Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Cüneyt Ülsever: Merkez sağda hep böyle oluyor!

Cüneyt ÜLSEVER

Merkez sağ, önemle iktidarda, hep ama hep koyu bir popülizm ile iş hayatının Ankara temsilciliği arasında sıkışıp kalıyor. Bu partiler muhalefette, radikal bir liberal-demokrat programı savunsalar dahi iktidarda halk dalkavukluğu ile İstanbul dükalığının talepleri arasında debelenip duruyorlar.

Şu satırlar, ne demek istediğimi bütünü ile vurguluyor:

‘‘Demirel, ‘Madem vergi yasasında bu aksaklıkları görüyordunuz, neden önünüze geldiğinde veto etmediniz' sorusuna da gülerek ‘O zaman herkes aferin reform yaptın, derken benim müdahale etmem doğru olmazdı' karşılığını verdi.’’ (Hürriyet, 17.7.1999).

Aynı tavır, bir istisnası dışında, iktidara ucundan yapışan ANAP'ta daha iktidarın cicim aylarında zuhur ediyor. Mesut Yılmaz başkanlığındaki ANAP yine bildiğimiz ANAP!

Aşağıdaki satırları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Yaşar Okuyan sakın üzerine alınmasın. O şu ana dek popülizmi bir kenara atarak ve sadece ülke gerçeklerinden hareket ederek, emeklilik yaşı konusunda, belki de siyasi yaşamına mal olacak bir mücadele veriyor.

Ancak, partidaşları bu şekilde davranmıyor. Fethullah Hoca kasetlerinden sonra ‘‘devlet suçlu yaratamaz’’ diye çıkış yaparak bizlerde ‘‘acaba ANAP eski günlerine mi dönüyor?’’ diye soru işaretleri yaratan ANAP'ta yine eski tas, eski hamam! Bir ara ‘‘28 Şubat sürecindeki hatalarımızdan gereken dersi aldık’’ da diyen ANAP her zaman olduğu gibi meğer yine retorik yapıyormuş!

ANAP türü merkez sağ partiler, önemle seçim önceleri, iş hayatı ile o kadar iç içe yaşıyorlar ki, isteseler dahi gebe pozisyonlarını sonradan terk edemiyorlar. İstanbul dükalığından sağlanan maddi veya manevi destek, bu tür partilerin iktidarda başlarına bela oluyor.

Uluğbay'ın intihar teşebbüsü ile ayyuka çıkan son krizde borsa söylentileri yine ANAP'ın üzerinde kaldı. Bu söylentiyi çıkaranların kamuoyunda hemen itibar görmesi, hiçbir gerçeğe dayanmasa dahi, ANAP hakkındaki yerleşik kanaatlere dayandı.

Mesut Yılmaz önce inkár ettiği ‘‘bilgi akışını’’ sonradan Uluğbay'dan aldığını belirtti. Yılmaz ‘‘Bunda ne var?’’ dedi. Haklı idi! Ancak, isim vermesi neden gerekti? Örneğin, bu tavır bende bazı çağrışımlar yaptı. Korkmaz Yiğit ile birlikte televizyon kadroları kuracak kadar içli dışlı olan Mesut Yılmaz, o zamanlar da kamuoyuna ‘‘Korkmaz Yiğit hakkında referansı ben Güven Erkaya'dan aldım, yoksa tanımam’’ demişti. Adamcağız o günden beri ABD'de yaşıyor.

Niye dedikodular hep ANAP'ı vuruyor?

Niye ANAP ile ilgili dedikodular kamuoyunda hemen ilgi uyandırıyor?

Örneğin, bu tip konularda niye Bülent Ecevit hakkında dedikodu çıkmıyor?

Kendi hazırlattıkları ‘‘Susurluk Raporu’’, Aydın Ayaydın'ı elebaşları arasında gösterirken nasıl oldu da bu kişi sonradan ANAP milletvekili oldu? Şayet rapor yanlış idiyse bu durum kamuoyuna niye aktarılmadı? Diğer bir milletvekili Nesrin Nas'ın borsa ile ilgili ilişkileri nelerdir?

Son günlerde de ANAP'ta tersine bir akım görüyoruz. Milletvekili seçilemeyen zevat, bu sefer de arpalıklara aktarılıyor. Şimdilerde ANAP yağmur fırtınası gibi KİT'lere atamalar yapıyor. Kişiler, meslekleri ile alakası bulunmayan görevlere atanıyorlar.

Bu duruma ANAP içinde itirazlar yok mu? Muhakkak vardır! Bizlerin gördüklerini onlar niye görmesinler ki? Ancak, seçim öncesi iş hayatından partiye akan ‘‘yardımların’’, medyada gösterilen kolaylıkların bir ücreti var. ANAP istese de istemese de bu borcu ödemek zorunda. O halde yapılacak en doğru hareket, çeşme başına doğru adamları oturtmak. ANAP türü merkez sağ partiler, maalesef paçalarını Türkiye'yi tarif eden devlet aygıtı-iş hayatı sarmalından bir türlü kurtaramıyorlar.



X