Cüneyt Özdemir: 'Bilginin lanetlendiği, cehaletin kutsandığı bir dönemdeyiz'

Güncelleme Tarihi:

Cüneyt Özdemir: Bilginin lanetlendiği, cehaletin kutsandığı bir dönemdeyiz
Oluşturulma Tarihi: Kasım 18, 2016 16:42

Cüneyt Özdemir’in yeni kitabı ‘Suskunluk Dağının Zirvesinde’, bugüne hem Türkiye’de hem de dışında olan bir gazetecinin gözünden bakıyor. Özdemir, neden bir anda ‘suskunlaştığı’nı da, mültecileri de, New York’u da, Amerikan seçimlerini de bu kitapta anlatıyor.

Haberin Devamı

2011’de bir röportaj yapmışız ve tutuklu gazetecileri konuşurken “Sıra bana gelecek mi diye soruyorum” demişsiniz.

- Hâlâ aynı soruyu soruyorum. Cezaevindeki gazeteci sayısı sanırım 145 oldu. Tanıdığımız, bildiğimiz pek çok gazeteci tutuklu ve ne zaman yargılanacakları da belli değil. Hâlâ soruyorum; çünkü o dönem “Tutuklanacaksın, kaçacaksın, sen bittin”  diye yazan gazetecilerin hepsi tutuklandı, kaçtı ya da bittiler. Ben gazeteciliğe devam ediyorum. Ama şimdi de “Tutuklanacaksın, kaçacaksın, sen bittin” diyen yeni tipler çıktı. Gazetecilik geçmişleri olmayan birileri geliyor, bir anda yıllarca gazetecilik yapan isimler için böyle ifadeler kullanıyorlar. Her beş yılda böyle bir kısırdöngüyü yaşamaya başladık.

Kitapta kendinize hata biçmişsiniz. Hedef gösterildiğiniz zamanlar için “Çok sustum, yanıt vermedim” diyorsunuz.

Haberin Devamı

- Doğru. Bence bir şeyi eleştireceksek kendimizden başlamalıyız. Biz başarılarımız kadar biraz da başarısızlıklarımızız, yanlışlarımızız, hatalarımızız. Söze oradan başlamak ruh halimize de daha iyi geliyor. Sarıyor sarmalıyor. İyi bir yere götürüyor.

Cüneyt Özdemir: Bilginin lanetlendiği, cehaletin kutsandığı bir dönemdeyiz

Bu açıdan bakınca ne gördünüz?

- Ben değil, sanki yaşadığımız ülkenin gerçekleri, değerleri değişti gibi. İşe Mehmet Ali Birand’la başladım. Biz daha Batı tipi, Anglosakson gazetecilik geleneğinden geliyoruz. Şimdi artık bunun Türkiye’de bir imkânı veya karşılığı olmadığını görüyorum. Bu, kızmaktan, öfkelenmekten çok çaresiz bir hüzün yaratıyor içimde.

Bir zamanlar her yerdeydiniz; gazete, televizyon, sosyal medya... Sonra birden yok oldunuz.

- Kafama göre haber yapmak ya da haberlerden sonra yorum yapmak, istediğim konuları objektif olarak yazmak, sansürsüz kaleme almak yerine sadece oralarda bulunmak için yazmanın nasıl bir bedeli olduğunu biliyoruz. Hangi kesimde olursa olsun bir kesimin kahramanı olmak çok kolay. Bunu yapmamamın nedeni, benim tercih etmiyor olmam.

Haberin Devamı

HAİNCE SUSUYOR!

Cüneyt Özdemir: Bilginin lanetlendiği, cehaletin kutsandığı bir dönemdeyiz

Ama yeri geldi, susmanız bile hedef gösterilmenize neden oldu.

- Aynen. İktidara yakın bir gazete, seçimlerden sonra bir ‘Hainler foto galerisi’ yapmış. 30’uncu sırada kendimi gördüm. “Allah Allah” dedim çünkü o sıralarda ne tweet atıyorum ne de herhangi bir yerde siyaset konuşuyorum, tamamen susmuş durumdayım. Bir baktım, benim fotoğrafımın altına “Haince susuyor” yazmışlar. Bir insanı yaftalayacak hiçbir şey bulamıyorsun ve sustuğu için bile hain diyorsun.

New York’ta ne yapıyorsunuz?

- Bir süredir CNNTÜRK’ün New York temsilciliğini yapıyorum. Bir yandan da 5N1K sürüyor. Amerikan basınını izliyorum. Bizim pek çok kavramı unuttuğumuzu fark ediyorum. Siyasetçilerin seçim öncesi münazaralarda bir araya gelmesi, gazetecilerin siyasilere her soruyu sorabilmesi, siyasilerin bu soruların hepsine yanıt vermeleri. Genç kuşaklar, bunların anlamını bile bilmiyor. Ya da ben dünya haberleri yapıyorum, adam “Orada ne işin var, bizim burada çok dert var, neden Amerikan seçimlerini anlatıyorsun” diyor. İyi de kardeşim, o seçilen başkan yarın senin o dertlerini ya ikiye katlayacak ya üçe. Kafana bomba yağdıracak. Bilginin lanetlendiği, cehaletin kutsandığı bir dönemdeyiz.

Haberin Devamı

Kitapta iyileşemediğimizi ve 90’ların yerine başka bir alternatif ikame edemediğimizi söylüyorsunuz. Neden başaramıyoruz?

- Bunlar hep  demokrasi, hukuk meselesi işte. Amerika Türkiye’ye basın özgürlüğüyle ilgili bir laf ediyor, “Ona neymiş ki” diyoruz; öbürü bu konulara dikkat çekiyor, “Sen kimsin” diyoruz. Oysa hukuk ve demokrasiyi ona buna yaranmak için değil kendi insanımız için geliştirmeliyiz. Türkiye’ye geldiğimde insanlarda büyük bir negatiflik görüyorum. Bir şey anlatıyorum, herkes o işi olumsuz yönünden ele alıyor. Her kesim mutsuz ve umutsuz. Bunu yenmemiz lazım. Bu da, evrensel hukukla, demokrasiyle ya da yeni bir ülke hayaliyle olur. Farklı ülkelerde insanlar Mars’a gidiyor, biz hâlâ Lozan’ı konuşuyoruz. Mesela niye bizim bir uzay programımız yok? Sen hiç astronot olma hayali kuran bir Türk çocuk gördün mü? Yok. Türkiye’de enerjimizi çok boş şeylere harcıyoruz ve artık hayal kuramıyoruz. Her şey çok hızlı değişiyor buralarda. Kentler, kavramlar, kahramanlar, hainler de. Her beş yılda bir kim hain, kim kahraman diye insanların yerini değiştirmek yoruyor bizi.

Haberin Devamı

İLK DAKİKALARDA BAŞARISIZ OLACAĞI BELLİYDİ!

15 Temmuz sürecine geleceğimizi tahmin etmiş miydiniz?

- 15 Temmuz’da değil ama bir darbe tehlikesi olduğunu hep söylüyordum. Ben bunu söylediğimde arkadaşlarım gülüp “Darbe mi kaldı” diye dalga geçiyordu. Bir istihbaratçı bana “Günün birinde uçaklar sadece Fethullah Gülen’in emriyle havalanıp istedikleri yerleri vurabilir” dediğinde ben de ona içimden “Bu kadarı da olmaz” diyordum ama olduğunu gördük. Ama daha ilk dakikalarda bu girişimin başarısız olacağı belliydi. Eğer darbeyi başarabilselerdi şu an başka bir ülkede yaşıyor olacaktık. B Planı olarak beceremeyeceklerini anladıklarında Türkiye’yi bir içsavaşa sürüklemeye kalktılar. Donanmada gemilerin İstanbul ve İzmir açıklarında demirlemeleri, hatta duyduğum kadarıyla, bazı gemilere İstanbul ve İzmir’de “Büyük meydanları vur” emri verilmesi, sonrasında halkın üzerine bu kadar acımasızca ateş açmaları ve doğruysa İmralı’dan Öcalan’ı kaçırıp öldürme planları, kesinlikle Türkiye’de büyük bir içsavaş çıkarırdı. 241 kişinin kahramanca hayatını feda etmesi, binlerce insanın yaralanması ve daha da önemlisi vatansever asker ve polislerin direnci olmasaydı, bir hafta içinde Güneydoğu uçuşa yasak bölge ilan edilirdi ve bu Güneydoğu’nun Türkiye’den kopması anlamına gelirdi. Bir aya kalmaz Birleşmiş Milletler toplanır ve Türkiye’deki içsavaşı önlemek için buraya Barış Gücü’nü yollardı, bu da işgal anlamına geliyor. İkisini de yapamadılar.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!