"Ayşe Aral" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Aral" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Aral

Daha da sizi dinlersem iki olsun ah benim okur dostlarım -3

Kaldığımız yerden devam ediyoruz. En son Veli’nin bel fıtığı benim bavullarım yüzünden uykudan uyanmıştı. Tam bu kâbus bitiyor, tam normal hayata dönüyoruz diye sevinirken bu sefer başıma daha da büyük bir dert açılmıştı.

Odanın kapısının önünde Veli ızdıraplar içinde yerde yatıp ayağa kalkamazken, önce kendi gelmişime geçmişime geleceğime biraz saydım, sonra ne yapabilirim diye düşünmeye başladım.

Durum malum, dağın tepesinde korkunç bir pansiyon, etrafta in cin top oynuyor, telefon desen çekmiyor, yani anlayacağınız çaresizliğim diz boyu. Ama şartlar her ne olursa olsun bir şey yapmam, kendimi de Veli’yi de bu durumdan kurtarmam şart.

Veli’nin yanına  yere oturdum, önce biraz belini ovdum. Sonra ilaç çantamdan iki merdivon, bir kas gevşeticiyi alıp Veli’ye içirdim. Bir an baktım ki koca adam başladı ağlamaya.

“Ay dur dur, bak ilaçlar seni birazdan rahatlatacak, çok mu ağrın var canım ya?”

“Ben alışığım bu ağrıya, sadece kendime çok kızdım Ayşe. Erkeğim işte, ayar yok bizde; sana bir ders vereyim, bir şaka yapayım derken işin mokunu çıkarttım. Düştüğümüz duruma ağlıyorum, kesin burada ölüp gideceğiz. Kedi köpek leşimizi bulacak, hıhıhıhı hıhıhıhıhı”

Erkek işte, hava mava desen bini bir para ama en ufak bir çaresizlikte salıverirler kendilerini. Erkek dediysem yani Veli gibileri, ana kuzuları demek istedim.

Başına şu, bu gelse ne yaparsın, işin içinden nasıl çıkarsın diye sorulduğunda; “Ay mahvolurum, biterim” falan filan dersin ama sonra başına gelince Allah tarafından bir güç gelir, biner üzerine ya; bir an aynen ben de kendimi öyle hissetmeye başladım.

“Saçmalama oğlum, sen güven bana; ikimizi de kurtaracağım buradan, kız gibi zırlamayı da kes. Ayrıca niye ölelim? Yiyeceğimiz, suyumuz var; sen biraz sus da ben kafamı toplayıp plan yapayım.”

“Tamam, sustum; sen cesur kadınsındır, akıllı hatunsundur, sana güvenim sonsuz Ayşecim.”

“Aşağıya bir inelim de o güveni ben sana bilahare göstereceğim.”

İlk önce odaya gidip yatak döşek ne var ne yok aldım, getirdim, Veli’ye bir yer yatağı yaptım. Sonra bahçeye çıkıp kalın tahta parçalarını toplayıp, sabahlığımın kemeriyle onları birbirine bağlayıp Veli’nin beline destek yaptım.

Baktım hava kararmaya başladı, bu gece de yapacak bir şey yok artık; “Veli, bu gece burada kalıyoruz, şimdi ben bir çorba yapıp getireceğim onu içeriz. Sen de az yana kaykılırsın, bu geceyi yer yatağında geçiririz. Sabaha Allah Kerim, ben planlarımı uygulamaya başlayacağım.”

Gittim çorba yaptım, Veli’ye ellerimle içirdim, karnı doyup kasları da gevşeyince hemen uykuya daldı. Ben ise cingöz Ayşe, uyku desen sıfır, sürekli kurtulmak için plan yapıp duruyorum. Bir yandan da kulağım kapıda, bacada, her yerde. Ya hu belli mi olur biri içeri dalar; o olur, bu olur diye.

Uyumamaya, nöbette kalmaya karar verdim. Gittim mutfağa, oturdum bir sandalyeye, başladım sabah olsun diye beklemeye.

Saat 02.00 gibi yerimden zıpladım, dışarıdan ulumalar gelmeye başladı. “Huuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuu” camdan baktım ve iki kurtla göz göze geldim. Nasıl bir panik bende, gittim her yeri kontrol ettim, açık cam mam var mı diye.

Ulumalar uzun süre durmadı, benim el ayak tir tir. Of ne etsem de biraz yatışsam derken aklıma pasifloranın dibini bulduğum geldi. Eee ne içeceğim ben şimdi? Buzdolabına yöneldim, bir baktım; kırmızı, beyaz, pembe şaraplar maşallah dizi dizi, hem de buz gibi.

Oooo piti piti yaptım, şansıma beyaz çıktı. Açtım şişeyi, önce bardak bakınayım dedim, sonra vazgeçtim, aman yumul işte şişeden. Nasıl yumulduysam, beş dakika sonra kendimi aksırır, tıksırır, hatta  camı açmış; “huuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuu” diye uluyan kurtlara “Benden de size huuuuuuuuuuuuuuuuuuu, sıkıyosa gelin len, el mi yaman ben mi?” derken buldum.

Daha da sizi dinlersem iki olsun ah benim okur dostlarım -3

Deli deliyi görünce sopasını saklarmış; kurtlar da ben uluyunca çekip gittiler Allah sizi inandırsın.

Başladım gülmeye, şarap şişemi elime aldım, dedim şu pansiyoncuğu biraz gezeyim. Kısa bir tur oldu, zaten toplasan pansiyon beş oda ama girdiğim son oda benim için hazine değerindeydi.

