Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Cüneyt Ülsever: Mesut Yılmaz'ın unuttuğumuz cesareti

Cüneyt ÜLSEVER

ARTIK iman getirdim ki, Türkiye'yi değiştiriyorlar. Türkiye dünya için çok ama çok önemli. Ancak yeni düzende, eski Türkiye'nin dünya imparator(larına) faydası değil, zararı var. Türkiye bu doğumu kendi kendine yapamadığı için de başımızda bir ebe bekliyor. Türkiye şaşkın, zira eski Türkiye'yi de imparatorlar kurgulamışlardı. Türkiye'nin imparatorlarla zamanında müttefik olan katmanları da çaresizler. Hatta onlar tarafından hükmünü yitirmiş ilaç muamelesi görüp, kenara itilme ve hatta deşifre olma korkusu yaşıyorlar.

Fena halde satıldıkları duygusu içindeler!

Polis devlete vurgu yapan yeni bir cumhurbaşkanı, bağırsak temizleme operasyonlarında topu o ülkedeki çelişkileri göz önüne almadan muallak bir İran'a atarak paçayı kurtarma gayretleri, bu kez uygulayacakmışız gibi davrandığımız IMF reçeteleri, toprak reformunun kaçınılmaz söylemi ve göze alınacakmış gibi gösterilen gayret bana değişme sancısı çeken Türkiye'nin başında, doğacak çocuğu bekleyen bir baba gibi, karmaşık ama umut dolu duygular veriyor.

Ancak bir şart daha var; siyasi istikrar! Yukarıda sayılan gayretlerin başarılı ve kalıcı olması için siyasi arenanın da yeniden şekillendirilmesi, merkez sağ ve solun toparlanması, uçlarda yer alan ama sosyolojik yapımız nedeniyle hayatiyet taşıyan siyasi güçlerin tekrar küçülmesi gerekiyor. İşte bu gelişimin akıbeti karışık. Böyle bir toparlanmaya omuz veren dostlar olabilir, ama toparlanma esas itibarıyla iç dinamiklere ve insan sermayesine (liderlik ve organizasyon) bağlı bir eylem. IMF reçeteleri gibi yazıp, başına da bir bekçi koyman mümkün değil.

Zaten, benim model kuramımda iç dinamik dediğimiz nesne de Türkiye'nin kendi denetimi dışında oluşan gelişmelere uyum göstermesi ve bu uyumu gösterirken haddini bilen pazarlık becerisidir.

Abdullah Gül'ün çıkışı, işte bu gelişmelere bir uyum gayretidir ve en önemli yönü, Türkiye ve dünyayı doğru okumaktan öte, taşıdığı cesaret katsayısındadır. Cesaret liderliğin olmazsa olmaz öğesidir ve kimse kimseye reçeteyle korkaklık tedavisi yapamaz.

Benim indimde yakın tarihimizde siayasette cesaret kavramına çok iyi bir başka örnek de, unuttuğumuz Mesut Yılmaz-Turgut Özal mücadelesidir. Bu mücadelede Yılmaz doğru stratejiler kurup akıllı taktikler uygulamış, Anadolu'daki örgütleri teker teker gezerek büyük emek sarf etmiştir, ama en büyük silahı, kaybetmeyi göze alması olmuştur. Dile kolay; Özal gibi bir mitosa karşı çıkıyordu ve Özal cumhurbaşkanı idi. Üstelik o dönemde Fazilet'teki Kutan'ın yerinde rakibi sadece ANAP'ın genel başkanı değil, ülkenin başbakanı idi. Yılmaz bu dağları aştı da geldi. O günkü seçimi genel başkan olmak ile hiç olmak şıkları arasında idi. Mesut Yılmaz yıllardır bu deli yürekliliğinin rantını yiyor.

Merkez sağda herkes bir toparlanma söylemidir tutturmuş gidiyor. Bakıyorum adaylar, ya bir diğerinin ayağının kaymasını bekliyor, ya Güniz Sokak'a sığınıyor, ya medyadan medet umuyor, ya fal açıyor, ya ABD'ye göz kırpıyor, ya da yağmurların yağıp rüzgárların esmesini bekliyorlar.

Ben siyasetçinin atak ve cesur olanını severim!

Bunun için Abdullah Gül harekátından keyif aldım.

Bunun için eski Mesut Yılmaz'ı özlüyorum!

X