Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Cüneyt Ülsever: Necmettin Erbakan'ın tarihi iddiaları

Cüneyt ÜLSEVER

CUMARTESİ günü bazı gazeteciler ile bir sohbet toplantısı düzenleyen Sayın Necmettin Erbakan'ın kendi yargı süreci ve 28 Şubat dönemi ile ilgili olarak ortaya attığı bazı iddialar, eğer gerçek ise, devletin yapısı ve 28 Şubat'ın ruhu hakkında ipuçları veriyor.

Sohbetinde özeleştiri yapmayı ısrarla reddeden ve Fazilet Partisi'ndeki yenilikçilerin tasfiyesini ‘‘haklı bir mücadeleyi’’ yıprattıkları için makul gören Erbakan'ın bazı açıklamaları, bana göre, tarihe not düşürecek nitelikte.

28 Şubat ile ilgili olarak söyledikleri:

1) Necmettin Erbakan, başbakan olarak kuruluşunun altına 9.1.1997 günü imza attığı ve hiçbir hukuksal dayanağı olmayan ‘‘Başbakanlık Kriz Masası’’nın kendisine sadece afet durumlarında tedbir alınmak gereği ile takdim edildiğini söylüyor. Koskoca Başbakan'ı aldattılar mı?

2) Ona göre 28 Şubat süreci olarak bilinen süreç MGK'da üç kez konuşulmuş. Konuyu 28 Şubat 1997 günü aniden gündeme alan zamanın Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel olmuş. Demirel süreci neden resmileştirdi?

3) 9 saat süren 28 Şubat toplantısında ve onun hazır bulunduğu tüm MGK toplantılarında irtica konuşulmuş, ancak Türkiye'nin ömrü hayatında gördüğü en büyük ve en kanlı terör örgütü Hizbullah hiç ama hiç gündeme gelmemiş!

Hizbullah'ın MGK toplantılarında hiç ele alınmadığını teyit eden dönemin bir başka şahidi de Sayın Meral Akşener olmuştu.

Bu örgütün 1994'den beri var olduğunu Güneydoğu'da yaşayan her vatandaş ısrarla söylüyor. Ama Hizbullah, irticanın bu kadar şiddetle vurgulandığı bir dönemde, devletin en tepesinde hiç konuşulmamış!

4) 28 Şubat günü rahmetli Güven Erkaya'nın irtica üzerine yaptığı uzun konuşma komünist olduğu iddiası ile yargılanan, sonradan Türkiye'den kaçan ve nihayet 28 Şubat döneminde devlet ile arasını düzelten(!) Faik Bulut'un yazdığı bir kitabın tıpa tıp aynı imiş.

Ceza aldığı dava ile ilgili iddiaları:

1) Halkı galeyana(!) sürüklediği iddiası ile kendisine hapis cezası verilen davada kullanılan ve tek maddi delil olan ses kayıtlarının yer aldığı kasetin üretim tarihi 31.7.1997 imiş. Halbuki Diyarbakır'daki halka hitaben konuşma 1994 tarihinde gerçekleşmişti. Erbakan bu bandın yukarıdaki tarihte üretildiğini ve piyasaya üretiminden 9 ay sonra, 1998'de sürüldüğünü üretici firmanın tevsik ettiğini söylüyor.

2) ‘‘Diyarbakır konuşması’’nı izleyen Hükümet Komiseri yazılı resmi raporunda konuşmanın 20 dakika sürdüğünü, 11.05'te başlayıp 11.25'te bittiğini, konuşma gününün cumaya rastlaması ve cuma namazının 11.35'te başlaması nedeniyle kısa yapıldığını belirtiyormuş.

Halbuki konuşmanın aynen kayıt edildiği belirtilen kasette bu konuşma 45 dakika sürüyormuş!

* * *

Bu iddialar bir sürü insanın hazır bulunduğu bir toplantıda dile getirildi.

Şayet bu iddialar doğru ise, Türkiye Cumhuriyeti'nde Anayasa'nın şu emirleri geçerli midir?

‘‘...Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz (madde: 6); Türkiye Cumhuriyeti... adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı... bir hukuk devletidir (madde 2); Devletin temel amaç ve görevleri... kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan... engelleri kaldırmaya... çalışmaktır (madde 5).

X