Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Cüneyt Ülsever: ANAP'ta neler oluyor?

Cüneyt ÜLSEVER

Pazartesi günü yapılan oylamayla cumhurbaşkanlığı meselesi sonuca oldukça yaklaştı. Ancak, görünen odur ki bu süreçte ANAP hayli yıprandı. Partinin, belki içeride zaten belirgin olan dağınık yapısı kamuoyuna iyice yansıdı. İkinci oylamadan sonra artık gizlenemez hale gelen, Sayın Mesut Yılmaz'ın parti içinde otoritesinin oldukça yıpranmış hale geldiğidir.

ANAP, genel başkanının gönlünde yatan cumhurbaşkanlığı aslanı nedeniyle en başından beri cumhurbaşkanlığı seçiminde aktif ancak samimiyetsiz bir rol oynadı. Yılmaz bir yandan aslanını okşarken, öte yanda hem Sayın Süleyman Demirel, hem de ortakları ile ters düşmemeye çalışıyordu. Staratejisi ise ‘‘Kim itti beni?‘‘ kurnazlığına dayanmaktı. Kendisi Demirel'in süresinin uzatılmasından yana görünürken partidaşları açık ve seçik bir şekilde bu formüle karşı çıktılar.

İlk raundu Yılmaz kazandı ve Demirel'e engel oldu. Artık, siyasette hiç de yabana atılmayacak bir hasmı vardı, ama o hasmı yarışta elemine etmişti. İkinci rauntta beklentisi ise, önemle son yıllarda dostane ilişkiler kurduğu ve destek verdiği Sayın Bülent Ecevit'in yardımını almaktı. Buna çok uğraştı. Ancak, netice alamadı. Nedeni nedir, tam anlamıyla bilen yok. Ecevit'in güvenini mi kaybetmişti; Ecevit kamuoyundaki tepkilere mi kulak veriyordu; birileri ‘‘Asla o olmaz’’ mı demişti; bu spekülasyonların hangisi veya hangilerinin gerçek olduğunu belki de hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz.

ANAP ilk rauntta homojen bir yapı sergiledi. Parti içinde sevenleri gönülden, sevmeyenleri ise kurtulmak için cumhurbaşkanı olmasını arzu ediyorlardı. Ancak aday olmadığı ortaya çıkınca parti içi muhalifleri yeni bir strateji geliştirdiler. Yılmaz'ın dediğini yapmamak!

Tepkiyi göstermek için de ortada hazır bir kart vardı; Yıldırım Akbulut. Akbulut'un alacağı her oy Yılmaz'a darbe demekti. DYP de bu darbeye katkıda bulunmak için dünden hazırdı.

Mesut Yılmaz ve arkadaşları hem adaylık süreci sırasında, hem ilk turdan sonra Akbulut'u çekilmeye ikna etmek için çok ama çok gayret gösterdiler. Bir ara ikna eder gibi oldular, ama Akbulut son kozunu oynadı ve doğrusu da oylarını 56'dan 88'e çıkararak kazandı.

Şimdi satranç oyununda köşeye sıkışmış bir parti lideri var. Hiçbir lider onun durumunda değil. Zaten kendi partisindeki adayı istemeyen sadece iki lider vardı. Sayın Devlet Bahçeli'nin karşı çıktığı Sayın Sadi Somuncuoğlu ikinci turda oylarını 58'den 32'ye düşürünce, Bahçeli otoritesini büyük çapta kurtardı. Yılmaz'ın karşı çıktığı Akbulut ise ikinci turda anlamlı yükseliş gösteren tek Meclis içi aday! Yalçıntaş bile hemen hemen olduğu yerde saymış.

Şimdi Yılmaz, Akbulut'a giden oylardan başkalarını sorumlu tutma telaşında. Ancak, beyhude çırpınıyor. Partisinde ikinci turda da Akbulut'a yönelen 40-45 oy var. Elindeki ikinci koz ise hükümet değişikliği. İki-üç ay milletvekillerini mavi boncuk dağıtarak oyalayacak.

Ancak partide doğruluğuna inanılan bir olgu daha var. Seveni, sevmeyeni Yılmaz'ın liderliği altında yapılacak ilk seçimde Meclis kariyerlerine son vermek zorunda olduklarını düşünüyorlar.

Bu önyargının altından nasıl kalkacak, işte bunu bilemiyorum.

X