Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Darbe uyarısı

Zeynep ATİKKAN

CHP lideri Deniz Baykal'ın yaptığı darbe uyarısı, bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü diye yorumlanacak gibi değil.

Baykal, ‘Askerlerin bugünkü hükümetten umudu kestiklerini ve ara rejim arayışına girdiklerini’ söylüyor.

Ve ekliyor, ‘Asker güdümünde kurulacak bir teknokrat hükümet, Türkiye’nin sorunlarını daha da ağırlaştırır'.

Bir süre önce bizim de kulağımıza çalınmıştı, ‘Doğrudan darbe değil. Değişik formüller üzerinde çalışılıyor’ şeklindeki yorumlar. Ve de en ilginç olanı bu yöndeki yorumların coşkulu birer temmeni ve beklenti şeklinde dile getirilmesiydi.

Davul zurnayla gelen ve geniş kitlelerin desteği alan bir hükümet işbaşındayken neden darbe söylentileri çıkar?

Çünkü ülkedeki gelenek bu.

Siyasi çözüm üretme reflekslerini budayan darbelerin yarattığı korkunç zaaf da bu zaten.

Sayın Baykal açıklamasında ‘Benim en çok eleştirdiğim bu hükümet bile ara rejimden çok daha iyidir’ diyor. Haksız değil.

Bugünkü tabloyu okumak hiç de zor olmamalı.

Türkiye ciddi bir siyasi kilitlenme içinde. İş başındaki kadro, Türkiye'nin sorunlarının altından kalkamıyor.

Bir hükümet düşünün ki ekonomik istikrar paketinin bir mi yoksa üç yıllık mı olduğuna karar verebilmek için sekiz ay tartışıyor. Sonra işin içinden çıkamıyor.

Ekonomiden sorumlu bakanların herbiri ayrı telden çalıyor.

Aralarından birisi çıkıp ‘Mozart da tarihi bir sanatçıydı. Mozart da çok dahi bir insandır, o da iş yaptı ve darbelere maruz kaldı, tenkit edildi’ diyebiliyor.

Toplum, gelir dağılımı bozukluğunun yarattığı yüksek gerilim hattında. Enflasyon ulusal hastalık haline gelmiş. İnsanlar birer umut proleteri olmuş. Ve bir ekonomi bakanı, kulaktan duyma müzik bilgisiyle sürrealist konuşmalar yapabiliyor.

Ve de en korkuncu bu tür açıklamalar ‘İşte seçilmişlerden ancak bunlar çıkıyor’ şeklindeki yorumları çoğaltıyor. Ve atanmışlara kapıları aralıyor.

Bir türban krizi çıkıyor.

Başbakan'ın eli kolu bağlı bir lider olduğunu ortaya koyuyor. Başbakan, iç politikadaki başarısızlığını dış politikada efelenerek örtmeye çalışıyor.

Zaten büyük reformların, büyük sıçramaların beklentisinde değil kimse.

Ama son zamanlarda görülüyor ki bugünkü kıytırık statükonun devamını isteyen güç odakları bile durumdan hoşnut değiller. Mevcut kadronun ufak tefek işleri bile götüremediğini görüyorlar ve köşelerinde homurdanıyorlar.

Türkiye ciddi bir siyasi donukluk içinde.

Panik de burada başlıyor. Seçim ihtiyacı hissediliyor ama seçimin Fazilet ile Çiller'i yeniden parlatacağı varsayılıyor.

Tabii buradaki asıl dram, beceriksizliği sınanmış insanlara umut bağlayanların zavallılığı. Bu hükümetten birşeyler bekleyenlerin ufuksuzluğu.

Türkiye kadar başarısızlığa prim veren bir ikinci ülke var mı acaba?

Özellikle de bugünün hızlanmış dünyasında başarısız insanları siyaseten sübvansiyone etmek anlaşılabilir mi?

Hükümeti kurdurdular...Bundan hiçbir sonuç çıkmayacağını bile bile. Şimdi de ‘teknokratlar gelsin işleri koktarsın’ bekleyişindeler.

Latin Amerika örnekleri ortada...Diktatörlükler işleri yüzlerine gözlerie bulaştırıyorlar.

Ayrıca Türkiye'nin Latin Amerika ülkeleri kadar teknisyeni var mı? Bu da tartışılması gereken bir başka önemli konu.

Durum bu kadar açık.

Sanırım Deniz Baykal'ın uyarısı da çok yerinde.













X