Dolaplardan birinde maytaplar, havai fişekler vardı. Başladım dans etmeye; “Hıkkkkkk, sabaha kurtuluyoruz Veli’m, gerçi ben bunları yakmayı bilmem, umarım sen bu işten çakarsın hanım evladı, hıkkkk.”

Son hıkla yere yapıştım, eh işte haddini bilmez, aksırır tıksırırsan olacağı bu. Ama iyi ki düşmüştüm yere; yatağın altındaki telsizle göz göze geldim.

Telsizi yerinden çıkarttığımı hatırlıyorum ama fişe mişe nasıl soktum orası meçhul. Işığı yandığı an anladım ki bu işi de becerdim, başladım bağrınmaya.

“Hıkkkkkkk, pardon birek birek, beni duyan var mı?”

Ses yok safi cızırtı. “Birek birek, acil durum, aloooooooooooooooo!”

Tam ümidi kesecekken bir erkek sesi duydum; “Seni duyuyorum, birek birek orada mısın? Ya hu mandal yapmayın.”

“Evet, duyuyorum ya siz?”

 “Hımmmmmm ben de duyuyorum seni sesi buğulu kadın; hayırdır bu saatte yalnızlıktan sıkıldın, arkadaş mı arıyorsun ha bebek?”

“Terbiyesiz adam, acil durum diyorum; dağın tepesinde bir pansiyonda rehin tutuluyorum, gerçi beni rehin tutan adamı iki kroşeyle belinden sakatladım, yerinden kalkamıyor Allah’tan ama çok korkuyorum. Demin de kurtların saldırısına maruz kaldım zaten.”

“Birek birek, ay bacım pardon ya, dur korkma. Nerdesin? Anlat, tarif et bana, ben şimdi 155’i yönlendireceğim sana.”

Şuradayım buradayım, adama tarif edebildiğim kadar tarif ettim, “Bekleyin, hatta kalın” dedi.

“Tamam bacım, acil polis hattına bildirdim, korkma, yeri de anladılar şu bilmem ne pansiyonu, bir karı kocaya ait olan, sakin ol tamam mı? Güvenlik güçleri on beş dakikaya orada olur muhtemelen ama sen yine de polis arabasını görmeden sakın kapıyı açma.”

Başladım ağlamaya; “Sağ ol var, ol dostum.”

“Bacım isim ne, seni kim kaçırdı?”

Olaya dikkat çekmek, Veli’ye de bir ders vermek adına abartıya girdim haliyle.

“Ben Ayşe Aral, köşe yazarıyım. Veli diye bir adam kaçırdı beni ve kapattı buraya.”

“Ana, sen o musun? Bak şimdi aşk olsun ya, niye yalan söyledin ki? Benim de başımı derde sokacaksın şimdi polisle. Yazılarını okuyorum ben de, esas o adama yazık. Günlerdir etmediğin, yapmadığın kalmadı. Ama bu yalan sana hiç yakışmadı, daha da okumam seni, tövbe tövbe,  günahtır be ya.”

“Ya tamam ama ilgini çekmek için palavra sıktım, affet beni sevgili okur dostum.”

“Hadi ben affettim, eh polise ne diyeceksin, onları nasıl ikna edeceksin? Ben kaçırılmış dedim.”

Utancımdan telsizi fişten çektim. O sırada “Dadiiiiiii dadiiiiiiiiiiiiiiii” siren seslerini duydum. Pencereden bir baktım ki üç polis arabası.

İki polis arabalarından inip kapıya geldi.

Tak tak tak...

“Kimse var mı?”

“Evet memur bey, ben varım.”

“Kapıyı açar mısınız, yaralı mısınız? Sanırım siz rehinesiniz, şüpheli nerde, yakınlarınız da mı? Silahlı mı?”

“Yok, uyuyor kendisi, evet ben rehineyim, ay aslında rehine de değilim açıyorum.”

Kapıyı açmamla beraber on polis içeri daldı.

“İyi misiniz hanımefendi? Arkadaşlar bütün katlara bakın, şüpheli silahlı olabilir, dikkat edin.”

“Memur bey yok durun, size durumu anlatacağım, aslında rehine falan değilim, şüpheli de çocukluk arkadaşım olur, ayrıca şüpheli falan değil, durun anlatayım.”

“Şuraya oturun lütfen, normal tabi şu an şoktasınız, derin derin nefes alın.”

İçeriden iki ses, daha doğrusu çığlık  geldi.

“Şüpheliyi ele geçirdik, silahsız yerde yatıyor.”

“Ben şüpheli falan değilimmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmm, ay aman of, belimmmmm!”

Karakola varıp, derdimi anlattıktan sonra her şey çözüldü ama yine de tedbirdendir, zorlama falan olmasın diye polis arkadaşlarımız Veli’ye iki üç soru sordu.

Bu arada saat de sabahın yedisi olmuştu. Biraz dinlenelim diye Dıııııı Gargara Oteli’ne yerleştik polis dostlarımız sayesinde. Veli şoku yediğinden bel mel geçmiş, zıpkın gibi ayağa kalkmıştı.

“Hadi Velicim biraz dinlenelim, akşama da şu meşhur balıkçıya gideriz” dedim.

Veli suratıma bile bakmadı, odasına girip kapıyı sinirle yüzüme çarptı.

“Ama Veli, ben senin hayatını kurtardım, insan bir teşekkür eder en azından”

Kapıyı açtı, kafasını aradan uzatıp; “Ayşe, bir ömür boyu artık seni görmek istemiyorum desem, yeterince açıklayıcı olur mu?”

Kütttttttttttttttttttttt...

Aynı akşam, aynı uçakla  ama farklı koltuklarda İstanbul’a geri döndük. O gün, bugün arıyorum, telefonunu açmıyor Veli. Ben aramaya devam edeceğim yine de.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI