Türkiye’nin doğa kahramanları

Güncelleme Tarihi:

Türkiye’nin doğa kahramanları
Oluşturulma Tarihi: Aralık 22, 2007 00:00

Doğa Derneği beş yıl önce kuruldu ve önce Türkiye’nin korunması gereken 305 doğa alanının haritasını çıkardı. 2010 sonuna kadar bu alanlardan 100’üne ulaşmayı hedefledi. 2003’te bunlardan ilki olan Şanlıurfa-Birecik’te "Sıfır Yok Oluş" kampanyasını başlattı. Şimdi 20 noktada sürdürdüğü çalışmaların amacı, buradaki doğal hazineleri koruma altına almak, bir yandan da kırsal gelişim hamlesi yaratmak.

O noktalarda yaşayan insanların projeye inanması, katılması çok önemli. Dernek, bir projeyi hayata geçirmeden önce oradaki en büyük mülki amir, belediye başkanı, tarım ve çevre müdürüyle bağlantı kuruyor. Sonra koruma altındaki alandan geçimini sağlayan yöre halkıyla diyaloğa giriyor. Böylece ülkenin çeşitli noktalarında belediye başkanından çobana kadar yerel önderler, kendi yaşadıkları yerlerdeki hazinelerin gönüllü bekçisi haline geliyor. Evlerini, işlerini, şehirlerini bırakıp ıssız bozkırlara taşınan proje sorumlusu Doğa Derneği üyeleri de cabası. İşte bu kahramanlardan bazıları.

ERAY ÇAĞLAYAN (28, Turist rehberi)

Doğa okulunda yerel korumacılar yetiştirdik

Turist rehberiydim, THY’de steward olarak çalışıyordum, istifa ettim. Bir yıl Trabzon’da yaşadım. Bu proje de 2006 yazında başladı. Doğa Okulu projesiyle, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde doğayı korumaya gönül veren insanlara ulaşmaya, bölgede doğa korumacıları yetiştirmeye çalışıyoruz. Bu okulda doğa koruma yöntemlerini öğreniyorlar. Geçen yıl altısı kadın, 16 mezun verdik. Bu yıl Gürcistan’dan sekiz kişi gelecek. Doğa Okulu, 2007’de Birleşmiş Milletler’in En İyi Gençlik Uygulamaları ödülünü aldı. Bölgede nesli tehlikede olan canlıları önceden tespit etmiştik. Örneğin Posof’ta dağ horozu için ayrılmış bir yaban hayat sahası var. Geçen ekimde Gürcülerle ortak çalıştık, dünyada nesli tükenmekte olan bıldırcın kılavuzu türünü bulduk. Doğu Karadeniz, Avrupa’dan Afrika’ya giden arı şahini, kara çaylak, küçük orman kartalı, atmaca gibi süzülen kuşların en önemli göç rotalarından biri. Kaçak avcılık çok fazla ama anlattığımızda dinliyor, ilgi gösteriyorlar. Posof Belediye Başkan Yardımcısı Erdal Taşkıran en büyük destekçimiz. Rize’deki Doğu Karadeniz Kuş Gözlem Grubu da koruma çalışmalarımızı destekliyor.

ESRA KARTAL (25, biyolog)
/images/100/0x0/55ea7147f018fbb8f88039af

Sasalı’nın çocukları kuş gözlemcisi oldu

Biyoloji okudum. Bu yıl Gediz Deltası’nın korunması için 9 aydır Sasalı’da yaşıyorum. Yöre halkı, koruma ve tanıtma çalışmasına katılıyor. Kadınlar yaşadıkları alanı çok sahipleniyorlar. Ahşap boyama, bakır, seramik, takı, bilgisayar, İngilizce, kuaförlük, keçe işlemeciliği kurslarına katılıyorlar. Bir kooperatif kuracaklar. Gediz Deltası, Türkiye’deki 13 ramsardan (koruma altındaki sulak alan) biri. Farklı zamanlarda 274 tür kuşu barındırıyor. Flamingoların, tepeli pelikanların dünyadaki en önemli popülasyonu burada ürüyor. Kuş Cenneti’ne en yakın Süzbeyli Köyü’nde, küçük kerkenez kuşları var. Kara leyleklerin de kışı geçirdikleri tek alan. Kadın ve çocuklarla iletişim halindeyiz. Ortak işin meyveleri çok lezzetli. Sasalı’daki çocukların herbiri kuş gözlemcisi. Leylekleri izliyor, flamingoları sayıyorlar. Kayıt sayısının önemini bildikleri için kuşların listesini tutuyorlar.

