Cumartesi
Tesettürlülerin yüzde 20’si acilen başını açsın ki İSLAM’A LAF GELMESİN

Şermin TERZİ sterzi@hurriyet.com.tr

Tesettürlülerin yüzde 20’si acilen başını açsın ki İSLAM’A LAF GELMESİNBundan beş yıl önce “Muhafazakâr Çapkınlar” kitabını yazdığında çok ses getirmişti Sevda Türküsev (41). O zamanlar Kombassan Holding’de üst düzey yöneticilik yapıyordu ve muhafazakâr camiadaki erkekleri yakından tanıyordu. Türküsev şimdi de, ünlü hukuk profesörü Hüseyin Hatemi’nin tavsiyesiyle muhafazakâr çapkın kadınları kaleme aldı.

Akis Yayınları’ndan “Başındaki Örtüyü Kirletme” ismiyle çıkan kitapta, gündüz pardösü ve başörtüsüyle işe gidip, gece yırtık kotlarıyla Taksim’de dolaşan kadınlar, evli oldukları halde başka adamdan çocuk doğuran tesettürlüler, saçının telini bir erkeğe göstermeyip ama erkek kuaföre saçlarını okşatan kadınların hikayeleri anlatılıyor. Sevda Türküsev, muhafazakâr kesim tarafından cadı kazanına atılmaktan korkmuyor: “Muhafazakâr Çapkınlar’ı yazdığımda beni çok eleştirdiler. Ama haklı olduğum, en basitinden Hüseyin Üzmez olayında ortaya çıktı. Kimse merak etmesin, Türkiye’ye ‘şeriat’ falan gelmez. Çünkü bu kadar rahatlıktan sonra başta muhafazakârlar bunu istemez.”

? Muhafazakâr Çapkınlar’dan sonra muhafazakâr çapkın kadınlar. Nedir sizdeki bu arı kovanına çomak sokma hevesi?
-Arı kovanına çomak sokmuyorum ki, kovandaki arılar kendi kendilerini sokuyor. Özürlü tesettürlü diye tanımladığım bu kadınları yazmaktaki amacım, gerçek anlamda tesettürlüleri korumaktır. Başörtüsü İslam’ı temsil eden bir simge. Başını kapatıp, düşük belli pantolon ve göbek açıkta tişört giymeyi absürd buluyorum. Ya açılsınlar, ya kapansınlar. Bana göre zaten başı örtülü kadınların yüzde 20’si acilen başını açmalıdır. Açsınlar ki, İslam’a laf gelmesin.
? Peki sizce böyle giyinmek neyin tezahürü? Niye başlarını kapatıp daracık pantolon giyiyorlar?
- İmkânlar genişledikçe, insanlar da genişledi. Başını örten insanların bir kısmı da kendilerine göre bir inanış şekli geliştirdi. Başımı kaparım ama istediğim gibi de giyinirim diyorlar. Türban takıp evlilikten önce her haltı yiyerek sonra ben bakireyim deyip tadilata giren kadın oranı belki yüzde 1’dir. Ama hem tesettür özürlü, hem ahlak özürlüler yüzünden, bunun yankısı yüzde 1500 oluyor. Bir kadın sokakta sevgilisiyle öpüşürse en fazla ahlaksız derler. Ama tesettürlü biri o şekilde görülürse, “Allah kahretsin, bunların hepsi böyle işte, ne çıkarsa hacılardan hocalardan çıkıyor” denir. Bu azınlığın yaptığı şeyler büyütülüyor ve bütün tesettürlülere mal ediliyor.
? O şekilde kapanmak da bir kişisel özgürlük değil midir? Siz niye rahatsız oluyorsunuz?
-Hem İslam’ı temsil edeceksin, hem tesettürü sadece başında taşıyacaksın, yok öyle şey! O zaman ben tesettürlüyüm demeyecekler, başörtüyü sadece aksesuvar olarak takacaklar. Ben bu kitapta kimseye ahlak dersi vermiyorum ama biraz irkilmelerini istiyorum.
? Sizin gibi değil de, tesettürlü biri bunları söyleseydi, daha fazla mı irkilirlerdi acaba?
-Muhafazakâr biriyim ama canım kapanmak istemediği için kapanmıyorum. Dinin gereklerini yapmayabiliriz ama aslolan şeyleri korumak da bizim asli görevimizdir. Benim söylemek istediğim şey çok basit: Bir asker, üniformasıyla nasıl bir bara gidip dağıtamazsa, dini temsil eden bir simgeyle de kimse kafasına göre takılamaz.
? “Ne varsa kapalılarda var” lafının altındaki imanın sebebi ne?
-Erkekler kapalı kadınları hiçbir şey görmemiş, fantezileri olmayan kadınlar olarak kalıplaştırmış. Ama kapalı kadınların da fantezileri var, bir erkek o kapalıyla öyle bir şey yaşadığında ona daha büyük bir haz veriyor ve büyüterek anlatıyor. Bir de erkekler bire bin katıp anlattıkları için bu laflar alıp başını gidiyor.
? Hüseyin Üzmez olayında bile savunmaya geçen bir camia, sizi bu yazdıklarınızdan dolayı cadı kazanına atmaz mı? Korkmuyor musunuz?
-Muhafazakar çapkınları yazdığımda, ben bir cadı kazanına attılar zaten. Ama haklı olduğum, en basitinden Hüseyin Üzmez olayında ortaya çıktı. Şimdi de üç beş tane kendini bilmez özürlü tesettürlünün, dinini gerçek manada yaşayan kadınları kirletmeye hakkı yok.
? Muhafazakâr kesimde sizin tabirinizle özürlü tesettürlülerin eleştirisi yapılıyor mu?
-Bir kere bu insanlar, gerçek tesettürlüler tarafından kabul görmüyor. Ama kimse de kalkıp birbirini eleştirmiyor. Çünkü başörtüsü takması zaten yeterli görülüyor. Olayın koptuğu yer zaten burası: Kendi aralarında tartışıyorlar ama kimse bu kişilerin yüzüne bunu söylemiyor.
? Peki siz böyle insanları gördüğünüzde, yüzüne karşı eleştirip onları anlamaya çalıştınız mı?
-Tabii eleştirdim ama aldığım karşılık hep, “Sen yap da bizim kadar yap” oldu.
? Erkekler, “Benim eşim nasılsa tesettürlü, bir ahlaksızlık yapmaz” diye rahat uyurken, bu kitapta anlatılanlardan sonra uykuları mı kaçsın?
-Uykuları kaçmasın ama külahı önlerine alıp düşünsünler.

