Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Cumhuriyet’in ilk yıllarında gayet soğuk bir görünüm Menderes ve Özal devrinde karşılıklı oyunlar

    Hürriyet Haber
    28 Ekim 2003 - 00:00Son Güncelleme : 28 Ekim 2003 - 00:01

    Enteresan bir tesadüftü. Galatasaray Üniversitesi'nin, Ortaköy'de Boğaz'ın kenarına konuşlanmış şahane bahçesindeki kafeteryada, Galatasaray Üniversitesi Genel Kamu Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı, tarihçi Profesör İlber Ortaylı ile oturuyoruz. Uzaklarda bir yerde çalan, Onuncu Yıl Marşı duyuluyor hayal meyal: ‘‘Çıktık açık alınla, on yılda her savaştan...’’ Peki 80. Yıl'da artık yeni bir şeyler söylemenin vakti gelmemiş miydi? Cumhuriyet'in 80 yılda katettiği mesafeyi, Prof. Ortaylı ile konuştuk...Cumhuriyet'in ilk günleriyle bugünleri kıyaslandığında, evrime karşı koymuş, hiçbir şekilde değişmemiş bir şey kalmış mıdır?- Osmanlı üç kıtaya yayılmış bir imparatorluk. 1912'de Afrika topraklarımızı kaybetmişiz külliyen ve fiilen... Birinci Cihan Harbi'ne bir Arabistan ve Anadolu İmparatorluğu olarak giriyoruz. Sınır bugünkü gibi biliyorsunuz. Balkanlar ve Oniki Adalar da yok. Buna rağmen nüfus 30 milyon kadar. Şimdi, bu Birinci Harp'e girmeyebilirdik. Girmesek ne olurdu? Halep, Musul elimizde kalırdı, Beyrut da.. Çok karmaşık bir yer. Bu nedenle bizim irademizde kalırdı. Muhtemelen Yafa, Kudüs, kutsal bir toprak olarak ve Hicaz kalırdı elimizde; yani Mekke-Medine toprakları... Muhtemelen ikinci harbin sonundaki o buhranlı dönemde öyle bir toprak elimizde kalırdı. Ama bu olmadı ve biz birden bire bir büyük harbin sonunda ki, biz 1912'den beri devamlı savaştayız ve bunlar Türkler'in cephe gerisini yaşadıkları savaşlar. 1923'te elinde 15 milyonluk bir ülke var. Bu nüfusun içinde kalifiye bölüm yok gibi. Aydınlar savaşta gitmiş, zenaatçiler gitmiş, güçlü kuvvetli köylüler savaşta erimiş. Yatırımlar var, bunların işlerliği yok. Ve bugün tanımadığımız salgınlar vardı. Frengi salgını vardı Anadolu'da. Sıtma vardı, tüberküloz vardı, bunlar yenildi. Bunları penisilin ve sülfamitlerden evvel hallettik. Sağlık personelimiz, hekimlerimiz böyle bir ideolojik savaşla bu işi bitirdi. Bir takım zorluklarla yollar açılıyor. Eğitim seferberliğine para harcanıyor. Şu da açık ki, askeri harcamalar olağanın altında, kısılmış. Ki, onun sıkıntısını ikinci harpte çektik, ordunun elinde hiçbir şey yoktu ve zaten olamazdı. Ve bu ülke ihracat olarak meyve satıyor, tahıl satıyor, tütün satıyor, incir satıyor; işte pamuk ziraati gelişiyor... Sanayi söz konusu değil, sanayi burjuvazisi yok. Böyle bir ülke... Bu noksanların süratle değiştiğini görüyorsun. Ve bunlar ideolojik bir seferberlikte hálledilmiş. Yani aşırı gümrük duvarları, aşırı himayecilik ve neredeyse o sosyalist ülkelere benzeyen sıkışık bir düzenle... Tabii bu korumacılığı yükselen sanayici sınıf çok istismar da etmiş. Ama gerçektir, sonunda ortaya bir eser çıkmış. Bugün Türkiye, o Birinci Dünya Harbi'nden sonraki fakir Balkan ülkesi değil. Pekálá 20 büyük ekonominin içinde yer alan, dolayısıyla Avrupa gibi çöken yaşlı bir nüfusa karşı dinamik nüfuslu, üçüncü dünya ülkeleriyle mukayese kabul etmeyecek şekilde eğitilmiş bir toplum. 21. yüzyıl ortasına kadar genç nüfus olarak kalacak ve tekrar ediyorum, daha da iyi eğitilecek. Çok daha büyük bir avantajımız ortaya çıktı: Sosyalist blokta kalan, bize benzeyen ülkelerin genç nüfusundan istifade edebiliyoruz. Mesela bir Çin Türkistan'ı... Fakat tabii bu arada çok büyük bir sorun çıktı: Doğu Anadolu ile Batı arasında bir gerilim var. Bu, Cumhuriyet'in başında bu kadar kuvvetli değildi, kontrol edilebiliyordu. Şimdi öyle değil. Ve yeni bir dünyada entegrasyon sorunumuz vardır. O entegrasyonun getirdiği ikirciklenmeler, zorluklar var. Bunun üzerinden gelmemiz lázım. Kısacası Türkiye bir yol ayrımında ve bu konuda bilgisi yok. Sıhhatli karar verecek vasıtaları yok. Bakalım nasıl hálledilecek?KADIN BAŞÖRTÜSÜ YÜZÜNDEN KAVGA EDEMEYİZ, BU AÇIK10. Yıl Marşı'nda ‘‘Demirağlarla ördük anayurdu dört baştan’’ deniyordu. Ve 79. yılda bile Türkiye Cumhuriyeti bu marşla birlikte anıldı. 80. Yıl Marşı olmaya aday şarkılardan herhangi birini dinlediniz mi? Sizce hakkını veren marşlar var mı?-Hayır dinlemedim. Bir ara İnönü'nün adı Demirağ olacakmış da sonradan İnönü tercih edilmiş denir. Tabii 80. yılda demiryolu marşı söyleyecek değiliz. Zira imparatorluktan beri yanlış kurulmuş bir demiryolu ağımız var. Ama Cumhuriyet bunu Doğu'ya doğru genişletmiş. Buna rağmen çağdaş teknolojinin gerisindeyiz. Hepimiz kamyon ve otobüs üstüne çalışıyoruz ve kaza yapıyoruz. Bu sırf bir yatırım meselesi değil, bir de ideolojik kavga var. Şimdi bunu nasıl hálledeceğiz; bu çok önemli... ‘‘Biz bunu yaparsak bunca kamyoncu ve otobüsçü ne olacak?’’ deniyor.Bugün TV programlarında, misál ‘‘Kuşum Aydın’’ınkinde, göbek deliği piercing'li bir kızla başı bağlı bir kızı karşı karşıya göbek atabiliyor. Oysa baş örtüsünün adı ideolojik terminolojiyle ‘‘türban’’ olunca, konu Ankara protokollerinde, üniversite mahfillerinde, siyasi parti kulislerinde ciddi tartışmalara neden oluyor. Herkes kendince bir yana çeke çeke şu türbanı nerede yırtar dersiniz?- Valla o meseleyi Türkiye hálletmek zorunda çünkü iddia güttüğü platformda böyle şeyler olmuyor. Yani kadın başörtüsü yüzünden kavga edemeyiz; bu açık... Tabii dünyada büyük bir gerilim var. Türk halkının abartmayı seven bir karakteri var. Bu iş kimseye malzeme yapılamaz. Yapmak isteyenlere de iltifat etmeyin. ‘‘Medeni kanun hazırlanırken her şeyi eşit bölmeli’’ diyorlar. Bir hanım avukatla konuşuyoruz. Boşanmada mal eşit bölünmeliymiş. ‘‘Holdingler de mi?’’ diyorum, ‘‘Evet’’ diyor. Belli ki orda holdingin ne olduğundan haberi yok ama avukat oldum diye onu bildiğini zannediyor. Bilgisiz muhakeme yürütmekten vazgeçmeliyiz ve bu tür insanları dinlememeliyiz.Şu 80 yıl içinde iz bırakan birkaç ‘‘aile’’ tanındı. Soyismiyle anacak olursak: Atatürk, İnönü, Menderes, Demirel, Özal, belki Erdoğan...- 80 yılı sayacak olursak, bir takım politikacılar geçti. Bunların etkileyenleri oldu, etkileyemeyenleri oldu. Atatürk'ün haleflerinin Atatürk olmadığı çok açık. Onu kimse tartışmıyor; ne yerli ne yabancı... Mühim olan o... Efendim, herkes ikinci Atatürk olmaya meraklı ama olmaz. Herkes kendi şartları içinde değerlendirilir. Bizim bugün çok yüksek bir yere koyduğumuz zevatın yarın ne olacağı belli değil. Özal'ın rahmete kavuşması henüz 10 yıl civarı. İktidarı bile ancak 20 yıl filandır. Bir sürü şeylerini abartalım ya da batıralım; zaman değerlendirecek. Demirel nedir, zaman değerlendirecek. Fakat şurası bir gerçek; 60'lardan sonra yoksulluk çemberi kesinlikle kırılmıştır. Mühim olan şey maalesef bu kültürel geriliktir; bu cemiyette bir kırılma var. Bunun için inkîlábı mı suçlayalım? Hayır, alákası yok. İnsanların eğitim konusunda bir lagarlıkları var. Pragmatik eğitim meraklısı Türkiye. Yani mesela Osmanlıca bilmiyor. Niye bilmiyor? Bunun eğitimine gelen genç, 15 günde başlar eski Türkçe harflerle okumaya. Ben kurs veriyorum, çok az randıman alıyorum. ‘‘Böyle faidesiz işlere eğilimimiz yok.’’ANKARA'DA ZORDUR BİRAZ MEMLEKETİ SEVMEKPeki bugünün vatanseveri nasıl bir şeydir? Var mıdır öyle bir şey? Siz en azından bir profil çizerek TARİF EDEBİLİR MİSİNİZ, kimdir günümüzün vatanseveri?- Vatansever insan? Çok basit, totolojik tarifle (entellektüel tabiriyle laf-ı güzaf); vatan sever demektir... Şu karşı kıyıyı, bu havaları, bu insanları sever, sinirlense bile ertesi günü özler, yine sever. Maalesef bir takım insanlarda bu yok. Mesela, bizim Ankara takımı... Çocukları Ankara'yı tanımıyor. Anaları-babaları gezdirmiyor, onlar da ilk fırsatta kaçıp gidiyorlar. Bir daha da gelmiyorlar. Çünkü doğrusu, Ankara'da zordur biraz memleketi sevmek. Bunun fakirlikle alákası yok, zenginler de kaçıyor. Hatta bu okumuş zümreye has bir hastalık. Mesela dışarıda dilini muhafaza edemiyor Türkler. Unutuyor Türkçe'yi. Birbuçuk nesilde, Türkçe gidiyor aileden. Ana Türk, baba da öyle; çocuk gayet berbat bir Türkçe konuşuyor. Böyle bir şey olabilir mi? Bunlar tabii çok hazin sonuçlar. Ama bunlar Cumhuriyet ile ortaya çıkan sonuçlar değil; 60'lardan sonra ortaya çıkan gelişmeyle ilgili.O BALOLARDA KOCANIN DIŞINDA KAVALYE YOKEskiden padişahların doğumgünleri ve dini bayramlar kutlanırdı. Resmi bayramların kutlanışıyla o zamanki törenler arasındaki farkları değerlendirir misiniz? Misal; merasimlerde bando ilk kez ne zaman kullanılmıştır?- Monarşilerde hükümdarın doğumgünleri kutlanır. Bizde cülus şenlikleri olur. Cumhuriyetler'de de háliyle Cumhuriyet'in kuruluşu kutlanır. Ama bando gibi, klásik Batı müziği gibi şeyler eskidir. Bunlar Cumhuriyet ile girmedi. Padişahlar'ın içinde alafranga bestekárlar var. Ama bunların yayılması belki Cumhuriyet ile olmuştur. Her halükárda Cumhuriyet eğitime önem vermeliydi ve verdi...Cumhuriyetin ilk yıllarından günümüze kalan balo fotoğrafları vardır ya...- Ama o balo önemli bir şeydir. Çünkü biliyorsunuz, Sultan Abdülmecit, kendi başına Fransız sefaretinde baloya gitti. O mühim bir olay addedildi. Onunla birlikte devlet adamları İran sefaretine gittiler baloya; kadınlar yok tabii. İttihat-Terakki devrinde baloya kadınlar da gidiyor. Nasıl oluyor: Kocalarıyla dans ediyor bizimkiler; ona buna da ‘‘Nasılsınız efendim?’’ diye sorarak vakit geçiriyorlar. Yani kocanın dışında bir kavalye seçmek yok. Ama bu bir geçiş. Cumhuriyet demiş ki: ‘‘Herkes gibi balo yaparsınız, yapmalısınız.’’ Kaldı ki geleneğin direnmesinin dinle alákası yok. Büyük Petro'nun ülkesinde de bu böyleydi; her balo bir skandaldı... Şimdi artık taşrada herkes karşılıklı göbek atıyor. Nereden nereye değil mi? Cumhuriyet devrinde gayet soğuk, formal bir görünüm var. Hálbuki Menderes devrinde, Özal devrinde filan, uzak taşra kasabasına kadar, karşılıklı oyunlar...Şimdi işin fantezi kısmına kaymak gibi olacak ama Rönesans Türkiye'ye uğrasaydı ya da matbaa 100 yıl önce gelseydi, bugünün Türkiye'si ne derece farklı bir yer olurdu?-Aman hiç alákası yok. Bizim millet kitap okumaz; matbaayı ne yapsın? Matbaa kitap okunan yerde olur. Yani matbaa icat edilmeden Avrupalı el yazması kitap çoğaltırdı. Her şey çoğaltılıyor; Türkiye seyahatnameleri bile. Bunlar matbaadan çok önce. Hem bir tane olsa, zaten bulunmazdı; yüz tane çoğaltılmış belli ki. Ama okuyor onlar. Bizde okuma az.TRT YASAKLAMASINI KİM DİNLER HERKESİN ELİNDE TEYP VARKENCumhuriyet'in ilk kuruluşunda Atatürk klasik Türk müziğini yasaklamıştı.- E, çünkü Türk musikisini dinleyen bir takım, beğenmiyor. Yasaklanan musiki yok, sadece radyoda çalınmıyor. Bizim memlekette Türk musikisinin üstadları, bilenleri, Batı musikisini de dinler. Kim var piyasada Türk musikisinin tarihiyle, nazariyetiyle uğraşan? Mesela Murat Bardakçı. Bu delikanlı Batı musikisini çok dinler, yoğun şekilde dinler hem de. Yılmaz Öztuna da öyledir. İyi bilir Batı müziğini.. Mevlevi şeyhlerinden Hüseyin Fahreddin Dede ve Doktor Sadettin Erel, Rauf Yekta Bey, hepsi batı musikisini bilir. Mesela Ayla Erduran, alaturka musiki için son derece müspet görüşe sahiptir. Oysa bir ara bu bayağı bir çatışma konusuydu.Evet işte; mesela Menderes döneminde bu müzik türü zirveye ulaştı.- Menderes'e kalmadı o iş; İsmet Paşa döneminde dinlenmeye başladı. E, millet dinliyor kardeşim... Başedemezsin...80'lerin başında da TRT'nin arabesk yasağı müthiş bir patlamayla neticelendi. Bu durumu nasıl açıklıyorsunuz?- Bu musiki yasaklanmasıyla bir şey elde edilemez. Batı musikisiyle uğraşanlar çalışmalıdır. Bir zamanlar Wilhelm Kempff İstanbul'a geldiğinde Şan Sineması konserinde senfoni orkestrası adamın partisyonlarını berbat ettiydi. Şimdi hele TRT'nin yasaklamasını kim dinler; herkesin elinde teypler varken... Kayıt cihazları, kaset çalarlar... Bunlar boş şeylerdir, değiştiremezsiniz. Bir alaturkadır gider memlekette...
    Etiketler:

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı