"Fatih Çekirge" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fatih Çekirge" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Fatih Çekirge

Dağdan indi, artık politikacı

Bölgedeki belediye başkanları, sivil toplum önderleri, DTP’liler, en azından kendi otoriteleri açısından PKK’nın ’silah bırakması’ gerektiğini düşünüyorlar. Ama doğrudan "Dağdan inin" diyemiyorlar. Güneydoğu’da hem umut, hem beklenti var.

Af çıkarsa herkes iner

KESKİN bakışlarının ardında ezik bir ifade var. Aynı ses tonundan bir "kamp jargonu"yla konuşuyor eski militan Nezaket...

DTP il Merkezi’nde il başkanıyla konuşurken "Neden bu kadar çocuk var?" diye sorunca söze giriyor:

"O öyle değil aslında!"

Yanında üç kadın daha var. Aynı ses, aynı katı tondan gelmeye devam ediyor:/images/100/0x0/55ead1cff018fbb8f898bc7d

Bu kadar çocuk bir milletin öz savunmasıdır. Bu psikoloji bu insanlarda var.

- Anlamadım. Yani çocuklarla mı kendisini savunuyor?

Irksal anlamda evet. Çok çocuğun bir nedeni de bu. Aslında bu Ortadoğu’nun durumudur.

Nezaket’
in bu sözleri karşısında irkiliyorum.

- Sizin çocuğunuz var mı Nezaket?

Hayır yok.

Bu kez yanındaki hanımlara dönüyorum:

- Siz anne misiniz?

Evet.

- Peki siz de mi böyle düşünüyorsunuz.

Hayır, olur mu öyle şey. Bir ana nasıl çocuğunun öleceğini düşünür. Ama buraların durumu çok farklı. Böyle düşünenler var.

- Evet, manzara bu.

Nezaket, 1.5 yıl önce cezaevinden çıkmış. Kamplarda yaşamış. Çatışmış. Yakalanmış, 10 yıl yatmış. Gençlik hayaliyle çıktığı dağlarda silahın çözüm olmadığını görmüş. Şimdi DTP’de siyaset yapıyor. Ve şöyle diyor:

"Eğer af çıkarsa dağdaki herkes iner..."

İşte sonuçlar

EVET, ağustos sıcağının gölgeleri bile erittiği Güneydoğu yollarında 4 günlük kısa bir gözlem... İşte kafamda ve yüreğimde beliren sonuçlar:

Bölgenin kritik noktalarına çok iyi valiler ve yöneticiler seçilmiş. Asker ve polis, geçmişe oranla halka çok daha yumuşak yaklaşıyor.

Bölgede iki parti çekişiyor. DTP ve AKP. AKP Diyarbakır İl Başkanı çok donanımlı bir isim. Sözleri Özal’ı hatırlatıyor. CHP İl Başkanı sıkıntılı. CHP bölgede çok yara almış. Başkan, DTP’nin tabanlarını alıp götürdüğünü, CHP’nin bu tabanı dışlayarak hata yaptığını söylüyor.

Önümüzdeki seçimlerde DTP’yi parlamentoda göreceksiniz. Çünkü bağımsız adaylarla seçime girecek.

Bölgede PKK’nın silah bırakabileceği inancı kuvvetli. Af beklentisi var. Özellikle DTP’li başkanlar, PKK ile devlet arasında siyaset yapmak gibi zor bir kıskacın içindeler. Devletten ellerini rahatlatacak açılım bekliyorlar.

Askerin durumu çok daha farklı. Dünyanın en güçlü ordularından birisi olan Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yıllardır bölgede ’polis/zabıta’ görevi yaptırılıyor. Tanka sivrisinek kovalattırılıyor. Bu da sinirleri geriyor. Bölgedeki önemli düzeyde görevliler, sarp dağların arasından Kuzey Irak’a yapılacak bir harekátın istenilen sonucu vermeyeceği görüşünde.

Türk müteahhitleri Diyarbakır, Mardin, Şırnak yerine, Süleymaniye, Erbil’de iş yapıyorlar. Mardin’de belediye başkanı daha fakülte için proje hazırlarken, Türk müteahhitler Erbil’de önümüzdeki ay üniversite inşaatını bitiriyorlar. Garip değil mi?

İran-Suriye ve Türkiye üçgenindeki Kuzey Irak’ta geliştirilen ’Federe Kürt yapısı’ konusunda Türkiye mutlak bir politika üretmeli. Eğer gecikilirse bazı güçler bu bölgede PKK’ya yeni bir rol verebilirler.

Son söz ’kahramanların’

BU 4 günün sonunda daha yazılacak çok şey var ama ben son sözü kahramanlara bıraktım.

İsim vermeyeceğim. İşte, Uludere’den Kuzey Irak içlerine doğru, sarp dağlarda nöbet tutan Giresunlu kardeşim. İşte çakı gibi jandarma komando:

"Bizim işimiz dağlarda. Teröristle halkı ayırmaya çalışıyoruz. Bu vatan için can feda. Millet için, vatan için, bu bayrak için can feda..."

Onlar her durumda görevlerini yapıyorlar. Şehit oluyorlar, gazi oluyorlar. Ama kararlılar.

Ve aynı kararlılık ne olursa olsun Ankara’dan da bekleniyor.

Son söz:

Karadeniz’de fındık için ayağa kalkan halk da bizim, Güneydoğu’da işsizlik için sokağa çıkan halk da...

Yeter ki, "Üzerimize yüreğimizden başka muska takmadan" sevmeyi deneyelim.

Şırnaklıya en iyi iş polis eşyası taşımak

SABAH 06.30’da Şırnak yolundayız. Cudi Dağı’ndan, binlerce mağaranın ördüğü Gabar Dağları’na ve oradan Namaz Dağı’na doğru kıvrıla kıvrıla ilerliyoruz.

Asker üç kez kimlik soruyor. Bakıyorum, o sıcakta ellerinde ağır tüfekler, kafalarında kimbilir ne düşünceler, yüreklerinde ne duygular...

- Yolculuk nereye?

- Şırnak.

İşte Şırnak.

Şehir demek pek mümkün değil. Yollarında hayvanlar otluyor. Azametli devlet binaları neredeyse Şırnak’tan büyük. Atatürk Parkı’na doğru gidiyoruz. Büyük Atatürk büstünün çevresinde onlarca genç çökmüş bekliyor.

Lise mezunu İlhan Çoban’a soruyorum:

- Ne bekliyorsun?

- Hamallık. Yani iş için.

- Ne taşıyacaksınız?

- Tayin ayıdır da.

- Yani?

- Polislerin tayinidir. Gelen giden ev taşıyacak. Eşya taşıyıp biraz kazanacağız. Başka da iş yok.

Şu çelişkiye bakın:

Küçücük Şırnak’a 750 polis, terör için geliyor. Ama şehir için tek iş yine onların tayini oluyor.

Gençler polis tayinlerinde eşya taşımayı bekliyor. İlhan "Antalya’ya kaçacağım" diyor...

Onun umudu orada. Diğerlerininki yok...

Oradan vilayet binasına geçiyoruz. Bina muazzam. Neredeyse Şırnak kadar.

DAĞLARI BİLMEK

Vali Selahattin Aparı çok sıcak karşılıyor. Tecrübeli, işini bilen bir vali.

Harita başında şöyle diyor:

- Burası sıfır noktası. İşte buradan sonra sınır bitiyor. Irak, Suriye ve İran başlıyor.

- Yani teröristler buradan girip çıkıyorlar.

Vali gülüyor:

- Bu dağları bilmeyen, bu vahşi doğayı bilmeyen, bu teröristlerin nasıl geçtiğini de bilmez. Düşünün ki Uludere’de güneş sabah 10.30’da doğuyor. 15.30’da batıyor. Dağlar gün ışığına bu kadar izin veriyor.

- Çok sayıda teröristin teslim olduğunu duyuyoruz?

- Evet geçen gün eylem için keşif amacıyla gönderilen iki terörist gelip teslim oldu. Şu ana kadar 50 terörist teslim oldu. Bazılarını evlerine yerleştirdik. Evi yıkık olanları onardık bile.

Şehir olamadık
/images/100/0x0/55ead1cff018fbb8f898bc7f
ŞIRNAK Valisi ile vilayet binasından polis evine yürüyoruz. Hemen sağımızda, şehrin ’tek bulvarı’nda inekler geziyor. Vali, ineklere baktığımı görünce şöyle diyor: "Tabii daha henüz tam şehir olamadık. ’Hayvanlar, yasak kardeşim’ demekle de şehir olunmuyor. Şimdi bir ağıl inşa ettiriyoruz. Böylece sorunu çözeceğiz. Sokakların yapılması için de yardım bekliyoruz. Duyduk ki, Melih Gökçek yapıyormuş."

