Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Cumhurbaşkanımız da Cenevre’de

BİLDİĞİNİZ gibi 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası’nın ev sahibi 28 Mayıs’ta Cenevre’de açıklanacak. Türkiye, İtalya ve Fransa’nın sunumları tamamlandıktan sonra, UEFA yetkilileri kazanan ülkenin adını söyleyecek.

Umarım “Turkey” adını duyacağımız o saniye, ülkemiz açısından hem ekonomik hem de siyasi anlamda önemli katkılar getirir bize.
Ve bu uğurda, sayın Başbakanımızın da kolları sıvadığını biliyoruz. 22 Mayıs’ta Madrid’de oynanacak olan Avrupa Şampiyonlar Ligi Finali’ni izlemeye gidecek olan Başbakanımız, 2016 için oy kullanacak UEFA yetkilileriyle de görüşecek. Fakat bir başka güzel haber daha var; bir aksilik olmazsa, sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül de 26 Mayıs tarihinde Cenevre’de bulunacak.
İstediğimizi alırız
Tarih boyunca, bir şeyi gerçekten istediğimizde hep elde etmesini bilmişizdir. Bu yüzden, Euro 2016 için oluşturulan mevcut durum beni hem umutlandırıyor hem de çok mutlu ediyor. Çünkü dediğim gibi, eğer 2016 Avrupa Şampiyonası bu coğrafyada oynanırsa, sadece futbolumuza getireceği artı değerleri bırakın, sokak aralarında teneke kutuyla futbol oynayan çocuklarımıza ve onların bir türlü yönlendirilemeyen spor aşklarına da gelecek adına büyük bir yatırım anlamına gelecek.
İstek ve çalışma
O çocuklarımız, aslında yıldız ve başarılı futbolcu olmanın, uzak galaksiler kadar ulaşılmaz olmadığını anlayacaklar. Gereken iki elementin farkına varacaklar; istek ve çalışma. Tıpkı bizim şu an 2016 Avrupa Şampiyonası’nı almak için yaptığımız gibi; istek ve çalışma... Şimdi “büyükler” ellerinden geleni yapıyorlar, sonra sıra bize ve küçüklerimize gelecek. Ben çok umutluyum yarından yana.

“Takım tutmuyorum ama...”

GEÇEN gün bir yerde otururken, servis yapan genç arkadaşımla sıcak bir sohbete daldık. Söz futbola gelip, hangi takımı desteklediğini sorduğumda çok ilginç bir cevap verdi; “Ağabey takım tutmuyorum valla ama en gıcık olduğum takım Fenerbahçe...”
İnanabiliyor musunuz? Yani Fenerbahçe’nin karşısında durmak, ona “gıcık olmak” başka bir takım tutma şekli olmuş artık. Tarihteki en gaddar insanlara bakın, hiçbiri böyle bir duruma girmemiştir. Çünkü basını her zaman yanlarına almıştır onlar. Ve sevimli görünmüşlerdir. İşte Fenerbahçe’nin “gıcıklığı” da burada yatıyor.
F.Bahçe medyası!
İki kupada giden, Türkiye’nin en iyi stadını yapıp kurumsallaşmayı Avrupa seviyesinde yaşayan, isimleri saymakla bitmeyecek dünya yıldızlarını bu topraklara getiren Fenerbahçe, birçok alanda rakiplerine tur bindirmiş durumda. Ama peki bu “gıcıklık” neden? Çok basit; “medya Fenerbahçeli” yaftasını yapıştırıp yıllardır manipülasyon yapanların yüzünden. Çünkü medya Fenerbahçeli falan değil. Medya, o genç arkadaşım gibi Fenerbahçe “gıcıklığıyla” ilerliyor.
Kulaktan kulağa “medya Fenerbahçelidir” anlayışını yayıp, minarenin kılıfını hazırlıyorlar. Çünkü başarı herkesi geriyor. Çünkü Fenerbahçe’nin oluşturduğu kurumsal kimliğe çıkmak istese, bazıları çok geride kalıp yetişemeyecek bu modernliğe.
Napolyon örneği
Ufak bir örnek her şeyi özetler aslında; Napolyon, 1789’da Mısır’a işgale gittiğinde halkın karşısına çıkıp söze şöyle başlamış; “Selamunaleyküm din kardeşlerim...”
Bu örnek üzerinden gidip, Fenerbahçe’ye karşı yapılan “imaj çalışmasını” varın siz düşünün...

 

X