Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Daha da kirlenmeyelim!

Kirli politika, açılamayan açılımlar, kasetler, yalanlar, erken seçim, anayasa değişiklikleri, CHP'nin kurultayı, yeni genel başkanı, meclis kavgaları, yenen suşiler...

19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı gibi bir günde bizi hiçbiri çok ilgilendirmiyor. Bizi ilgilendiren en önemli şey aşağıdaki iki yazıda... Artık gençlerimizi kaybetmeyelim; onlar analarının 
babalarının kuzuları, onlar bizim geleceğimiz... Rahat uyu ATAM!

Daha da kirlenmeyelim
 
 
Şehit anası yüreği açılımı…
 
 
Ah be oğlum, bizim oralarda yoktu öyle işler, cinsiyeti falan önceden anlamak gibi.

Seni kucağıma verene kadar biz hiç bilemedik kız mıydın, erkek miydin? Gerçi baban söylendi durdu, "Hanım kesin bu oğlan," diye, “Baksana, karnın sivri, aynı anamın da  böyleydi bizim tekne kazıntısı son kardeşimiz Ahmet'de.”

 

Evladım, sonra gülüşmüştük babanla, demiştik ki, "Aman sağlıklı olsun da..." Baban, öyle çok sarılan falan bir adam da değildi aslında. Ama o gece, şöyle bir sıvazladı sırtımı ve dedi ki, "Tamam Fatma Hanım, ama oldu ki bize bir oğlan geldi, beşibiryerdeyi şimdiden boynunda bil.”

 

Ay anam, o sabah çektiğim sancıyı vallahi de billahi de unutmam. Her yer, diz boyu kar. Ebe Hacer Kadın'ı babanla, dayın zar zor eve getirdi. Az acıtmadın canımı, az bağırtmadın beni, ama seni verdiler ya kucağıma... O açmaya çalıştığın çapaklı gözlerinle, karşılaştım  mı oğlum... İşte o zaman bende ne kaldı sancı, ne de bir ağrı… Baban oracıktan işaret ediyordu. Önce anlamadım, ne diyor diye. Meğer “Boynunu” diyormuş, “Donatacağım altınla.”

 

Sen,  yedi sekiz yaşlarında bir gün, yine bahçede top koştururken babanla kavga ettik be oğlum, belki de ilk kez. Baban dedi ki "Bu bizimki, futbolcu olacak kesin.”  "Hadi oradan, bey," dedim, "Ben oğlumu koşturmam tüm hayatı boyunca bir top arkasında. Ne olursa olsun da, aman topçu olmasın. Baksana elinden kitap da düşürmüyor. Yine hoca hanımdan almış, eve bir sürü kitap  getirmiş. Okuyacak bu çocuk, bak göreceksin sen de. Aman elleşme, aklını da çelme."

 

Okudun evladım. Hem de çok güzel okudun sen. Akşamları, mahallenin tüm çocuklarını etrafına toplardın; "Ahmet abi, şuna yardım et, bana bunu anlat, ödevim var yapamadım,” diye sararlardı etrafını.

 

Bizim köyde  hoca dediğimiz, her şeyi danıştığımız, evliya gibi gördüğümüz Hasan Ali  Efendi, ben birgün çeşmeden su alırken yanıma geldi.

 

"Fatma Hanım, eşine de söyle" dedi. "Sizin bu oğlanda, çok ama çok iş var. Şehirden kitap sipariş ettim, sakın söylemeyesin haa! Ona sürpriz olacak…"

 

Ah be oğlum. İmkanlar çok sınırlıydı buralarda, seni hakkını vererek okutamadık . Şehre, büyük okullara yollayamadık.

 

Senden  sekiz sene sonra, bir de kızımız oldu ya bizim. Zeynep... Aman, sayende ben ne rahat ettim bir bilsen. Seyrederdik  babanla, senin kardeşine nasıl baktığını. Baban derdi ki, "Hanım, sakın ha! Zeynep nasıl büyüyecek falan diye dert etme, bak abisi her  daim yanı başında…."

 

Lise diplomanı aldığın gün, kollarımızı kabarttın, a be oğlum. Senin adını ilk başta okudular. Baban bir an dedi ki, "Bak ilk bizimkini dediler acaba bi halt mı etti?" Meğer şaka yapmış, okulunu birinci olarak bitirmişin, benim güzel oğlum.

 

Senin okulu birincilikle bitirdiğini duyan kim varsa hayırlı olsuna geldi. Hep beraber, tüm mahalle doluştuk bizim bahçeye. Konu, komşu ne pişirdiyse getirdi. Yedik, içtik eğlendik. Baban, ilk kez rakı satın almıştı o gün, "Hanım kutlama gecesi  bu gece," dedi.