Doktor yok

VALİ Bey, çok önemli bir gerçeği de şöyle aktarıyor:

44 doktor tayini istedik, yarısı geldi. Diğerleri istifa etti. Mecburi hizmet yasasına göre tayini reddettikleri için 1 yıl çalışamayacaklar. Sırf buraya gelmemek için, bunu göze alıyorlar. Doktor geliyor, burada ne kadar kalacağını bilemiyor. Oysa deseler ki 2 yıl kalacaksın. O zaman gelirler.

Bu sözleri sanıyorum Sağlık Bakanlığı yetkilileri dikkate alır.

Umut, Başkan’ın gözleri ışıldayan kızlarında /images/100/0x0/55ead1cff018fbb8f898bc81

GÜNEŞ dağlardan alev topu gibi inerken Belediye Başkanı Ahmet Ertak’la buluşuyoruz. Ertak tarih öğretmeni. Konuşmalarından ciddi bir ’kıskaç’ içinde olduğunu anlıyorum. Tam arkasında PKK duruyor. Önünde de devlet var. Geldiği yer belli. Oturduğu zemin belli: "Eğer af çıkarsa çok büyük oranda terör biter."

"Emin misiniz?"
diye soruyorum. "Evet" diyor.

Anlıyorum ki, artık bölgedeki belediye başkanları, DTP’lilerin büyük bölümü, sivil toplum önderleri en azından kendi otoriteleri ve demokrasiyle ilişkileri açısından PKK’nın ’silah bırakması’ gerektiğini düşünüyorlar. Ama doğrudan "Dağdan inin" de diyemiyorlar. Korku var.

Konuşurken Başkan’ın iki kızı geliyor. Doğrusunu isterseniz şaşırıyorum. Sanki Ankara ya da İstanbul’da bir kafeden gelmişler.

Serpil, Kıbrıs Yakın Doğu Üniversitesi’nde hukuk okuyor.

Pelin sınavlara yeni girmiş.

- Serpil okul bitince ne yapacaksın?

- (Gülüyor) İsviçre’de hukuku bitirip İsviçre’de lisans yapacağım.

- Ya sen Pelin?

- Ben bu sene sınava girdim, İzmir 9 Eylül istedim. Turizm okumak istiyorum. Sonra da büyük bir otelde çalışmak istiyorum...

İşte PKK’dan "Gerilla" diye söz eden Başkan’ın kızlarının hedefi. Bu hedeflerde ne dağ var, ne kamp var, ne de kin... Onların ışıldayan gözlerinde yalnızca Türkiye var.

Kürtler üstünde ’proaktif rol’

BÖLGENİN güvenlik konusunda önemli birkaç ismiyle bir araya geliyoruz. Muhtemel senaryo ve sonuç şu:

PKK halk desteğini eskisi gibi bulamıyor. Çünkü özellikle bölgedeki DTP’li belediye başkanları ve yeni jenerasyon, silahlı çözümden uzak duruyor. Hatta PKK kamplarında da benzeri tartışmalar yaşanıyor artık. Ama daha büyük bir tehlike var. O da İsrail’in bölgede Kürtler üzerinde ’Proaktif rol alma çabası’...

Bunun anlamı şu: "İsrail Kuzey Irak’ta önemli miktarda irtibat bürolarına sahip. İran ve Suriye ile uğraşabilmek için bölgedeki Kürtleri bir araya getirmeye çalışıyor. En azından İran’da PKK benzeri bir örgütün kurulması için destek veriyor. Eğer Türkiye İsrail’e karşı HAMAS-Hizbullah-İran-Suriye kanadına yakın durursa PKK’nın Kuzey Irak ve İran’daki yeni Kürt oluşumlarıyla irtibatı sağlanır ve ittifak oluşur. Bu da yeni ve tehlikeli bir oluşumdur. Türkiye’nin Ortadoğu politikasında İsrail-Lübnan savaşı dahil çok dikkatli olması ve yerini iyi belirlemesi gerekmektedir. Henüz PKK bu organizasyona dahil edilmedi. Gelişme Türkiye’nin tavrına bağlı."
X