Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Cüneyt Ülsever: Bir Almanya hatırası

Cüneyt ÜLSEVER

Geçen ay Almanya'nın Berlin Kenti'nde, bir vesileyle bir arkadaş edindim. Kendisi Kürt. PKK'ya yardım ettiği iddiası ile Türkiye'de aranıyormuş, Almanya'ya iltica etmiş.

Gariptir; tanışmamızın başında aynı dili konuşan, aynı toprakları, hatta zamanında aynı ülkenin vatandaşlığını paylaşan iki insan, birbirine mesafeli davranıyor. Arada bir soğukluk var! Taraflar birbirine şüphe ile yaklaşıyor.

‘‘Onlar’’ ve ‘‘bizler’’!

Sohbet etmek durumundayız. Başta havadan sudan bahisler. Sonra entel ağızları. Giderek, o daha samimi davranmaya başlıyor.

- Dünyada esen barış rüzgárlarına inanıyor musun? diye soruyor.

- Başka çare var mı! Diğer bütün yolları denedik.

- Ben de inanmak istiyorum.

Barışa engel olma konusunda ‘‘bizleri’’ eleştiriyor. Ben de ‘‘Sizinkilerden ne haber?’’ diye soruyorum. PKK'lı olmayı, ya bana güvenmediği için, ya da gerçekten öyle olmadığı için kabullenmiyor. Ancak, ‘‘onlardan’’ haber aldığını belirtiyor.

Birdenbire utangaç bir ifade kapsıyor suratını. Gülümsüyor:

- Onlar da çok hata yaptı, deyiveriyor.

- Ne gibi yani?

- PKK açısından ‘‘milliyetçilik’’ en büyük hata idi. PKK, Kürtler'in bu dünyada tek başlarına ‘‘milli politika’’ güdebileceğini zannederek yanılgı içine düştü.

- Başka?

- Ayrıca, yöntem yanlıştı. Savaş ile bir yere varılacağını düşünmek vahim hataydı.

Bana ısrarla PKK'nın bu yanlışı gördüğünü, Apo'nun samimi olduğunu; ancak PKK içinde aykırı düşünenlerin hálá bulunduğunu anlatıyor.

- Bak göreceksin, PKK'nın esas unsurları artık silaha başvurmayacak.

Bu sefer o Türkiye'de de barış rüzgárları esip esmediğini soruyor. Ben barıştan yana olanların çoğunluk olduklarını, ancak her an karanlık güçlerin yeni provokasyon denemelerine girebileceğini söylüyorum. İlave ediyorum:

- PKK içinde de aynı emelleri devam ettirmek, barışa çomak sokmak isteyenler olabilir.

- Haklısın, olabilir!

* * *

Artık, taraflar yeteri kadar birbirini tartmıştır. Hava ısınmaktadır. Arkadaşımın suratına şirin bir gülücük yerleşmiştir. İçeri gidiyor, çaydanlık ve demliği ile birlikte çay getiriyor.

Türk usulü çay içeceğim için heyecanlanıyorum. O demlediği çaydan gurur duyuyor ve birden:

- Bizimki gibi çay dünyanın hiçbir yerinde yok, diyor.

Bir çay demliğinin etrafında ortak paydamızı buluyoruz: Biz!

- Burada mutlu musun?

- Başka çarem var mı?

- Yine de mutlu musun? diye ısrar ediyorum. Birden suratı geriliyor:

- Buradan nefret ediyorum. Burada bizi kullanmak istiyorlar.

Gergin suratının ortasındaki gözlere bir buğu mu çöküyor ne!

- Memleketi özlüyorum!

Bu hatıramı niye yazdım? Son günlerde HADEP eksenli gelişmeler bana Almanya'daki arkadaşımı hatırlattı da ondan!

‘‘O’’ mu yanlış, ‘‘ben’’ mi yanlışım; yoksa her iki tarafta da var olan ‘‘onlar’’ mı yanlış?

X