Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Daha açık konuşmak

“KÜRT meselesinde, bölünme dahil her şeyi açık açık konuşmaya bir yerden başlamazsak, hiç mesafe alamayız” dedim, vay sen misin diyen! “Büyük Türk demokratları” rahatsız oldular.

Oysa benim derdim, “Kürtler bölünme istiyor, onlar adına biz konuşalım, onları ‘bölücü’ ilan edip, işi kızıştıralım” değildi, olamazdı. Öyle olsaydı, onu da söylerdim, herkes gibi benim de bir sürü zaafım var ama bunlardan biri, Türk demokratları gibi ‘samimiyetsizlik’ değil.

MÜSAMERE

Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesinin, laiklik ve Kürt meselesi denilen iki fay hattından bel verdiğini ve sert bir kırılmadan kaçınmak için esnemesi gerektiğini düşünenlerdenim, bunu yüzlerce kez yazdım. Kırılmadan, tamir etmek mümkünse, bu yeni bir “toplumsal mutabakat” üzerinden olacak. Ama asıl mesele de bu. Yani yeni bir toplumsal mutabakata nasıl ulaşacağız?

Ben bu uzun ve çetin işin vazgeçilmez koşullarının başında ‘samimiyet’ ve işin zorluğunu teslim etmek olduğunu düşünüyorum. Üç beş entelektüelin kompozisyon ödevi yazması veya iki şehit annesi müsameresi ile bu iş hallolacak gibi olsaydı, bugüne gelinmezdi.

Kürtlerin siyasi taleplerini karşılamak yönünde adım atılacaksa, bunu destekleyen herkesin, kolayına kaçmadan bu talepleri ve bu yönde adımları kamuoyuna izah etmek için çaba göstermesi gerekiyor. İzahtan kastettiğim, soğuk, soyut ilkeleri dikte etmek değil. Mesela “Bir insan için anadilini, kültürünü yaşatmak ne demektir, insanlar neden bunu talep eder, bunu tutturur?” sorusuna insani boyutta cevap vermek, bunu kamuoyu ile paylaşmak için dil dökmek.

Türkiye’nin bir ucunda yaşayanın diğer ucunda yaşayanı, Kürtçe talebi dolayısı ile, “hain, bölücü” olarak “mimlemesi”nin önüne geçmek için, çok şey yapmak gerekiyor. Tabii, bu arada, Kürtleri anlamaya çalışırken, Türk kamuoyunun zihin ve duygu haritasını “faşizan” diye bir kalemde çizip atmanın da ne hakkaniyetle alakası var, ne de çözüme en ufak bir katkısı. Bunu da görmek lazım diye düşünüyorum.

Bakın Kürtler, insani, samimi bir zemin yakalamak için, Milli Mücadele ortaklaşmasına gönderme yapıyor. Ben “iki kurucu unsur” tezlerini derde derman bulmuyorum, ama muğlak bir demokratikleşme söyleminden daha sahici bir zemin arayışı olarak görüyorum.

Silahlı siyasi mücadeleye sempati besleyen biri değilim, ama eline silah alıp dağa çıkanın sadece ekonomik nedenler veya kandırılma yüzünden canını tehlikeye atmadığını, onur mücadelesi olarak gördüğü bir şeyin peşinden gittiğini görebiliyorum. O nedenle, silahsızlanmanın sağlanmasının sanıldığından zor olduğunu düşünüyorum. Diğer taraftan, Kürtlerin de silahlı mücadelenin nihayetinde sert kırılmadan başka bir sonuç vermeyeceğini görmelerini umuyorum.

Ancak yılların karşılıklı güvensizliğini ortadan kaldırmak için, kısa vadede hiçbir şey yeterli olmayacak. Türkler demokratlaşma çerçevesinde yapılanları “teslim olmak”, Kürtler “kandırmaca, oyalama” olarak görmeye devam edecek.

İDRAK EDELİM

Hep söylüyorum, ‘geç olsun, güç olmasın’, oturup her şeyi konuşalım, konuşturmak istemeyenlere hep birlikte direnelim, ama şu güvensizlik, şu samimiyetsizlik, şu karnından konuşma işine artık bir son verelim. Yoksa hep birlikte çok karanlık bir tünele gireceğiz, bunu hep birlikte idrak edelim.

Kuzey Irak’taki enerji yollarının güvenliği konusu ne kadar önemli olursa olsun, patronlar ne derse desin, aslolan bizim barışımız. Hafife almayalım, bunu sağlayamazsak, ortada ne enerji yolu kalır, ne yaşama enerjimiz. 

X