"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Darbe krizinin analizi

Sedat ERGİN

Türkiye, bugün siyasetçilerinin açıkça bir darbe olasılığını tartıştığı dünyanın herhalde tek demokrasisidir. (Afrika demokrasileri hariç).

Ve bu münakaşanın bir darbe olasılığı bulunmadığı halde yürütülüyor olması, tartışmayı oldukça enterasan kılıyor.

Tartışmanın muhtelif boyutları var. Bu boyutlardan ilki, siyasi kadroların politik hesaplarla zemin kazanmaya çalıştıkları manevralar şeklinde karşımıza çıkıyor.

Bu çerçevede, hükümetin de, askere dönük olduğu anlaşılan uyarılarıyla samimi görüşlerini ifade etmenin yanı sıra, ‘‘demokratlığı’’ konusundaki tereddütleri ortadan kaldırarak, bu konudaki eleştirileri daha rahatlıkla püskürtmeyi hesapladığı da savlanabilir.

Tartışmayı karmaşık hale getiren bir başka faktör daha var. Darbe tartışması, kamuoyunda hükümetin icraat yeteneği konusundaki umutsuzluk havasının yaygınlaştığı bir döneme rastlıyor.

Daha vahimi, sokaktaki vatandaşın Türkiye'de hiçbir şeyin değişmediği ve galiba değişmeyeceği, çünkü ‘‘işlerin eskisi gibi malum şekilde devam ettiği’’ yolundaki inancının pekişmiş olması.

* * *

İşte, bu karamsarlık ve umutsuzluk dalgasının toplumu hızla sardığı bir dönemde, bundan farklı bir düzlemde darbe tartışmasının da ortaya çıkması, krizin boyutlarının daha derin ve farklı algılanmasına yol açıyor.

Üçüncü boyut: Evet, bir darbe söz konusu değil; ancak, askerlerin sisteme ‘‘müdahil oldukları’’ bir dönemden geçildiği de ortada.

Bu süreç, 28 Şubat 1997 tarihli Milli Güvenlik Kurulu kararlarıyla başlamıştır. Bugün ‘‘en demokrat’’ olanların, o tarihte bu kararların ‘‘en kuvvetli alkışçıları’’ olduklarını hatırlayalım.

Askerlerin isteği, anayasal bir zemin olan MGK'dan geçen ve Cumhurbaşkanı'nın da imza attığı, bugünkü hükümetin de sonradan onay verdiği bu kararların uygulanmasıdır.

Gelgelelim, sekiz yıllık temel eğitim reformu bir tarafa bırakılırsa, hükümetin, bu kararların tümünün hayata geçirilmesi için çok enerjik bir tempoda koştuğu söylenemez.

Bunu tamamlayan bir diğer unsur, irticanın tarifi, irtica tehlikesinin algılanması konusunda asker kesim ile hükümet arasında bazı kategorik farklılıkların bulunması. Aynı farklılıklar kaçınılmaz olarak irtica ile mücadele yönteminde de geçerlidir.

Bu farklılık, yeni söylemi ve bu söylemin içtenliği ile ilgili soru işaretleri bir tarafa bırakılırsa, geçmişi itibariyle Cumhuriyet değerlerine bağlılığı tartışmalı olan Fethullah Gülen'in nasıl algılanması gerektiği üzerinde kristalize oluyor.

* * *

Sorunu içinden çıkılmaz hale getiren bir nokta daha var: Türkiye'deki belirgin irtica tehdidi bir günde oluşmamıştır. İrticanın tehdide dönüşmesi, 1950'li yıllardan bu yana özellikle merkez sağdaki politikacıların oy kaygısıyla verdikleri ödünlerin, on yıllar içinde yarattığı büyük bir birikimin sonucudur.

İşin garip tarafı, vardığımız noktada, merkez sağın ödünlerinin yol açtığı bir tehdidin bertaraf edilmesi, büyük ölçüde yine merkez sağ politikacılardan bekleniyor.

Bütün bu olumsuzluklar içinde kriz nasıl aşılabilir?

Çözüm, hükümet ile ordunun, Cumhurbaşkanı'nın üstleneceği katalizör rolü altında yapıcı bir diyaloğa girmelerinden geçiyor.

Bu diyalog, asker kesimin ‘‘daha dikkatli’’ bir üsluba yönelmesi, karşılığında hükümetin de irticayı ciddiye aldığını ‘‘daha inandırıcı’’ bir şekilde ortaya koyması halinde başarılı olabilir. Tabii, asker üzerinden siyaset yapma alışkanlığının da son bulması gerekiyor.

Bu da yürümezse yeniden sandığa gitmekten başka bir çare gözükmüyor.













X