Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Cüneyt Ülsever: Bir bilmecem var!

Cüneyt ÜLSEVER

Bugün size bir bilmece soracağım. Korkmayın, zor falan değil. Amacım, unutmak emek istemediği için düşünce tembeli haline gelen beyinlere biraz pratik yaptırmak! Size ‘‘bir portre’’ çizeceğim ve bu portrenin kimi tarif ettiğini soracağım. ‘‘Bir Portre’’nin yazarı duayen bir politikacı, bir siyaset bilgesi. Sürekli kitap yazan cinsinden bir politikacı! Şu anda aktif politika yapmıyor. İpucu olur diye yazarın adını vermiyorum. Aşağıda alıntılar yaptığım makalesi de yakında yayınlanacak kitabının bir bölümü.

‘‘Haydi sor, sor, sor!’’

‘‘Bir Portre’’

(Not: Siyahla dizilmiş ve parantez içindeki kelimeler bana ait)

‘‘...Önüne gelen teklif, kurulmak istenen ve hızla büyüyüp gelişmesi mümkün olan yeni bir partide vazife alması idi. Ona ağabey diyen bir dostu ile sık sık görüşüyor ve her görüşmede karşılıklı bu konuyu münakaşa ediyorlardı... Her zaman olduğu gibi kurnazca düşünüyordu, çünkü önemli olan kendisi idi... (Partinin) Birinci Büyük Kongresi'nde dostumuza partiye girmesi teklif edildi. Naz niyaz ve büyük tereddütlerden sonra bu teklifi kabul etti ve partili oldu, aynı zamanda parti üst kademesinde vazife aldı.

Aradan fazla zaman geçmeden bazı karışıklıklar baş gösterdi... Bazı gruplar tarafından parti taşlandı, basıldı ve partide bulunan bazı senatör ve milletvekilleri tartaklandı.

Bu hadiseler esnasında dostumuz da partide idi. Kendisi tartaklanmadı ama, şapkasını alıp gitmeyi marifet saymaktan da çekinmedi.

Dostumuz şanslı idi, çünkü parti... (kurucu genel başkanı) kısa bir süre sonra kaybetti. Yeni genel başkan seçilecekti. Partiye hákim olanlar... bir genel başkan üzerinde anlaşamadılar... yine dostumuzun kapısını çaldılar...

Teklif eskisinden de cazipti, parlaktı ve ümitli idi. Riski de hemen hemen kalmamıştı. Sonuç alabilmesi için kurnazlığı en büyük güç ve en tesirli silah, hafızası da şaşmaz rehber olacaktı. Allah için bu vasıflarını iyi de kullandı ve daha ilk hamlede ‘‘Parasız politika olmaz’’ dedi ve... genel başkanlık koltuğuna oturdu...

Yola ilk çıktığı günlerde köyde doğmak, köylü olmak, mahalli şive ile konuşmak moda idi ve prim getiriyordu. Dolayısı ile bunları kendisine rütbe yaptı.... Zamanla köy ve köylülük moda olmaktan ve prim getirmekten çıktı... Bu kere kendi geçmişine döndü ve bu geçmişi süsleme yolları aradı... (darbe ile kapatılan parti) ile yakınlığı bulunan bürokrat geçmişini gündeme getirmeye başladı... Bu kolaydı, çünkü nasıl olsa geçmişe ve geçmişte olanlara kimsenin dikkatle baktığı yoktu...

Kendisi için hiçbir şey istemedi ama, her şeyi kendisi için hazırlamayı bildi. Bildi ama, zaman içinde ne yöne gideceği, ne söyleyeceği ve ne yapacağı belirsizleşti, hangi limana demir atacağı belirsiz hale geldi... Bazen rüzgárı arkasına aldı, bazen önüne kattı. Genel olarak rüzgár ona güç sağladı... Bütün ustalığına rağmen (bazen) köşesine sinip oturmak zorunda kaldı... Bu durumu tevekülle ve sabırla karşılamasını bildi...

İyi kötü hemen her şeyi zamana bırakmak, çözümsüzlükleri çözüm gibi göstermek, işler karışınca da savsaklamaları marifet gibi sunmak, ana düşüncesi ve taktiği oldu. Nasıl olsa her hadise bir sonuca varacaktı, önemli olan iyi sonuçları kendine mal etmeyi, kötü sonuçları başkalarının omuzlarına yüklemeyi bilmekti. Bu hususta süper denecek kadar beceriklidir ve büyük taktisyen sayılır...’’

Bilmeceyi bilemeyenler bilenlere gazoz ısmarlasın.

Tabii, bilemeyenler oldu ise!

X