"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

‘Cumartesi Yalnızlığı’nın ateşi

ŞAİR Celâl Sılay, “Cumartesi günü evde oturamam” derdi.<br><br>Gerçekten de, cumartesi akşamüstü eski Park Otel’in terasında oturur, oradan Tarabya’da bir lokantaya giderdi.

Benim için cumartesi hünsa bir gündür. Çalışmakla avarelik arasındaki sınır çizgisi.

Selim İleri’nin ilk kitabı Cumartesi Yalnızlığı, hâlâ benim başucu kitaplarımdan biridir.

Aramızdan ayrılan sevgili Güner Sumer’in oyununun adı da Yarın Cumartesi’ydi.

Bir haftanın ardından cumartesi niçin beklenir? Dinlenmek için mi, eğlenmek için mi? Belli günlere, kutlamalara adanan emeklere acırım. Gerçekten de hafta sonu tatiline mi saklanmalı her şey?

Hafta sonu histerisini hiçbir zaman anlayamadım.

Alan Sillitoe’nun romanını ne çok severim. Yalnız cumartesiyi vurgulamadığı için.

Nedir adı? Cumartesi Gecesi ve Pazar Sabahı.

Pazar sabahı beni daha çok ilgilendirir. Nedamet denilen bir duyguyu yaşarlar mı?

Bağdatlı Ruhi’nin dediği gibi “Nuş ahiri niş olmasa,” (İçkinin sonunda ağızda acı tat kalmasa) ne güzel olurdu.

Geceleri yaşarken hep sabahı düşünürüm. Acaba kendi kendimi denetleme mekanizmamın bilinçaltı oyunu mu bu? Ya da hem geceyi, hem sabahı yaşamak istediğimden.

Eski kuşak, sanırım Cumartesi Gecesi Ateşi’ni unutmamıştır. O filmi seyredenlerin belleğinde filmden kareler mutlaka vardır.

* * *

CUMARTESİLERİ her günümün tekrarı mıdır? Ağır bir sıkıntıyı hesaba katmazsak.

Bir hafta boyunca aldığım notları gözden geçiririm, eksik kitapları edinirim, yeni CD’lerimin ardına düşerim.

“Sanki başka günler farklı mı yaşıyorsun?” diyenler çıkabilir. Dış görünüşe göre karar vermek kolaylığından hep kaçındım.

Yaz cumartesilerinin kitapçıda, müzik mağazasında keyfini sürmek bir başkadır. Su kenarına gidenlerden boşalan kentlerde, kendinizi karaya vuran bir balık gibi hissetmek. Hem dirençle, hem hüzünle...

Çok satanlarla meşgul olduğunuz bir haftanın ardından köşe bucakta kalmış, az satan kitaplarla baş başa kalmak, gerçek bir kitapseverin gizil dünyasıdır. Dün bu satırları yazarken bir şiirle renklendirdim cumartesimi.

Wolfgang Borchert’ten Behçet Necatigil’in çevirdiği Deniz Kabukları’nı; “Meraklısı İçin Her Güne Bir Şiir”(*) kitabının 18 Temmuz tarihinde yer alan şiirini okudum.

DENİZ KABUKLARI

Deniz kabukları, renkli, parlak;

çocukların bulduğu.

Deniz kabukları, ince, yuvarlak;

içlerinde rüzgârın uğultusu.

Türkü söyler yüce deniz içlerinde

görülür müzelerde ışıldadıkları;

sonra eski liman meyhanelerinde,

sonra çocuk odaları..

 

Deniz kabukları, ince, yuvarlak;

dinle! rüzgârın türküsü duyduğun!

Deniz kabukları renkli, parlak;

bir zamanlar çocuklukta bulduğun!

 

*** Meraklısı İçin Her Güne Bir Şiir, Derleyen: Erdal Doğan, Alfa Yayınları

 

X