Spor Haberleri

« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Cumhuriyet döneminin ilk lirik sahne eseri*:ÖZSOY OPERASI (II) LIBRETTO Libretto ve hatıra, Saygun'un İstanbul Devlet Operası Kütüphanesi'ndeki el yazmalarından

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME
Cumhuriyet döneminin ilk lirik sahne eseri*:ÖZSOY OPERASI (II) LIBRETTO Libretto ve hatıra, Saygun'un İstanbul Devlet Operası Kütüphanesi'ndeki el yazmalarından çıkartılmıştır. El yazmasında okunamayan kısımlar (…) işaretiyle belirtilmiştir. Özsoy (Uvertür biter) Resitatif / OzanAlnımda çizgilerle sürecek adım adım Gönlümü büyük dür'le damla damla suladım Ey beni dinleyenler, ey karşıdaki erlerTanır mısınız beni? Bana öz ozan derlerBenim sesim haykırır, fakat sazım ağlamaz,Gönlüm doğruyu duyar, boşa umut bağlamazBen ne puta tutgunum, ne de yare vurgunumNe bir sevgi bilirim, ne didara vurgunum Ne koşmaya inanır, ne de bir süs ararım Ne bir sevgili tanır, ne bir yara sararım Elimde dostlarımla yalnız hakka bakarım Doğruyu anlatırım, gönüllere akarım Gönlü açık olanlar beni elbet severler Tanıdınız mı beni? Bana öz ozan derler Ben ne Omiros gibi hayali yavuzları Tanrılarla aşk yapan güzel kızcağızları Anlatmaktan hoşlanır; ne de eski Finlerin Kalevala'sı gibi, insanlarla cinlerin Döğüşünü süslerim. Hayal enginlerinde Ben Firdevsi değilim. Kendi dar havsalamdan Güzel, renkli savaşlar yaratıp, içlerinde Uyuyan arslanları kamçılamam, ben vatan Yavuklusu ozanım, öz tarihi söylerim, Olmuşu naklederim. İşte böyle beylerim Tarih diyor bize: "Medeniyet" ormağı Brakisefal soyda buldu özlü kaynağı Bu soy Asya'dan çıktı, dört bir yana yayıldı, Bu tarih yükselişin başlangıcı sayıldı. Avrupa, Anadolu, İran ve Orta garpta Medeniyete girdi, bakır, bu büyük soyla. Zaman durur mu? Sakın zamanı durur sanma Duran düşer, ilerden gayrısına inanma. Asırlar, geçti böyle, tarih önünde boy boy Bakın size söyleyeyim nasıl doğdu büyük soy Gözünüzü yumunuz, gönlüm sizi kavrasın, Kırk bin yıl eskideyiz, gözlerinizi açın. Koro B. Ulu Tanrı! Can verdin bize senEy ulu Tanrı, ulu Tanrı İman verdin bize sen, ulu TanrıBir yavru ver bize ulu TanrıUlu Tanrı bizi dinle T. Ulu Tanrı! Can verdin bize Ulu Tanrı, ulu Tanrı, ulu Tanrı Can verdin bize Ulu Tanrı (9 defa), Tanrı Yalvarıyoruz sana. A. Ulu Tanrı! TanrıB. Yalvarıyoruz sana ulu Tanrı!Yalvarıyoruz sana ulu Tanrı! Yalvarıyoruz sana ulu Tanrı! Bir yavru ver bize Ulu Tanrı bizi dinle S. Ulu Tanrı! İman verdin bize sen Yalvarıyoruz sana ulu Tanrı Yalvarıyoruz sana Hakana bir yavru ver ulu Tanrı! Yalvarıyoruz sana Hakana bir yavru ver Ulu Tanrı bizi dinle. Replikler / Baş Şaman: Ey dört yanın, doğunun, batının, gün ortasının ve kara yurdun beyleri! Bu mavi gecede Ulu Hakan Feridun'un çağrısına kulak verdiniz ve buraya toplandınız. Gelişiniz umutlu ve uğurlu olsun. Birinci Bey: Tanrı Feridun'un dileğini hoş tuttu. Yurdun son kara bahtını da değiştirdi. Yıllardan beri bir yavru bekleyen hatun neredeyse doğuracak. İkinci Bey: Hepimiz yedi yerden yedi türlü sungularla geldik. (…) Hakan'ın bir oğlu olsun dileğini yükselten bizler isteğimizin yerini bulmasından pek şeniz. Baş Şaman: Artık insan soyunun şen olma çağı geldi. Az sıkıntı mı çektik… Beyler, o günleri bu en sevinçli beklemede bile anmak gerektir. Saadetin güzelliği kötü günler düşünüldükçe artar. İkinci Bey: Dakkak'tan ne konuşacaksın? Bütün insanlığı boyunduruğu altında ezen o fenalık kaynağını ne anacaksın? Birinci Bey: Omuz başlarında birer yılan kafası vurduğu her gün bir çift taze insan beyni yetiştirmek için kurban olan zamanlar çocuktun, unuttun mu? Baş Şaman: Kâinat eyilikle kötülüğün, ışıkla karanlığın, adlarıyla söylersen Hürmüz ile Ehriman'ın ezeli harp meydanıdır. İkinci Bey: Ne iyi ki artık yeryüzünde Hürmüz hükmediyor. Çekicini örsüne vuran demircinin çıkardığı kıvılcım bir ateş kaynağı oldu. Dakkak düne karıştı. Ehriman yerlere geçti. Seçtiğimiz beyimiz Feridun beylerin en ünlüsüdür. (Uzaklardaki burçlardan boru sesleri akseder. Bunlar Hakan'ın gelişinin habercisidir.) Baş Şaman: Bu gece mavi gecedir. Gönül diler ki Feridun'un bu gece dünyaya gelecek çocuğu babasının bir örneği olsun. Birinci Bey: Feridun da bir mavi gecede doğmuş değil mi? Baş Şaman: Öyle (müzik başlar) Bir Asker: Yol verin! Ulu Hakan geliyor. Koro: Yaşa! Yaşa Feridun! Sen başımızda var ol Sana mutlu dilekler getirdi bu örük kol! Arya / Feridun: Derin göklerden akan yüce yavuz kartallar Sizi, seçtiğiniz bey, özyürekten selamlar Atılınca karayı silecek gibi hırçın Kanadınızda siz en varılmaz en yalçın Kayaları aşarak nur saçan beylersiniz Ününüz yüce olsun! Yurduma hoş geldiniz Koro: Ulu Hakan Feridun En güzel dileklerimiz seninle olsun Bu gece mavi gece, kutlu gece Gönlüm acıyı unutsun Mutluluk ve neş'eyle dolsun Ulu Hakan Feridun. Arya / Feridun: Size şölen hazırdır, kurbanlar sizi bekler Bu saadetli günde, nur getirdiniz beyler Hep kollar göğe kalksın, yere kapansın dizler Benimle bir olunuz, dua edelim bizler. Koro: Hep kollar göğe kalksın, yere kapansın dizler Sizinle bir olalım, dua edelim bizler Ey ulu Tanrım, bu gece huzurla dolsun, Ey ulu Tanrım, ulu Tanrım Ey ulu Tanrım, beklediğimiz müjdeyi bize bağışla Huzur ver bize Tanrım, sen huzur ver bize Ey ulu Tanrım, ulu Tanrım Soprano Solo: Ey ulu Tanrım! Ey ulu Tanrım! Resitatif / Feridun: Tanrım bu güzel geceyi en güzel umutlarla doldur, nurunla doldur. Beklediğimiz müjdeyi bize bağışla… Kollarımızı sana kaldırdık. Ulusumuzu. (…) (Koroya eşlik eder) Replikler / Birinci Bey: Ey yeryüzünün sevgili beyi, sen saadetin kaynağısın. Feridun: Saadetin asıl kaynağı, kendinden çok, başkalarından az şey hakkedendir. Sizlerle biz nice kara günlerimizi paylaştık. Her paylaşılan kara düşüncede bir saadet yok mudur? Baş Şaman: Şimdi sıra senin kalabalık saadetini paylaşmaya geldi. Feridun: Baba olmak sanırım bir zevktir. Fakat en büyük "kut"u ben Ata olmak hayalinde bulurum. Düşünün beyler: Yıllar onbinlerce yıllar geçecek, oğullarımızın öz soyu yeryüzünü kaplayacak. Bir (…) Bir duygu bana tam içimden sesleniyor. "Feridun" diyor. Bu mavi gecede doğar yavrunun büyük bir (…) var. Birinci Bey: Bak ta (…) Baş Şaman: İki pembe yıldız tan yerinde kavuşuyor. Haber verilen saat geldi. İkinci Bey: işte nefes koşan bir atlı da tepenin eteğine vardı. Feridun: Hani?! Baş Şaman: İşte şurada. Feridun: Koş biraz! (Bir haberci nefes nefese girer.) Baş Şaman: Müjdeni ver! Haberci: Hakanım sana ne mutlu! Feridun: Söyle haydi! Haberci: Baba oldun! Feridun: Erkek mi? Haberci: Hem de ikizi! Feridun: İkiz mi? İkisi de erkek mi? Haberci: Evet. Koro: Hay yaşa (melodili) Baş Şaman: Bu günü kutlarım. Resitatif/Feridun: Sen ey ışık kaynağı! Dileklerin yapıcısı! Umutlarını sana bağlayanların Koruyucusu -Göklü Tanrı- ulu Tanrı Yüce Tanrı Çok cahiller seni gökte arar, yerde ister Sen insanların gönlündesin Ulusumuza daima aydın ufuklar göster. Tanrım Replikler/Feridun: Bu mutluluk, görüyorum, hepinizin gözlerini yaşarttı. (Baş Şamanın yanına gider( Kutsal Şaman, senin de gözlerin dolu. Baş Şaman: Bu gece öz soyun kaynağı doğdu. (Uzaktan boru sesleri işitilir.) Bir Asker: Hatun geliyor (sahnede heyecanlı bir hareket başlar.) Feridun: Hatun geliyor!.. Haydi kızlar varın Hatunu karşılayın! Siz de bir ateş yakın, geceyi ışıklar silsin. Koro: Selam! Selam! Selam! Selam senindir Hatun, senindir Senindir ayla güneş Bu iki tosunla sen oldun göklere eş Selam! Selam senindir, selam senindir Sana selam Hatun Hatuna selam Arya / Hatun: Yurda armağan olsun Hakanım bu çifte kurt Şayet bir gün görürse kara gün bu güzel yurt Biri arslan biri kurt olarak saldırsınlar! Yeryüzünden fenalığı kaldırsınlar Kadına annelik vatan severliktir bey Arya/Feridun: Kadın anne olunca Feleğin ömrü uzar Yerler göğe yaklaşır Nur olur yerleri sular Bugün senin ününü haykırmak istiyorum Bugün senin ününü haykırmak istiyorum Haykırmak! Koro: Ulu Hakan Feridun En güzel dileklerimiz seninle olsun! Aydın yüzlü Hatun Gönlün neş'eyle dolsun Feridun: Yedi Felek'ler gelir! Karşılayalım! Şölen hazırlansın. Hoş geldiniz, ey yedi feleğin huzurunda duran erler. Birinci Felek: Yavruna yürekten dilekler getirdik biz. Feridun: Yavrum bir değil, işte iki. Birinci Felek: İkisi de kutlu olsun hatuna. Kendi güzelliğini bu şekilde meydana getirdin ve şimdi bir âşık gözüyle seyrediyorum onları. Ne mutlu sana. Feridun: Şölene hoş geldiniz. İkinci Felek: Bizim isteklerimiz kıyamet gününe dek (…) içinde her yerde hüküm sürecek. Sungum şu: Bu yavrular öz soylu, dinç olsun, güçlü olsun. Kahramanlar çıkarsın. Dünyaya hükmeylesin. Harikalar başarsın. Üçüncü Felek: Benim sungum şu: Bu yavrular ve onların özsoyu çoğalınca, boyları en eşsiz yurdu bulsun. Yeryüzünün en güzel yurduna sahip olsun. Dördüncü Felek: Benim de bir sungum var. Bu yavrular ve onların özsoyu her ne vakit el ele verip tutuşsalar, yer yüzü ışık dolsun,sulh, bereket ondan doğsun. Beşinci Felek: Benim sungum: bu yavruların çağlar boyu sürüp gidecek soyları hiçbir zaman unutmasınlar kardeş olduklarını ve her zaman, yüz yılların gerisinde kalacak olsa yine aynı hatırlasınlar. Altıncı Felek: Benim sungum bu yavuz yavrulara gerektir: Yer durdukça soyları kötülük görmesin. Kendileri de soylarında yaşasınlar, hiç ölümü bilmesinler. Hatun: Bu sungu en güzeli duyduğum hoş sözlerin. Yavrularım dünyayla beraber yaşayacak. Baş Şaman: Ey felek, hiç ölmemek, sonsuza dek yaşamak, ne iyi. İhtiyarlık günleri olmasa!.. Yedinci Felek: onu da ben sunayım: Bu çocuklar yaşlanacaklar elbet. Ancak, ne zaman soyları, devir devir / derin derin üzerlerine çökecek. Karanlık bulutlardan sıyrılır ve yeniden can bulursa, ve onların öz yurdunda yeni bir (…) başlarsa bunlar kaybedecekler ak sakallarını, yeniden genç olacaklar. Böylece (…) soylarının yenilmez bulutunu bağlanacak. Baş Şaman: Bu sungular ulusumuzun gelecek günleri için yüreklerimizi ferahlıkla doldurdu. Sen de susma Feridun. Feridun: Bana bir şey kalmadı, size şükreder (…). Dileklerinizi mutlu, bak gözlerim dolu yaş… Ben bu iki yavrunun adını koyuyorum. Sen en nurtopu çocuk, senin adın Tur olsun, kutlu (…) olsun, eşin ay, yoldaşın kurt olsun. Sen ey sevgili çocuk, senin de adın iraç, nurun yeşilden çıksın, güneş seninle parlasın, yoldaşın arslan olsun. Ve ikiniz cesaretin, erliğin rengi al ile yiğitliğin, temizliğin, paklığın rengi olan beyaza birlikte sarılınız. (Bin an durur) Haydi şölen başlasın! (Müzik) Düet / Hatun-Ahriman H: Ne oluyor? Kimse yok mu burada? A: Hah hah hah ……………….! H: (Nefret ve korku ile) Siz! A: Evet, köleniz Ahriman, yer perisi Yer altının bekçisi Karanlıkların özü Şeytanların başbuğu H: Siz burada! Fakat benden ne istiyorsunuz? Bu geliş? A: Şaşılacak bir şey yok! İşittim ki şölen var. Yeryüzünün genç ihtiyar bütün büyük başları / erleri Buraya toplanmışlar. Hepsi de aranmışlar, çağrılmışlar. Yalnız ben, … Öyle ya kör ve topal Bir cehennem zebanisi yakışır mı bu süse? H: Susunuz! Kimse yok mu burada A: Nafile bağırmayın! Kimse sizi işitemez burda. H: Benden ne istiyorsunuz? Hasta bir anneye dokunmaz yılan bile A: Hayır, size değil, ben yavrularınıza geldim H: Vermem onları, vermem! A: Ben alamam ki zaten: Onlara kutlu yersuğlar, büyük tahtlar açtılar; Bozamam (…) bu dilekleri… Ahriman baba geri kalmaz elbet bu işte Hah hal …………. Hay Onlar ne demişlerdi? Bunlar hiç ölmeyecekler! Öyle mi? H: Öldürecek misin onları yoksa: A: Bu da elimden gelmez Yalnız bu iki genci soyları arasında Daima meçhul kalmaya mahkûm ediyorum. H: Sus A: Torunlarından sonra onları kimse tanımayacak! H: Sus mel'un, sus! A: Bu iki bebek el ele verecek Ve bu kaynaşmadan dünya ışık dolacak! Ha?!! Bu benim mülküme tecavüzdür hatun! H: Yalvarıyorum sana, bir anne kalbinin bütün acısıyla Yalvarırım sus artık A: Nifak perilerinin gelmesinden korktunuz Fakat ben onları soylarının arasına sokacağım. H: Sus artık! Dinlemez seni bir anne! Tanrı yetiş. Koro Annelik gökten bir parçadır Annelik en tatlı hülya Hatun sana müjde müjde olsun Gönlün huzur ve sükunla dolsun. HATIRA Özsoy ilk defa Atatürk ile o zamanki İran Şahı Rıza Şah Pehlevi ve diğer davetliler huzurunda 19 Haziran 1934 tarihinde Ankara halkevinde temsil olundu. İlk temsili daha iki temsil takip etti. Konu bizzat Atatürk tarafından telkin olunmuştur. Aslında üç perde olarak düşünülmüş: Birinci perde eski bir efsaneden mülhemdir: Feridun ile üç oğlu, Selim, Tur ve İraç efsanesi. Burada Selim ele alınmamış. Tur ve İraç da ikiz kardeşler olarak gösterilmiştir. İkinci ve üçüncü perdeler efsane havasından ayrılıp günümüzü, daha doğrusu Mütareke -İstiklal Savaşı ve sonrasını işletmekte idi. Ancak en sonra gene efsane sahnesine dönülüyor, fakat o da günün gereklerine uyacak bir surette ele alınıyordu. Bu iki perdenin yazılış şekli de iyi değildi. Bu eserin yazılmasını İran Şahının Türkiye'yi ziyareti münasebetiyle doğrudan doğruya Atatürk istemişti. Bu birçok bakımdan dikkate ve üzerinde durulmaya değer. Anlaşıldığına göre Atatürk iran Şahı'nın ziyaretinden azami ölçüde faydalanmak ve Türkiye ile İran arasındaki siyasi münasebetleri müspet bir yolda geliştirmek esbabını hazırlamak istiyordu. Türkiye hakkında Şah'da müspet bir kanaat uyanmasına elbette ki Türk ordusu, yeni yeni yapılmakta olan fabrikalar, okullar yardımcı olurdu. Ancak bütün bunlar, az çok farklı da olsa İran'da da vardı. Bu itibarla Şah için yeni ve şaşırtıcı şeyler olamazdı. Ayrıca Şah bütün bunlar karşısında kıskançlık duymasa bile "neutre" kalabilirdi. Halbuki, Atatürk, anladığıma göre, İran Şahı'nın gönlünü elde etmek istiyor ve bunun için İranlılar da olan bir efsaneye dayanmak istiyordu. İşte bu maksatla "Feridun efsanesi" üzerinde durmuş ve efsanedeki Tur'dan -ki efsanede Türklerin şahıdır- Türklerin ve İraç'tan -ki İran'ın hâkimidir- Türklerin ve İranlıların türediği tefsirine dayanarak konunun işlenmesini istemişti. Eserin ikinci ve üçüncü perdeleri türlü vak'alarla günümüze kadar gelir. Ahriman'ın gazabına uğrayan, fakat tanrılarca ebedi hayata mazhar kılınmış bulunan Tur ve İraç, yani Türkler ve İranlılar yüzyıllar boyunca birbirlerinden uzak kalmışlardır. Fakat sonunda her iki millet başlarına geçen Tur ve İraç sayesinde birbirlerine kavuşurlar. Eserin tekrar efsane havasını getiren son sahnesinde Feridun ve ötekiler hep sahnede hazırdır ancak Tur ve İraç yoktur. Feridun sorar: "Tur ile İraç'ı göremiyorum, nerededirler?" Buna "ozan" Halkevi'ndeki locasından İran Şahı ile birlikte temsili seyreden Atatürk'ü işaret ederek şöyle der: "İşte Tur, (İran Şahını işaret ederek) işte İraç. Her Türk bir Tur, her İranlı bir İraç'tır." Türkçeyi Azeri şivesiyle çok iyi bilen Şahın bu sözler üzerine Atatürk'e sarılıp "Kardeşim" diye ağladığını, temsilden sonra bana heyecanla anlattıklarını çok iyi hatırlarım. Atatürk, dostlukların ve yakınlıkların pekiştirilmesinde sanatın ne derece etkili olabileceğini ne kadar iyi biliyordu. Gene çok iyi hatırlarım ki, temsilden hemen sonra Atatürk'le, İran Şahı ile birlikte doğruca dışişleri bakanlığına gitmiş ve Türk-İran yakınlaşmasının temeli orada Şah ile beraber atmıştır. Bu sanatı siyasette müspet sonuçlar alacak bir araç olarak ne kadar maharetle kullandığını gösterir. Ancak Atatürk'ün gayesinin sadece bundan ibaret olmadığı da daha sonraki hareketlerinde çok iyi anlaşılıyor. Şahın Türkiye'den ayrılmasından kısa bir süre sonra beni Yalova'ya davet ederek musiki ve memleketin musiki geleceği konuları üzerinde dört buçuk saat konuşması (bu arada benim halk musikimiz hakkındaki yazımı da bana ağır ağır okutarak ve her cümle üzerinde durup düşüncelerini söyleyerek bu konuya ne kadar önem verdiğini gösterir. Ne yazık ki yakından ilgilenmeleri direktifi ile ve Milli Eğitim Bakanı yoluyla gönderdiği yazım üzerinde Türk Tarih Kurumu bugüne kadar durmamıştır) üzerinde dikkatle durulmaya değer. Yapılması gereken şeyler üzerinde kendilerinin daha önce uzun uzun durdukları söylerinden anlaşılıyordu. Ancak solist, koro, orkestra bakımından akla gelmeyecek güçlükler ile karşılaşmış olmama rağmen Özsoy'un yirmi beş - yirmi altı gün içinde yazılıp, çalışılıp ortaya çıkarılmış ve O'nu da tatmin eden, bir başarı sağlamış olması da kendilerini etkilemişti. Solistler, korolar, orkestralar yetiştirmek, bol bol yetiştirip memlekete yaymak ve musiki ve sahne yoluyla eğitime imkân sağlamak gerektiğini özellikle vurgulamıştı. Böylece Özsoy, Türk musiki ve musikili temsil alanlarında gelişmeler konusunda Atatürk'ün kesin olarak düşüncelerini açıklamasında etken olmuştur. Özsoy'un ikinci bir mazhariyeti de, "musikili sahne eseri" olarak ilk ciddi deneme olmasıdır. Elimizdeki imkânlar, daha doğrusu imkânsızlıklar, zamanın son derece sınırlı olması, ilk yazının üslubuna hakim olmuştur: Birinci perdedeki solistler üç olmak gerekir iken ancak iki solistle yetinmek zarureti (Nimet Vahid Hanım ile merhum Nurullah Taşkıran, ki hem Hakan hem Ahriman rollerini oynamıştı). Koronun nota bilmeyen talebeden meydana gelmesi, ilk… ve de solistlerin "Çok kolay" ve "kendi itiyadlarına uygun" yazılar istemeleri gibi pek çok şey çalışmamda bana etken olmuştu. Eserin kopyası (partilerin çıkarılması) dahi büyük bir mesele idi. Gece herkes uyuduktan sonra Halkevi kütüphanesinde sabaha kadar koroları hazırlar, orkestra yazısını yazar ve etrafımdaki beş kopiste, ki Cumhurbaşkanlığı Armonisi'nden gelen subay dostlar idiler, sayfa sayfa verirdim. İran Şahının Halkevi'nde misafir edilmiş olması dahi, onun orada bulunduğu zamanlarda çalışmamıza imkân vermezdi. İşte bu yazı böyle meydana geldi ve yirmibeş gün sonunda başarı ile temsil olundu. Temsillerden sonra bu yazım dolapta yıllar yılı, tam kırkaltı yıl kaldıktan sonra bu defa Atatürk'ün yüzüncü yıldönümü münasebetiyle Ankara Devlet Operasınca temsil edilmek istenince eski kâğıtlara baktığımda bir kısmının kaybolduğunu gördüm. Onları "hatırlayarak" yazdım. A. Adnan Saygun, İstanbul, 30 Eylül 1980 Not: (İlk tablodaki) dua korosu koristlere güç geldiği için o zaman söylenememişti, yerine benim Op3 ağıtlarımdan bir tanesini orkestra için düzenleyerek onu çaldık. ÖZSOY DESTANI 3 Perde 12 tablo Yazan ve sahneye koyan: Münir Hayri Besteleyen ve Orkestra şefi: Ahmed Adnan Orkestra: İstanbul Konservatuvarı Yaylı Sazlar Heyeti ve Riyaseti Cumhur Bando Heyeti Dans ve Koreografi: Selma ve Azade Selim Sırrı Sahne: Hami Dekor ve kostümler: Mahmud-Galip Koro idaresi: Muallim Halil Bedii, Mediha Adnan Koro: Ankara Kız Lisesi, Ankara Kız Orta Mektebi, ankara Beden Terbiyesi, Ankara Enstitüsü Talebesi Kondüit: Şevket Suflör: Enver Necip ROL BÖLÜMÜ Ozan Hamdi Selçuk Baş Şaman Salih B. Köse Ağa Salih B. Birinci Bey Fethi B. Züppe Fethi B. İkinci Bey Fethi B. Bir Zabit Fethi B. Kaymakam Fethi B. Felekler: Felekler Nazar II Felekler Muhsine II Felekler Yıldız II Felekler Nüzhet II Felekler Nimet II Feridun Gazi Terbiye Enstitüsü muallimlerinden Nurullah Şevket B. Ses Gazi Terbiye Enstitüsü muallimlerinden Nurullah Şevket B. Hatun (Ulu Anne)Konservatuvar muallimlerinden Nimet Vahit II Ahriman Süleyman B. Ayşım İstanbul Konservatuvarı talebelerinden Semiha II. Mehmet Gazi Terbiye Enstitüsü muallimlerinden Ö.C. Bey. Bir köylü Bedri B. Sarıklı Bedri B. Politikacı Hayati Tembel Sefih Bedbin Semiha İraç Danslar Selma ve Azade hanımların idaresinde Kız Lisesi ve Orta Mektebi talebelerinden Perran-Leyla-Vesamet-Belkis-Nedret-Enise-Melahat hanımlar. (*) Cevad Memduh Altar, Opera Tarihi, c.4. İst., 1989, s.310-311 Emre YALÇIN - 11 Aralık 2000, Pazartesi
Bunları da Beğenebilirsiniz
İlişkili Haberler