Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Cumartesi Patronaj

Ege CANSEN

Bu kelimeyi hepiniz duymuşsunuzdur. Anlamı, patronluk yapmak. Ama bu yazıda onu bir miktar farklı anlamda kullanacağım. Bu anlamda kullanılışını, ilk defa sosyoloji profesörü Dr.Mübeccel Kıray'dan dinlemiştim.

Amerika'da ‘‘patron’’ kelimesi, ticaret hayatında ‘‘müşteri’’ hatta ‘‘devamlı müşteri’’ anlamında kullanılır. Büyük mağazaların otoparklarının girişinde ‘‘for patrons only’’ yazar. Manası, bu park yeri, mağazamızdan alışveriş eden devamlı müşterilere ayrılmıştır demektir. Pek tabii, ilk defa o mağazaya gelen bir kişi de arabasını oraya bırakır. Kimse de bir şey demez. Patron kelimesinin asıl anlamı ‘‘hami’’, ‘‘veli’’ veya ‘‘efendi’’dir. Türk ticaret edebiyatında ‘‘müşteri velinimetimdir’’ özdeyişinin önemli bir yeri vardır. Demek ki, gerek Amerika'da, gerek Türkiye'de ‘‘müşteri’’, yani ‘‘para ödeyen’’ patrondur. Diğer bir deyişle ‘‘hami’’dir, ‘‘veli’’dir, ‘‘efendi’’dir.

Türk halkı ile onları temsil eden siyasetçiler arasındaki ‘‘mukavele’’ de bir ‘‘patronaj’’ anlaşmasıdır. Kısaca, seçmen için siyasetçi ‘‘patron’’dur. Yani, onun hamisidir, velisidir. Seçmenler oy verirken, kendilerini himaye edecek kişiyi seçtiklerine inanırlar. Seçilenler de kendilerini, seçmenlerin hamisi olarak görür. Bu aynı zamanda bir sorumluluktur. Seçilen için, kendisini seçenleri himaye etmek, ahlaki bir mecburiyettir.

Peki seçilenler, seçmenlerini nasıl himaye edecektir? Yani onlara nasıl ve nereden para ‘‘transfer’’ edecektir? Pek tabii ‘‘genel bütçe’’den. Bu sebeple, Ankara'ya giden ‘‘seçilmişlerin’’ öncelikli ve ivedilikli yükümlülüğü, kendisini seçenlere karşı olan vecibesini yerine getirmektir. Tayin çıkarmak, işe aldırmak, tahsis çıkarmak, bütçeden para ayırtmak ve sair ‘‘rant’’ getirici düzenlemelerin yasallaşmasına çalışmak siyasetçinin ana kaygısıdır.

Halbuki, demokrasi bunun tam tersidir. Demokrasi, ‘‘seçmen’’in patron olduğu rejimin adıdır. Çünkü parayı veren, yani vergileri ödeyen halktır. Seçilenlerin görevi, halkın ödediği vergilerin, yerine sarf edilip edilmediğine göz kulak olmaktır. Bütçe onaylamak ve bütçe denetlemektir. (Ne matrak değil mi?)

Şimdi Türkiye'nin siyasi kanaviçesini bu bağlamda bir daha çözümleyin. Güneydoğu'da ortaya çıkan ‘‘siyasi’’ başkaldırıya çözüm diye teklif edilen ‘‘iktisadi’’ önerilere bakın. Devlet Güneydoğu'yu kalkındırmalıdır. İsyan bastırmaya verdiği parayı, oranın halkına dağıtılmak üzere tahsis etmelidir. İsterseniz, Kuzey Kıbrıs'ın siyasi sorunu için geliştirilen ‘‘iktisadi’’ çözümlere bir göz atın. Öneri tektir. Türkiye Kıbrıs'ı beslemelidir.

Tartışmalar işin esasında değil, verilecek ‘‘himaye ve itaat’’ akçesinin miktarındadır.

SON SÖZ: Patron tükendi, patronaj paydos.













X