Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Cüneyt Ülsever: Ekonomide kafalar karıştı!

Cüneyt ÜLSEVER

Sayın Serdar Turgut ortaya bir taş attı, kafalar iyice karıştı. İşler öyle bir karmaşaya dönüştü ki, Turgut bile kendisini yeniden anlatma ihtiyacı duyuyor. Turgut'un uluslararası sermaye hareketleriyle ilgili bazı tespitleri, yabancı sermayeyle ilgili tereddütlere yol açtı. Esasında, 1997'de patlak veren Uzakdoğu krizi ile ilgili bulgular, ‘‘Bu ülkeler 1997-2000 yılları arasında ne yaptılar?’’ sorusundan azade tutulunca, 1997'de çekilen resmin hálá geçerli olduğu zannedildi. Zamanında, bu kriz çerçevesinde, Kaplan, Zakaria gibi düşünürlerin ortaya attıkları tespitler de sanki yeni bulgularmış gibi takdim buldu. Rawles yeniden keşfedildi. IMF'yle ilgili abartılmış tepkiler dile getirildi.

Halbuki, Türkiye'ye muazzam benzerlik gösteren Uzakdoğu ülkeleri 1997 yılında yakalandıkları krizden, 1999 sonu itibarıyla büyük çapta kurtuldular. 1997'de ‘‘- % 5’’ olan ortalama küçülme oranları, iki yılda 10 puan artarak, 1999 sonu itibarıyla ‘‘+ % 5’’e çıktı. Krizden en fazla etkilenen Güney Kore 1999 sonu itibarıyla % 10 büyüme yakaladı.

* * *

Nasıl? 1997 krizinden büyük çapta ders alan IMF'nin önerileriyle. Bu ülkeler işbirlikçi kapitalizm olgusunu büyük çapta terk ettiler ve rasyonel kapitalizmin önerilerine kulak verdiler. Yapısal tedbirler aldılar. Bankacılık ve mali sistemde reform yaptılar, iflasları kolaylaştırdılar, holdingleri tedavi ettiler, gerekenler el değiştirdi vs. Kısacası, bu ülkeler uluslararası rasyonel kapitalizme ‘‘uyum tedbirlerini’’ artırdılar. Bu değişim de IMF'in ‘‘yapısal değişim’’ önerileri çerçevesinde gerçekleşti. Bu ülkeler, planlamayı akıllarına dahi getirmediler.

Bu tip konuların daha soğukkanlı ve daha fazlar veriler ışığında ele alındığı ortamlarda, ‘‘yapılması gerekenler’’ konusunda daha akılcı tespitler yapılıyor. TC Merkez Bankası'nın gerçekleştirdiği ‘‘Ekonomik İstikrar, Büyüme ve Yabancı Sermaye’’ başlıklı eğitim programında bir konuşma yapan Sayın Prof. Dr. Nahit Töre, Türkiye'nin dolaysız yabancı sermaye konusundaki acıklı durumunu rakamlarla ortaya koyuyor.

Yabancı sermayeyi dünyada taşıyan ve sayıları 60 bini, iştirakleri 500 bini bulan çokuluslu şirketler bugüne dek iştiraklerine 1.800 trilyon dolar yatırmışlar, 7 trilyon dolarlık dünya ticaretinin % 30'unu gerçekleştiriyorlar; 6 milyon insan istihdam ediyorlar, dünya üretiminin de % 25'ini -bunun da % 33'ü başka ülkelerdeki iştiraklerinde gerçekleşiyor- karşılıyorlar. Satışlarının tutarı 11 trilyon dolar! Kendi aralarındaki ticaret ise dünya ticaretinin % 66'sını oluşturuyor. Dünyada hemen hemen tüm teknoloji transferleri de çokuluslu şirketler tarafından gerçekleştiriliyor. Şimdi bu şirketler kendi aralarında bir de birleşiyorlar.

* * *

Küreselleşmenin ana yönünü tayin eden bu teknoloji ağırlıklı şirketler, Türkiye'ye nasıl bakıyorlar? UNCTAD'ın 1999 yılı ‘‘Dünya yatırım’’ raporuna göre Türkiye 1998 yılında doğrudan yabancı sermaye girişlerinden sadece % 0.12 pay alırken, Çin % 7.06, Brezilya % 4.46, İspanya % 1.76 pay almış. 1998 yılında Türkiye'ye sadece 807 milyon dolar yabancı sermaye girerken, Polonya'ya 5 milyar 129 milyon dolar, ‘‘Nataşaları’’ ile alay ettiğimiz Romanya'ya 2 milyar 63 milyon dolar, küçücük Litvanya'ya da 926 milyon dolar girmiş. Eski komünist ülkeler ne yapıyorlar? Süratle uluslararası rasyonel kapitalizme ‘‘uyum yasalarını’’ hayata geçiriyorlar, tedbirler almak, planlama yapmak yerine yapısal reformlara sarılıyorlar.

Küreselleşme çerçevesinde dünya nüfusunun % 25'ini oluşturan ülkeler şu anda öyle bir büyüme hızı yakalamışlar ki, önümüzdeki 10 yıl içinde milli gelirleri tam tamına 4 misli artacak. İşte soru bu: Bu gemide biz de olmak istiyor muyuz?

Şayet istiyorsak; korumacılık yerine yapısal tedbirleri, planlama yerine serbest dolaşımı, mızıkçılık yerine uyumu daha fazla, daha fazla zorlamak zorundayız.

X