Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Cüneyt Ülsever: Cumhurbaşkanı'nı rahat bırakalım

Cüneyt ÜLSEVER

Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer'i hepimiz çok merak ediyoruz. Merakımız basit ama oldukça haklı bir nedene dayanıyor. Kendisini tanımıyoruz. Geçmişi fazla bilinmiyor, ismi ortaya aniden çıktı, sanki apar topar seçildi. Benim gibi hakkında umut taşıyanlar da Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş yıldönümünde yaptığı bir konuşmaya gönül veren insanlar.

Ancak, bakıyorum kendisini tanımak için ‘‘haber’’ arayanlar; şu ana kadar beyan etmediği görüşleri yerine, bazı küçük motiflere dayanıyorlar. Kırmızı ışıkta durması, araba değiştirmek istemesi gibi konular çerçevesinde kişilik analizi yapılıyor. Gazetecilerin kılık kıyafeti ile ilgili yayınladığı söylenen bildiri, stadyumda kırmızı koltuğu reddetmesi gibi bilgiler ise yanlış çıkıyor. Bazılarımız aceleci bir tavırla, hüküm cümlesi kurabilmek için yalan yanlış bilgilere itibar ediyoruz.

Cumhurbaşkanı'nı tabii eleştireceğiz; beğeneceğimiz eylemleri olacak, beğenmediğimiz tavırları olacak. Bunlar yazılacak, çizilecek. Ancak, bu yangından mal kaçırma tavrının ne gereği var? Bırakalım, önce yerine ısınsın! Bu hali ile magazin kıvamında eleştiriler üretiyor, belki de kendisine bir seçim şansı tanımadan onu kendi istediğimiz ölçüler ile yargılıyoruz. Örneğin, başarılı olmak için popüler olması veya popülist davranması şart mı? Gösterişi sevmek zorunda mı? Haa! Başarılı yönetimi sadece Köşk'te tasarruf yapmak zannederse, işte o zaman onu asli görevine davet edelim.

Sezer Anayasa Mahkemesi Başkanı iken de sessiz bir insandı. Öyle zırt pırt ortaya çıkmıyordu. Bazıları bunu bir eksiklik olarak gördü, zira medyaya fazla malzeme vermedi. Halbuki, mahkeme başkanlarının gazetelere her gün demeç veren insanlar olmaması zaten görevlerinin gereği. Popülizmi sevmeyen bir cumhurbaşkanı da belki bizim çağdaşlaşma kavgamızda ileriye doğru atacağımız bir adım olur.

Her grup insandan görüş almaya çalışan, düşünce grupları kurup, bu gruplarla sohbetlere katılan, resmi temasları dışında Ankara'da yabancı diplomatlar ile dostluklar tesis eden; ancak bunları kamuoyuna malzeme çıksın, şanı şöhreti yürüsün diye değil, gerçekten fikri tartışmalar yaratılsın diye yapacak bir cumhurbaşkanı; belki çok daha üretken bir Cumhurbaşkanlığı makamı yaratabilir.

Sezer'in 7 yıl için önündeki en büyük yol haritası Kopenhag Kriterleri uğruna vereceği mücadeledir. Altında imzamız olan bu kriterlere uyum için ülkenin vereceği mücadele en büyük savaş alanıdır, Başkomutan'ın bu konuda sevk ve idaresi de benim için en büyük başarı kıstasıdır.

Ancak, kısa dönemde de çok ama çok önemli bir sınav var: Faili meçhul cinayetlerin aydınlatılma iddiaları ve İran ile bu cinayetlerin bağlantısı!

Bu konularda kafalar iyice karıştı. Katiller gerçek katiller mi, İran gerçekten elebaşı mı, teröristler neden şimdi öterler? Acaba birileri Cumhurbaşkanı'na hoş geldin partisi mi tertip ediyorlar?

Konu muhakkak ki ilk MGK toplantısında tartışılacak. Herhalde, kamuoyuna yansımayan bazı bilgiler de bu toplantıda ele alınacak. Acaba MGK çelişen bilgileri ayıklayacak mı, dış mihraklar kadar belki de devlet aygıtının içine sızmış iç mihraklar üzerinde de duracak mı? Kamuoyunun cevabını aradığı bir başka soru da ‘‘Bu teröristler daha önce nerelerde idiler?’’ İran bunca yıldır meydanlarda bu kadar rahat at oynattı ise bizimkiler neden nal topladılar?

Sanırım, Cumhurbaşkanı gerçek ‘‘gerçekleri’’ ortaya çıkarma konusunda MGK'yı doğru yönlendirmek zorundadır! ‘‘Kırmızı ışık’’ o kadar da önemli değil!

X