Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Cüneyt Ülsever: Liberal İslam

Cüneyt ÜLSEVER

DİYANET İşleri Başkanlığı'nın Türkiye'nin AB'ye tam üyelik sürecine katkıda bulunmak amacı ile düzenlediği Avrupa Birliği Şûrası çok cesur ve bir o kadar da hayırlı bir girişim. Benim ‘‘Müslüman demokrasi’’ ile hedeflediğim demokrasinin evrensel koşullarının yerel koşullar ile ‘‘evlendirilme’’ süreci bu tür şûralar sayesinde yerli yerine oturur. Evrensel hedeflerin kitlelerce benimsenmesi ancak ve ancak yerel meselelere cevap arayarak mümkün olur. Aksi halde; ağızlarında pipoları ile gezen mondenler ‘‘Mirim, millet bizi anlamıyor!’’ psikozundan kurtulamaz, kendileri çalar kendileri söylerler.

Küreselleşme şayet dünyanın küçük bir köy olma hedefi ise, bu köyde herkesin kültürel ve tarihsel farklılığına yer ayrılmak zorundadır.

* * *

Hürriyet Gazetesi'nin yazdığına göre toplantıda ‘‘diyanetin devlet kuruluşu olmaması, liberal İslam önde gelen beklentiler arasında' imiş. Diyanet İşleri Başkanı Sayın Mehmet Nuri Yılmaz da bu görüşe karşı çıkarak 'Eğer bu kuruluş (Diyanet) kaldırılırsa, vatandaşlarımızı birtakım cemaatlere karşı koruyamayız’’ demiş.

Bir liberal-demokrat olarak ben; liberal İslam anlayışında Sayın Yılmaz'ın uyarısına önem veriyorum. Zira o daha gerçekçi!

Evet, laiklik dinin devlete karışmaması kadar devletin de dine karışmamasıdır ama bu evrensel kalıp ‘‘kilise’’ gibi bağımsız bir kurumun tarihsel olarak var olduğu ülkelerde şekl-i hayatiyet kazanmıştır. Bizde ise Osmanlı'dan beri devlet ve din aynı otorite altında var olmuştur. Ayrı bir dini kurum olarak cami yoktur. Anadolu Müslümanları da bu kalıp çerçevesinde şekillenmişlerdir. Osmanlı'da imamların devlet memuru olmaması bir ‘‘din müessesesi’’ne işaret etmez. Din, asli yönlendirmesi açısından tamamen devletin denetimi ve finansmanı altındadır. Fetvayı da imam değil, bir devlet memuru olan şeyhülislam verir. Cumhuriyet Diyanet'i kurarken yeni bir iş yapmamış, sadece eskiyi yeniye uydurmuştur.

Bu model doğru mu idi, yanlış mı idi; bu tartışılır. Ancak, bu tarihsel özellik yerleşik bir sosyoloji yaratmıştır: Sessiz çoğunluk!

Bugün Anadolu'da muazzam bir çoğunluk var. Onlar herhangi bir tarikata bağlı değiller, herhangi bir cemaatle ilgileri yok. İslam'ı moderniteye engel görmüyorlar, ibadetlerini devletin camilerinde yapıyorlar, tüm dünyevi hayatlarını İslam'la yönlendirmiyorlar, cuma günleri namazlarını kılıyorlar, belki de cumartesileri de bir ‘‘laik’’ gibi eğleniyorlar. Gelenek, göreneklerinde, önemle ahlak anlayışlarında İslam'ı referans olarak kullanıyorlar.

Ancak, örgütlü değiller. Kendi kendilerinin dini yaşamlarını finanse etme kabiliyetleri çok düşük. Örgütsüz oldukları için de sesleri çıkmıyor.

Liberal İslam'ın Anadolu'nun bu ana omurgasının huzurunu bozacak herhangi bir öneriye 'evet' demesi mümkün olabilir mi? Tarikatlar ve cemaatler örgütlü; finansman gücüne sahipler. Sessiz çoğunluğu seçmedikleri, benimsemedikleri bir örgüte teslim etmek veya onunla baş etmesini beklemek liberal bir tutum olabilir mi? Liberallerin iddiası insanlara neyi seçeceklerini öğretmek olabilir mi? O zaman özgürlüğün ne anlamı kalır?

* * *

Öte yanda bu ülkede dinlerini bir tarikat veya bir cemaat ile yaşamak isteyenler de var. Muhakkak ki, liberallerin onlara da hayat hakkı, daha ötesi meşruiyet tanıma mecburiyetleri var.

Daha ötesi, bu ülkede dini ve özellikle İslam'ı moderniteye engel gören bir kitle de var. Hatta resmi dinin kendilerine empoze edildiğini düşünen mezhepler de var. Ayrıca bu ülkede başka dinden insanlar da var.

Kişisel görüşüme göre, tüm bu grupların hepsini birden kucaklamayan bir din anlayışının, hele hele laiklik anlayışının liberal İslam olarak adlandırılması mümkün değildir. Evet, cari laiklik bu saydığım grupların bir kısmını dışlıyor. Bunun için topal laiklikten şikáyet ediyoruz.

Ancak, kaş yaparken göz çıkarmamalıyız!

Çarşamba günü, liberal İslam konusunda bir model önerisi denemesi yapmaya çalışacağım.

X