Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Cüneyt Ülsever: Siyasi İslam da kendisiyle hesaplaşmalı

Cüneyt ÜLSEVER

Hizbullah vahşeti, çeşitli yönleriyle herkesi hesaplaşmaya davet ediyor. Devlet aygıtının tekrar gözden geçirilme ihtiyacı apaçık ortada. Ben, devlet aygıtının dünyaya hákim olmaya başlayan ve adına kabaca bir arada yaşama diyebileceğimiz yeni konsepte ayak uydurmak için büyük gayret göstermesi gerektiğini, elime geçen her fırsatta tekrar ediyorum.

Ancak sadece devlet aygıtını gözeten bir irdeleme her haliyle yarım kalmaya mecburdur. Hizbullah'ın mayalanmasına olanak sağlayan her türlü ideolojik tabanın da gözden geçirilme ihtiyacı var.

Bu alanda da siyasi İslamcılara büyük gayret düşmektedir. Memnuniyetle görüyorum ki, bazıları bu gayrete girmişler. Ancak, uygulanması oldukça zor olan özeleştiri mekanizması daha yüksek sesle işletilmek zorunda.

Türkiye'de siyasi İslam'ın yakın tarihine bakılınca, 1970'li dönemlerde, Türkiye kanadının büyük çapta Arap dünyasının düşünce yörüngesinde kaldığı görülüyor. İster üst başlığı Arap milliyetçiliği olarak konsun, ister adına yeşil sosyalizm densin; bu dönemde Ortadoğu'dan devşirilen entelektüel birikim, koyu bir devletçilik anlayışına, ‘‘devleti biz ele geçirirsek daha iyi yönetiriz’’ paradigmasına ve o zamanki sol gibi hizipçiliğe, hatta cuntacılığa dayanan bir birikim yaratıyordu.

* * *

Türkiye İslamcıları da tıpkı Türkiye sosyalistleri veya liberalleri gibi hazıra konmayı pek sevdikleri, özgün düşünce üretmekten kaçmayı tercih ettikleri için, hazır reçeteler pek rağbette idi. Zaten söylenecek olanlar tarihte söylenmiş, hatta altın çağda pratiği de yaşanmıştı. Yapılacak tek şey tarihi tekrar etmek idi. Bu haliyle siyasi İslam da, 1930'ların devrimci ruhunu arayanlar veya Ergenokon'a özenenler kadar nostaljik, daha açık söyleyelim, gerici bir hareket yaratmış idi.

Siyasi İslamcıların yardımına 1980'lerin sonlarında Sovyetler'in çöküşü yetişti! Komünizm, fukaralığın panzehiri olarak çökmüştü, ama fukaralık dünyada kol geziyordu. İdeolojik düzlemde doğan büyük boşluğa İslami hareketlerin konması kolay oldu; fakir ülkeler büyük oranda Müslüman ülkeler idi ve bu haksız dünyada muhalefet yapmak için artık büyük çapta tek başlarına idiler.

Büyük muhalefet açılımı ile siyasi İslam, dünyada ve Türkiye'de yükselme trendine girdi. Üstelik, eski soldan farklı olarak onlar ekonomik itilmiş ile sosyolojik kakılmışın üst üste oturduğunu tespit etmişlerdi.

Ancak, kendilerini ayırt edemedikleri Ortadoğu rüzgárları muhalefet stratejisine terörist eylemleri ekleyince, İran pratiği sadece yeni despotizm yaratınca ve 55. hükümette Refah Partisi'nin bu ülkenin sorunları ile ilgili hiçbir hazırlığı, programı ve ehil kadroları olmadığı, daha doğrusu gelecekle ilgili söylemi bulunmadığı ayan beyan ortaya çıkınca, Türkiye İslamcıları şaşkınlığın hákim olduğu bir döneme girdiler. Şimdi de, itiraz ettikleri devlet aygıtının kendi yarattıkları deliklerden içeriye nasıl sızdığını seyrediyorlar.

Siyasi İslam'ın, üzerindeki yükleri atmak için önüne büyük fırsat çıkmıştır. Dilerim, bu fırsatı doğru değerlendirirler ve bu kez tüm Türkiye ile kucaklaşma gayretine girerler!

X