Saçının telini göstermeyen kadın, kuaförde adama saçını okşatıyor

Kuaföre gidiyorum, dışarıda saçının telini göstermeyen kadın, kuaförle her türlü muhabbete giriyor. Saçlar okşatılıyor. O erkek mahrem değil sanki. Kuaför bir sağlık olayı olsa anlarım ama bu bir lüks ve kadın kuaföründe de giderebilirsin.

Hüseyin Hatemi: Giyinmiş ama aslında çıplak kadınlar başörtülü olduğu için eleştirilmiyor

Muhafazakâr Çapkınlar kitabını okuduğumda, Sevda Hanım’a bir de muhafazakâr çapkıneleri yazmalıydınız dedim. O da önsözünü yazmaya söz verirseniz, yazarım dedi. Muhafazakâr kesimde, bu tür kadınlarla ilgili çok fazla eleştiri yapılmıyor. Başını örttükten sonra çok fazla eleştirmek istemiyorlar. Peygamberimiz böyle kadınlar için, “giyinmiş ama çıplak kadınlar” tabirini kullanır. Başını örtmeyen ama daha ahlaka uygun giyinen hanımlar var ama bunu da kabul etmek istemiyorlar. O yüzden de bu kitabın yazılması hoşuma gitti.
Erkek için sakal, kadın için başörtüsü ahlaklılığın kesin varsayımı değildir. Bu kitapta göreceğiniz tanıklıkların birçok benzerine ben de tanık oldum. Bana gelerek bursa ihtiyacı olduğunu söyleyen bir başörtülü öğrencimi, bana daha önce iyi ahlaklı öğrencilere burs verebileceğini söyleyen dini bütün görünümlü bir zevata göndermiştim. Daha sonra öğrencim bana geldi ve şu öğüdü verdi: “Bir daha bu kimselere öğrenci göndermeyin! Okuyup da ne yapacaksınız, diyerek nikahlı eşinden ayrı ‘imam nikahlı eş’ teklifi ediyorlar.”
Zeka ve dürüstlük nimetlerine birlikte sahip olanların, toplumu uyarma görevleri vardır. Sevda Hanım, bu kitabıyla görevini ve ödevini tamamlamış oldu.

ÇAPKINELER KİTABINDAN ALINTILAR

? Beşinci çocuk kimden?
Ünlü ve muhafazakâr bir işadamının kızının beş çocuğu vardı. Gayet mutlu bir evlilik gibi gözüküyordu. Fakat ne olduysa damat, kadına birden boşanma davası açtı. Dört çocuğu istiyordu ama sonuncu kızı istemiyordu. Sonra ortaya çıktı ki, türbanlı eş çalıştığı şirkette kendinden beş yaş küçük bir muhasebeciyle ilişkiye girmiş ve çocuk ondanmış. Şu sıralar bu kadın hiç utanmadan bu genç sevgiliyle ortalıkta dolanıyor. Babası en son gördüğümde elinde bastonla yıkılacak gibi duruyordu.
? Çay demledi, tesettür gitti
Beş yıl önce bir arkadaşım trafik kazası geçirdi. Adam göğsünden yaralanmıştı ve sarılıydı. Bir erkek arkadaşımla birlikte ziyaretine gittiğimde odaya tesettürlü kıyafetiyle bir hanım girdi. Sanki hastanede değilmiş gibi kikir kikir adamla oynaşmaya başladı. Epey bekledik ama kadın bir türlü gitmedi. Biz kalkıyoruz deyince, kadın “Ben de evden çay demleyip getireyim o zaman” diyerek biz daha çıkmadan gitti. Bizim hastaneden ayrıldığımızı sanıyordu ama kalmıştık. Yarım saat sonra geldiğinde o tesettürlü kadın, eşofmanlarını giymiş, saçını da arkadan bağlamış odaya girdi. Odada bizi görünce bozulup, “Siz daha gitmediniz mi” diye sordu.
? Gündüz türban, gece üryan
15 yıllık dostumun eşinden dinledim. Taksim’de yırtık kotlu, çok seksi bir kadını arabasına almış. Bir çay içtikten sonra kızın evine gitmişler. Arkadaşım kızı parayla çalışan biri sanmış. Sabah olup gözünü açtığında, gördüğü manzara karşısında nutku tutulmuş, çünkü kız sabah namazı kılıyormuş. Balıkesirli tutucu bir ailenin kızıymış. İşe giderken tesettürüyle gidiyor ama akşamları canının istediği yerlere canının istediği şekilde giyinip gidiyormuş. Sonra bu kız, çalıştığı devlet dairesinden kovulmuş ama sebebini arkadaşıma anlatmamış.




25 Nisan 2009