 

Akşam yemekte, alt sokakta oturan Hatun Hanım beni sıkıştırdı durdu, bütün gece. Kızı var ya Esma….

 

Ben de pek gururluyum ya,  dedim ki,  "İnşallah Hatuncuğum, artık gençler karar versin…

 

Haa, sen de az değilmişsin meğer. Esma'yı da beğenirmişsin. Üç beş güne kalmadı, anladım ben de durumu. Dayanamadım, babana da çıtlattım. Baban da dedi ki, "Eh hanım, kısmetse olsun inşallah. Hele bizim oğlan bir askerliğini yapıp gelsin de...”

 

O gün geldi. Seni askere yollama günü. Çok zor geldi be oğlum senden ayrı kalmak, sadece bir süreliğine olsa da. Hep düşündüm, seni yolcu ederken; orada  yer mi, içer mi, karnı doyar mı? Başı ağrısa, eline bir hap verirler mi? Bizimki alışıktır, her gün yıkanmadan rahat etmez. Kitapları, kalemi, kağıdı başının ucunda olmasa ne eder diye...

 

Baban daha rahattı benden, bütün gece bağrındı durdu. "Oğlum asker." diye…

 

Bindin minibüse. Ben, baban, Zeynep, anneannen, deden, tüm komşular... Sonradan gördüm ki, arkada da Esma. Yolladık seni. Allaha, vatana emanet…

 

Günler çok zor geçiyordu sen yokken yanımızda. Çok özlüyorduk seni. Ortalıkta karışıktı ya, ne zaman televizyonu açsak benim kalbim yerinden çıkacak gibi oluyordu, bugün de şehit verdik mi diye?

 

Korkumdan babana da fazla laf edemiyordum. Kardeşin Zeynep, sürekli seni sorup duruyordu "Anne abim ne zaman gelecek?" diye…

 

Sonra kızdım bir an kendime, niye bu kadar vesvese yapıyorum diye. "Tamam işte, Ahmet paşa paşa gitti. Zaten bir ay da kaldı gelmesine. Güzel düşün," dedim kendime. Bak, sen şimdiden başla tarhananı hazırlamaya, salçanı yapmaya. Oğlan da gelince, hazır olurlar işte.

 

Anayım ya a be oğlum... Gelmene on gün kala ateşler düştü yüreğime. Geceleri gözüm uykusuz,  gündüzlerim ise sanki kabus. Baban senin için hazırlık yapıyordu, geleceksin diye. Ben ise,  büyük bir belirsizlik yaşıyordum. Sanki  içim diyordu ki, "Ahmet bir daha hiç geri gelmeyecek."

 

Sonra dedim ki kendime, "Saçmalama, yine yapıyorsun vesvese…"

 

Baban, yine bir şişe rakıyla geldi eve, şaşırttı beni. İçmezdi ki normalde. ”Bu ne ?" dedim. "Oğlumun gelişini kutlamak için," dedi. Koydu buzdolabına..

 

Akşam, nohut pilav yapmıştım. Geçtik masaya, açtık haberleri. Tam babanla Zeynep, turşumun kötü olduğunu tartışırken, sesimiz soluğumuz kesildi hepimizin.

 

İsimler okudular oğlum, televizyonda. Senin adını, soyadını duyduk. Ben bağırdım, oğlumun adını söylediler diye. " Doğru mu?" dedim, babana baktım. O koca adam sandalyesinde değildi, yere düşmüştü. Evin dışı insan sesleri, çığlıklar… Sonrasını ben, uzun süre hiç hatırlayamadım be oğlum…

 

Ayakta durmak için çok savaş verdik. Olmadı be koçum. "Şehit oldu, ülkesi uğruna öldü, gurur duy,"  dediler. Olmadı be koçum! Elbette, her şey feda olsun şu vatana ama, işte evlat başka. Öyle büyük bir acı ki bu, gözün ne vatanı görebiliyor artık, ne de önünü...Çok zor be evladım, çok zor……

 

Güzel uyu benim melek oğlum. Güzel uyu.

 

Bir askerin günlüğünden...
 

1:

 
Bu gece sıkı içmişim valla, bizim bahçedeki kutlamada... En çok da babama şaşırdım; arada bi arkadaşlarla üç beş tek attığımızda kızıp bin nasihat eden adam, bu gece “Hadi oğlum şerefe!” diye defalarca kadeh çarpıştırdı benle!
Anamı da şaşırttı babam, “Gel hanım dans edicez...” deyince, kalksa mı kalkmasa mı bilemedi kadıncağız. Eee, alışık değil işte; ömrü hayatında kaç kere dansa kaldırıldı ki Hasan efendi tarafından!
 
