Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Daldan dala

<B>GÜLBEN Ergen </B>hamileymiş. Fakat doğurmuş da olabilir. Zira bendeniz sadece üç gazeteye bakabildim. Aynı gün birinde 1 aylık, diğerinde 1.5 aylık, bir diğerinde 2 aylık hamile olduğu yazıyordu.

Demek bu hesapla 14 gazeteye daha baksaydım doğurmuş olduğunu okuyabilirdim.

Şimdi bilgisayarın başına oturup ‘Çok mu önemli Gülben Ergen’in kaç aylık hamile olduğu?’ diye mektup döşenmezsiniz değil mi? İyi.

Ben esas 1 Nisan’dan itibaren bu yüzden de hapse girecek miyiz, onu merak ediyorum. Kele kel diyemeyeceğimizi öğrendik de yukarıdaki örnekte olduğu gibi aynı konudaki üç haberin her biri ayrı telden çaldığında ne olacak?

Hayır, buna da varsa ceza, peşinen topluca gidip hapishaneye yerleşelim diyorum. Biz bunu hep yapıyoruz ve asla vazgeçeceğe de benzemiyoruz zira.

***

Geçen hafta, Erdoğan’ın, bir rivayete göre Genelkurmay Başkanı’na, kendine göre ise Devlet Bakanı Atalay’a ‘Hocam’ diye hitap etme meselesi vardı gündemde.

Kime demiş olursa olsun hiç yadırgamadım ben.

‘Neden?’ derseniz... Biz, tanıştıktan 10 dakika sonra birbirine ‘Abicim’ diye hitap eden bir milletiz. Sırf kahvehane ortamında olsa neyse... En ciddi iş ilişkilerinde bile bu böyle.

E, Başbakanımız da aramızdan çıktı. İthal etmedik. Henüz AB’den birliğin ruhuna uygun başbakan tarifi de gelmedi...

Özal da şortla asker denetlemişti hatırlarsanız...

Hem ‘Hocam’da ne var?

‘Siz benden daha büyük, daha bilgili, daha fazla söz sahibisiniz’ demek değil mi?

E, daha ne istiyoruz?

***

Düğmeye basılması mevzuu...

Erdoğan’ın, hükümete karşı düğmeye basıldığı yönünde bir iddiası var biliyorsunuz.

Ben de katılıyorum. Evet, basıldı.

Fakat Başbakanımızın bilmediği, başarılı günleri için de düğmeye basılmıştı.

‘Sen nereden biliyorsun?’ diyeceksiniz.

Kendim gözlemledim. Sabah akşam işlerin nasıl da yolunda gittiğine dair haberler duydukça ‘Allah Allah, ben niye göremiyorum!’ diyordum. Şimdi de kötüye gittiğine dair bir belirti göremiyorum. Benim için hükümet ilk gün ne idiyse şimdi de o. ‘Aradaki farkı görememek senin yeteneksizliğin’ de diyebilirsiniz tabii.

Fakat ben yine de burada her zaman birilerinin bir o düğmeye, bir bu düğmeye bastığına inanıyorum. Asansöre konuluyor insanlar adeta. Önce yukarı, sonra aşağı. Bazen de tam tersi. Dışarıda bir asansör görevlisi var ama kimdir bu, o kadarına aklım ermez.

Bir önceki hükümette de Ecevit yatak odasından salona geçemezken, Bahçeli mum gibi dururken bir sürü beklenmedik iyi şeyler oluyordu hatırlarsanız... Sonra ‘güm!’

Burası böyle. Belki de övünmemiz lazım. Öyle ya bir düğmeye kadar indirdik, bu kadar otomatikleştirdik işi!..

MIŞ-MUŞ

Bacak bacak üstüne atmak selülite neden oluyormuş.

E, her şeyin bir bedeli var; yarattığınız etkiyi düşünün bir de...

*

‘İkinci Bahar Gönüllerde’ isimli programla evlenme yaşı geçmişler evlendirilecekmiş.

Memlekette huzura ermiş insan bırakmayacaklar anlaşılan.

*

Bu yaz erkekler derin dekolteli olacakmış.

Ama lütfen kıllarının arasından altın kolye de sallandırsınlar!
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI