnotos ve dünyanın yedi harikasından biri sayılan İskenderiye Feneri’nin mimarı Sostratos yaşadı. Hatta kent altın çağında, Kos’taki önemli tıp merkeziyle rekabet edebilecek bir tıp okuluna da sahipti. Önemli bir liman kenti olan Knidos, mal alıp satmak ya da açık denizdeki kötü hava koşullarından korunmak isteyen gemilerin uğrak yeriydi. Ancak kentin efsaneleşmesinin nedeni, bugün dünyada birçok kopyası olmasına rağmen orijinali bulunamamış, çıplak Knidos Afroditi heykeli... Heykeltıraş Praksiteles’in M.Ö. 4. yüzyılda yaptığı bu eserin ünü, dünyada çıplak olarak tasarlanmış, ilk kült Afrodit heykeli olmasından kaynaklanıyor. O dönemde büyük cüret gerektiren ve yenilik getiren bir sanat eseri olarak kabul edilen bu heykelin hikayesi şöyle; Kos Adası’nın siparişi üzerine, Praksiteles iki Afrodit heykeli yapar. O zamana kadar tanrı heykelleri tamamıyla çıplak yapılır ancak tanrıça heykelleri hafif de olsa örtülü olurdu. Praksiteles’in heykellerinden biri çırılçıplaktır ve ada halkı bunu çok müstehcen bularak geri çevirir. Oysa Knidoslular heykeli beğenmiştir ve bunu satın alarak, kentin en yüksek terasına, Ege’den ve Akdeniz’den görülecek şekilde yerleştirirler. Ünlü tarihçi Lusien, banyodan yeni çıkmış ve elinde giysisini tutan Afrodit hakkında şunları söyler; ‘’Güzelliğini hiçbir şey örtmemiş, sol elinin eğimiyle kapadığı yerden başka.’’Zamanla ünü yayılan çıplak Knidos Afroditi, ticaretten daha güçlü bir gelir kaynağı haline gelir. Afroditi görmek için buraya sadece sanat severler değil aynı zamanda binlerce turist akın etmeye başlar. Adeta bir hac yeri haline gelen bu tapınakta, hacılar ritüellerini, tapınakta çalışan fahişelerle tamamlarlar. Knidos’un bu kadar ünlenmesinin ardından, bugün benzerlerine turistik bölgelerdeki tezgahlarda rastladığımız erotik tasvirli hediyelik eşyaların ziyaretçiler tarafından satın alındığını, yazılı kaynaklardan öğreniyoruz. Ekonomik sıkıntıya düşen Knidoslulara, Bitinya Kralı Nikomedos, borçlarını ödeme karşılığında Afrodit heykelini satın almayı teklif eder. Bunun üzerine bir halk oylaması yapılır ancak sonuçta halk bunu kabullenmez. Aristotales ‘’gerçek demokrasi Knidos’tadır’’ diyerek burada başlayan erken demokratik hareketin altını çizmiştir. Heykelin kayboluşu, Bizans İmparatoru Theodosius’un, çok tanrılı inanç tapınaklarını kapattığı günlere dayanır. İmparator, heykeli tapınaktan söktürüp İstanbul’daki Lausos Sarayı’na götürür. Afrodit heykelinin, M.S. 5. yüzyılda çıkan bir yangında yok olduğuna inanıldığı gibi, Bizanslılar tarafından parçalandığına inananlar da var. Tabelalar, çok iyi olmasa da, bunlara göre antik kent içinde kendi turunuzu yapabilirsiniz. Gişeden (08:00’den günbatımına kadar açık) girer girmez sağınızda iyi durumda bir Hellenistik tiyatro, solunuzda yatların demirlediği güney limanı var. Teraslar halindeki antik kentin kalıntılarına tımanırken, aniden önünüze çıkacak çukurlara dikkat. 1987 yılından beri kazıların devam ettiği ören yerinde, iki tiyatro, agora, Apollon Tapınağı ve Sunağı, güneş saati, Demeter Kutsal Alanı ve odeon kalıntılarını görmek mümkün. Geriye pek fazla bir şey kalmamış olsa da, biraz hayalgücüyle, muhteşem bir manzaraya hakim, yuvarlak planlı tapınağın ortasındaki aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit’in heykelinin, uzun bir deniz yolculuğunun ardından buraya varanların gözündeki ihtişamını tahmin etmeniz zor olmayacak. Hatta bu noktadan günbatımını seyrettikten sonra, Afrodit’in böylesine ünlenmiş olmasına daha da hak vereceksiniz.YAZARIN SEÇİMİDatça’ya tatil yapmaya gelenlerin tercihi, yaz mevsimidir. Oysa Datça’da yaşayanlara bir sorun; yarımada, haziran- temmuz ve ağustos dışında en güzel zamanını yaşar. Datçalılar der ki: ‘’Burada bir yaz biter, başka bir yaz başlar.’’ ‘’Sarıca Yazı’’dır bu. İlk yağmurlarla birlikte, ‘’karavilla’’ denen salyangozlar toplanır, bütün Datçalılar sevmese de senede bir salyangoz yemenin iyi olduğuna inanılır. Şubat sonunda badem ağaçları çiçek açtığında yarımada adeta karla kaplanır. Fonda mora çalan dağlar vardır. Nisanda tarlalar gelinciklerle kırmızıya boyanır, anemonlar açar. Mayıs papatyaların ayıdır. Dünya Doğayı Koruma Vakfı’nın (WWF) belirlemelerine göre, Datça Yarımadası ile güneyindeki Bozburun, Türkiye’deki, acil olarak korunması gereken dokuz ‘’sıcak nokta’’dan biri. Bölge, farklı jeolojik yapıları ve yeryüzü şekilleri, endemik bitki türleri, zengin yaban hayatı, bakir kıyı ve kumulları, gelişmiş boylu maki toplulukları, Datça hurması toplulukları barındıran orman ve sarp kayalık yaşam alanları gibi Akdeniz Bölgesi’ne özgü alçak arazi yaşam alanları ve biyolojik çeşitlilik açısından dikkat çekiyor. Türkiye’deki, 122 Önemli Bitki Alanı arasında yer alan her iki yarımada, ülke çapında nadir yaklaşık 160 bitki taksonunun yaşam alanı olduğu gibi 123 kuş türüyle birlikte yaban keçisi, yaban kedisi, saz kedisi, bozayı, tilki ve porsuk türlerine de ev sahipliği yapıyor. Yarımadanın yoğun turizm ve yapılaşmanın etkilerinden görece uzak kalan kıyıları ise nesli tehlike altında bulunan Akdeniz fokları için en önemli yaşam alanları arasında. MOLA Mustafa ve Esma Gökcan ile geçen yıl tanışmıştım. Ovabükü’nün en güzel kampingini işletiyorlardı. 20 yıldır, özellikle yabancı turistlerin uğramadan edemediği bir yer olmuştu Kamping Mustafa (Ovabükü- Palamutbükü yolu üzerinde, İlmece Bucağı, 0537 352 03 24). Çadırcılar, karavancılar, bu denize sıfır, mütevazı kampta sadece bu içten çiftin değil Türk mutfağının da tiryakisi olmuşlardı. Gökcanlar’ın taşındığını öğrendim ve onları, küçük ama muhteşem köpekleri Churchill ile birlikte, Ovabükü sahilinin en sonunda buldum. Yurtdışında uzun yıllar aşçılık yapmış olan Mustafa Bey leziz yemekler yapar. Altı hafta kampta kalan bir İtalyan, aynı yemeği iki kez yemediğinden bahsetmişti. Yeni kamp henüz salaş, ağaçlar çiçekler yeni yeni büyüyor ama gündüz yüzmek ve özellikle gece, yıldızların altında olmak için harika bir ıssız köşe burası. Kumsal çakıllı ancak deniz tertemiz. Kiremitte balık, deniz mahsülleri, tandır kebap, ballı-susamlı kavun leziz. Ancak çakılların üzerinde, tenekede pişirilen soslu tavuk, gerek tadı gerekse pişirilme yöntemiyle bir sürpriz! Gitmeden önce arayın, her şey taze yapılıyor.

Kaynak:

Seyahat HaberiSeyahat Haberi
A’dan Z’ye Paris
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
İçine giren canlıyı taşa dönüştüren korkunç göl
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
İki yıl önce ortaya çıkmıştı! Yeni adayı bekleyen büyük tehlike...
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Bavul hazırlarken yaptığınız 5 hata!
Karadeniz
Uzungöl beyaza büründü, yılbaşına hazır!
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Hafta sonunun en güzel 10 adresi! Şimdi tam zamanı...