Kankim Ali nasıl zom oldu ama! İkinci kez ağladığını gördüm hergelenin... Biri Esra'dan ayrıldığı zamandı biri de bu gece  ben yarın askere gidiyorum, diye... Bak aklıma gelmişken, Ali'nin de bi fotoğrafını alıyım yanıma.
 
Bu gece bi kere daha anladım Aslı'yı ne kadar sevdiğimi. Ne kadar da sevindi, aldığım kalpli kolyeyi boynuna takınca... Bi'de  benim için ilk kez dolma  sarmış. Neydi o dolmaların hali, üstlerinden kamyon geçmiş gibi! D edim ki, müstakbel eşim, ya ben dönene kadar sarma yapmayı öğren; yok, oldu da öğrenemedin, canımız ne zaman dolma çekti ya senin anana gideriz ya benimkisine... Off, çimdik attığı yer hâlâ acıyo!
 
Tüü, saat kaç olmuş; yatma zamanı...
 

2:

 
Ne yolculuktu ya! Neyse, sağ salim geldik. Bizim koğuş çok kalabalık değil, hemen de kaynaşıverdik arkadaşlarla; ama ben en çok Kemal'i sevdim, tam saf köy çocuğu... Karısı da hamileymiş, aklı kalmış eşinde ve bebesinde... İlk asker aşını yedim bu gece; nohut gayet güzeldi, anamın yanıma verdiği pul biberi de bastım üstüne... Eee, arkadaşlar da görünce ikram etmek zorunda kaldım. Anama bi yazıveriyim de daha çok yollasın...

 

3:

 
Bugün ilk içtimaa çıktık. Donduk valla, donduk! Allah'tan, babaannemin ördüğü çoraplarım vardı yanımda. Kemal tir tir titredi, bi tanesini de ona verdim. Bizim çavuş, eski mahallede gittiğim ilkokuldan sıra arkadaşım Cemil çıkınca bi şaşırdım; hiç değişmemiş valla! Dedim ki, artık kollarsın beni...

 

4:

 
Gündüzleri dere tepe düz gidiyoruz; artık soğuğa da alıştım. Geceleri en büyük zevkim, Aslı'nın hiç aksatmadan yolladığı mektuplarını evire çevire tekrar tekrar okumak... Dolma sarmayı öğrenmiş, dikiş kursuna başlamış; neymiş, kendi gelinliğini kendi dikecekmiş! Çok güldüm buna...

 

5:

 
Bu gece koğuşta kutlama yaptık; Kemal'in kızı doğdu, diye... Daha resmini göremedik, sadece telefonda konuştu Kemal eşiyle... Benim de baba olasım geldi, askerden dönünce hiç oyalanmadan evlenelim, diye yazdım Aslı'ya...

 

6:

 
Bu gece hiç keyfim yok; ilk kez çatışma yaşadık geldiğimizden beri. Allah'tan kimseye bi'şey olmadı; ama savaşın soğuk yüzünü iyice hissettik. Bir arkadaşımız korkudan panik atak geçirdi, bu gece revirde kalacak...

 

7:

 

Anamın pul biberleri geldi, Kemal'in de kızının resmi... Bebenin resmini görünce neredeyse hepimiz ağladık, sonra da kendimize bir isim taktık: “Sekizinci koğuş ağlama korosu!” Şefi de Kemal...

 

8:

 
Bugün en kötü günümüzdü, resmen saldırıya uğradık! Sıkı direndik, fire vermedik; ama artık ne moral kaldı bende ne de ileriye dönük hayaller... Şunun şurasında pek bi'şey de kalmadı eve dönmeye; ama sıkıntılıyım nedense, içime hiç iyi şeyler doğmuyo, diye... Hani korkum da ölümden değil, aslında bu vatana can feda; ama olur da eve geri dönemezsem anam, babam, Aslı ne eder! Aklım hep onlarda... Yarın da çatışma devam edebilir, dediler. Allah'a emanetiz işte, babaannemin yazdığı duaları bir değil, beş sefer okuyorum artık! Neyse, kazasız belasız atlatıcaz inşallah; sabah ola hayrola!

 

9:

 

10:

 

11:

 

12:

 

 
TÜM ŞEHİTLERİMİZE…

Daha da kirlenmeyelim

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI