Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Cumhuriyet için

Hadi ULUENGİN

Bugün yetmiş dördüncü yıldönümünü kutladığımız Cumhuriyetimiz dokunulmaz bir tabu mudur ?

Evet ve hayır ! Hem evet, hem hayır !

* * *

EVET, çünkü hala yaşamakta olduğumuz ulus - devlet çağında, mevcudiyetini sürdürebilmek açısından, yeryüzündeki diğer bütün devletler gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin de ‘‘olmazsa olmaz’’ hayati kurallara ihtiyacı vardır.

Bunlardan birincisi sınır bütünlüğüdür. Mustafa Kemal'in saptamış olduğu ‘‘Misak-ı Milli’’ yekpareliği değişmez. Değiştirilemez... Hadım edilemez...

Türkiye Cumhuriyeti'nin tek ülke - tek millet kavramı bir tabudur ve ulus - devletler çağı nihayete ermedikçe bunun mutlaka böyle kalması gerekmektedir.

İkinci olarak, Cumhuriyetimizin temel rejim tercihi de değiştirilemez.

Padişahlıktı veya hilafetti, bugün ancak zır delilerin talep edebileceği ve 1923 Cumhuriyeti ile aşmış olduğumuz eski tür yönetim tarzları düşünülemez.

En azından teorik olarak anayasamızda yer alan ve parlamenter halk yönetimini öngören dogma bizim ikinci tabumuzdur. Buna da dokunulamaz.

Üçüncü olarak, Cumhuriyetimizin laik kimliğine de dokunulamaz.

Türkiye Cumhuriyeti, onu Türkiye Cumhuriyeti yapmış olan bu ilkesel özellikten feragat edemez. Ülkemizde teokratik bir yapı kurulamaz.

Yukarıdaki üç ilke, yani ‘‘ulus - devlet’’, yani ‘‘parlamenter rejim’’, yani ‘‘laik kimlik’’ Cumhuriyetimiz kendi varoluşuna ilişkin meşru tabulardır.

* * *

DİĞER taraftan ‘‘hayır’’, Cumhuriyetimiz tabu değildir.

Zira, ilkelerin tabusallığı, bu ilkeleri belirlerken kullanılmış kavramsal ve izafi terminolojileri de dogma kılmaz. Onları dokunulmazlıkla teçhiz etmez.

Çünkü, ilkelerin özü değişmeyecek olsa da, aynı ilkeleri saptayan tanımlar zamanda ve mekanda değişir. Hayatla beraber dönüşür. Farklı içerikler kazanır.

Başka bir deyişle, ‘‘ulus - devlet’’in ‘‘ulus’’; ‘‘parlamenter rejim’’in ‘‘parlamenter' ve ‘‘laik kimlik’’in de ‘‘laik’’ terimleri, daha önce yapılmış olan ve konjonktürel yönü çok ağır basan genel tanımlamalardan yola çıkılarak bugün de yegane ve mutlak tanım olarak algılanamaz. Tabuyla donatılamaz.

Yetmiş dördüncü yılını kutladığımız Cumhuriyetin ruhiyatında bu yoktur.

Zira, Cumhuriyetimiz, özünde, değişim ve evrim fikrini sistematikleştirmiş ‘‘Aydınlanma Çağı’’ düşüncesinin devamıdır. Onun doğal uzantısıdır.

Cumhuriyetimiz ‘‘eleştirel akıl’’ın Türkiye toprağındaki harcıdır.

* * *

DOLAYISIYLA, ilkelerden taviz vermeden ve bilhassa da o ilkeleri günümüz koşullarında pekiştirebilmek için, 1923 Cumhuriyetimizin dönem şartlarında belirlemiş olduğu terminolojik kavramları yeniden saptamamız gerekmektedir.

Yetmiş dört yıl önce giydiğimiz elbisenin modeline dokunmadan, artık bu elbisenin dikişlerini şimdiki gövdemize uydurmak zorunluluğu dayatmaktadır.

‘‘Durmayalım düşeriz’’' sözündeki diyalektik daha çok anlam kazanmaktadır.

‘‘Ulus - devlet’’imizi, ‘‘parlamenter rejim’’imizi ve ‘‘laik kimlik’’imizi koruyabilmenin yöntemi buradan geçmektedir.

Üç ilkenin 1923'deki konjonktürel tanımlama ve uygulamalarına sarılanlar, şimdi aşılmış ve aşınmış olan bu tanımlama ve uygulamaları hala tabularla teçhiz ederek Cumhuriyetimizi gürbüzleştiremezler. Devinime set çekemezler.

Kendilerinden farklı düşünenleri ‘‘cumhuriyet düşmanı’’ ilan ederek de, bugün Cumhuriyetimizin çok ihtiyaç duyduğu uzlaşma ortamını sağlayamazlar.

Cumhuriyetimizin yetmiş dördüncü yıldönümü hepimize kutlu olsun.

X