TURAN ÇETİN (30, dağcı)

Bozkırlar için Urfa’ya taşındım
/images/100/0x0/55ea7147f018fbb8f88039b1


Gaziantep Üniversitesi’nde bilgisayar okudum. Profesyonel dağcıyım. Urfa, dünyada çok nadir canlı türlerinin yaşadığı bir yer. Üçbuçuk yıldır Urfa’da yaşıyorum ve çok mutluyum. Çöl varanının yuvalarını biliyoruz. Kesip biçip incelemiyoruz, sadece var olmasını sağlıyoruz, köylülerle birlikte çalışıyoruz. Yörede çöl varanına, keçilerin memelerine yapışıp emdikleri için "keçi emen" (Kürtçede gümgümü) deniyor. Urfa bozkırlarına ilk gittiğimizde, köylüler birbuçuk metre uzunluğundaki çöl varanlarını öldürüp sonra da gururla anlatıyorlardı. Okullarda eğitim çalışması yaptık. Yılanları, tarla farelerini yiyen çöl varanının nasıl fayda getirdiğini anlattık. Aradan üç yıl geçti. Şimdi herşey değişti. Mesela Ahmet Demir, eskiden varanları öldürürken şimdi koruyucusu oldu. Fotoğrafını çekiyor, defterinde listesini tutuyor, nerede, hangi saatte gördüğünü yazıyor. Ona bir dürbün hediye ettik. Doğayı mayınla, tehditle, yasaklarla koruyamayız. Oradaki insan korur. Mesela Mikail Derin var; sırtlanları öldürmek zorundayım, koyunlarımı yiyor, diyordu. Köye iki koyun ağılı yaptık. Sırtlan köyün düşmanı olmaktan çıktı. Ahmet Aloğlu, avcıydı. Silahını bıraktı, kuşların koruyucusu oldu.

NURGÜL UÇAR (47, Seyrek Belediye Başkanı)

Kadınlar vefayı da ekonomiyi de daha iyi biliyor

Deltanın ucundaki İzmir Kuş Cenneti Koruma Geliştirme Birliği’nin başkanıyım. 2002’den beri Kuş Cenneti’nin yöre halkının farketmesi için çaba gösteriyoruz. Birlik kurulduktan sonra yöre halkı bu alanın farkına vardı. Biz, daha fazla farkedilmesi için resim sergisi, karikatür yarışması düzenledik. İçme suyu ihtiyacımız bile yeterli bir neden sulak alanın korunması için. Bu cennetten herkesini nasip alması, sürdürülebilir turizm için çalışıyoruz. Kuş Cenneti’nde yaşayan kuşları öldürmeyip, korumak için ciddi nedenler üretmeye gayret ediyoruz. Birkaç gün önce İzmir Turizm Fuarı’ndaki standımızda 70 kursiyerin temsilcisi üç kadın, arkadaşlarının ürününü tanıtıp sattı. Amaç, satıştan çok tanınmaktı. İki aydır 35 ev kadını bilgisayar, 35 ev kadını da İngilizce kursuna gidiyor. Kadınlar vefayı, ekonomiyi de, matematiği de erkekten daha iyi biliyor.

AHMET ALOĞLU (26, kahve sahibi)

Attığımı vururdum şimdi iyi bir insan oldum

Attığını vuran bir avcıydım. Sonra Doğa Derneği’yle ve kelaynaklarla tanıştım. 2004’te 46 taneyken bugün 105 kelaynağımız var. Nil Nehri’ne, Kızıldeniz’e gidiyorlar. Irak’tan kuluçka döneminde Birecik’e gelen göçmen kuş yedi kardeşleri ilk kez ben kayda aldım. 1999’da Birecik Barajı yapıldığı için bütün böcükler sualtında kaldı. Kimse Fırat kaplumbağasının fotoğrafını çekememişti. 2006’da her biri 30 kilo, dört Fırat kaplumbağasını çektik. Çizgili ishak kuşunun da Avrupa’da nesli tükendi. Fırat kenarındaki söğütlüklerde yaşadıklarını kayda geçirdik. Baykuşların en küçüğü, boyu 20 santim boyunda. Geçim kaynağımız oldu. Yılda çoğu yabancı 20 bin turist çizgili ishak kuşunu görmek için geliyor, beni buluyorlar rehberlik yapmak için. Şimdi iyi bir insan oldum.

MİKAİL DERİN (24, Urfalı çoban)

Sırtlanları benden sonra çocuklarım koruyacak

Sırtlanları gözlemliyorum. Yedi yıl önce bu göreve gönüllü talip oldum. Eskiden de sırtlanları kendi kendime koruyordum. Kimseye söylemiyordum burada yaşadıklarını. Sırtlanların barınaklarıyla evimin arası 350 metre. Kimseye zararları yok, leşle besleniyorlar, karpuz kavun da yiyorlar. Yedi yıl önce daha çoklardı. Köylüler vurdu, üç tane kalmışlardı. Son iki yılda altıya çıktılar. Beni tanıyorlar. Gece evimin yanına yaklaşıyorlar. 13 koyunumu yediler ama ses çıkarmadım, olsun bir şey olmaz, dedim. Köyden benimle dalga geçenler de oluyor, iyi yapıyorsun diyen de. Sırtlanlarımız belgesellerdeki gibi vahşi, çirkin değil. Bizimkiler çok tatlı. Sırtları benekli, kulakları U şeklinde. Hepsini aftar (Kürtçe sırtlan) diye çağırıyorum. İki çocuğum var, onlar da büyüyünce aftarları koruyacaklar.
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!