Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Dalga yakalamak

Hadi ULUENGİN

Başbakan Mesut Yılmaz'ın Bonn ziyaretine paralel olarak 30 Eylül Salı günü yayınlanan ‘‘Frankfurter Algemeine’’ gazetesi şu ifadelere yer verdi:

‘‘Eski Dışişleri Bakanı Tansu Çiller ve O'nun müsteşarı Onur Öymen'in pek çok Avrupalı politikacı ve üst düzey yöneticiyi sinirlendiren baskı, zorlama ve şantaj siyasetleri artık geride kaldı.

Bu siyasetler Türkiye'ye Avrupa'da yarardan çok zarar getirdi.

Bakalım, AB'ye karşı İttifak genişlemesini vetoyla tehdit etmiş olan Öymen şimdi gittiği Brüksel'de bunu diğer meslektaşlarına nasıl açıklayacak ?’’

* * *

Halep ordaysa arşiv buradadır ve sütunumu izlemiş olanlar iyi bilirler ki, Alman gazetesindeki tahlili ben geçen iki yıl boyunca aralıksız tekrarladım.

Çiller ve müsteşarının NATO'da şantaja başvuracağı daha rivayet olarak ortada dolaşmaya başladığı ilk gün, böylesine deli saçması bir tehdidin asla sökmeyeceğini ve Türkiye'nin tükürdüğünü yalamak zorunda kalacağını yazdım.

Aynen öyle oldu...

Yüksek perdeden atan Çiller ve müsteşarı ‘‘ya gireceğiz, ya gireceğiz’’ türünden demeçler üfürdükçe, bu lafazanlıkların AB'de etki yaratmayacağını ve tam tersine, Ankara'yı Brüksel'den hızla uzaklaştıracağını vurguladım.

Aynen öyle oldu...

Çiller ve müsteşarı ‘‘aile fotoğrafı, aile fotoğrafı’’ diye etrafa gaz pompaladıkça, söz konusu ‘‘fotoğrafın’’ turistik bir hatıra kartpostalından öteye gitmeyeceğini ve ülkemizi Ortak Pazar adayı yapmayacağını belirttim.

Aynen öyle oldu...

Ve şimdi Tansu Çiller çıkmış, kendisinin ve müsteşarının döktüğü pirincin taşını ayıklamakta başarılı olan Mesut Yılmaz'ın Bonn ziyaretini eleştiriyor.

Güler misin, ağlar mısın ?..

* * *

Tansu Çiller ve müsteşarı döneminde Türkiye'nin uğradığı dış politika hezimetleri öz itibariyle bir zihin parametresi sorunundan kaynaklanıyordu.

Beyin elektronlarındaki tekleme falsosunda hayat buluyordu. Açıklayayım:

Hemen her yerde ama diplomaside mutlaka, muhatabınızın düşünce ve değer sistematiğine bütünüyle vakıf olmanız gerekir. Tersi uçuruma götürür.

İstersen yüz yabancı dili aksansız konuş ve istersen Oxford veya Sorbonne 'den yaldızlı diploma sahibi ol, eğer bu muhatabın fikir silsilesini ve kavram manzumesini hakkıyla özümseyememişseniz zerre kadar başarı kazanamazsınız.

Örneğin, Britanya emperyalizminin Ortadoğu hakimiyeti, başta Lawrence ve Glubb Paşa, bir dizi ‘‘Arabizan’’ İngilizin varlığı sayesinde gerçekleşmiştir.

Onlar bir çöl bedevisi gibi düşünmeyi ve davranmayı öğrendikleri içindir ki Majesteleri İmparatorluğu bu coğrafyada hükümralık sürdürebilmiştir.

Oysa, geçen dönemin AB politikasında Türkiye ne Avrupalı gibi düşünebildi, ne Avrupa'lı gibi konuşabildi, ne de Avrupa'lı gibi değerlendirebildi.

Batı ahlak etiğinin kabullenmeyeceği şantaj; Batı fikir sistematiğinin iplemeyeceği tehdit; Batı zihin mekanizmasının yutmayacağı asparagas Tansu Çiller ve müsteşarı tarafından Ankara'nın resmi siyaseti haline getirildi.

Türkiye ve Ortak Pazar ayrı dalgalardan yayın yapan istasyonlara dönüştü.

Eh, güç dengesi zaten ortada, böylesine bir yabancılaşma gerçeğe tosladı.

Ve işte onun içindir ki ‘‘Frankfurter Algemaine’’, ‘‘bu siyasetler Türkiye'ye Avrupa nezdinde yarardan çok zarar getirdi’’ tahlilini yaptı.

Yılmaz'ın Bonn başarısı, en önce, muhatabının zihin ve değer sistematiğini tekrar kavrayan Türk dış politikasının ortak dalga yakaladığı anlamına geldi.

X