"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Çukurova’ya bir ihanet daha...

ÇAPKINLAR üzgün, yatacak yer bulamıyor... Kuşcenneti kan ağlıyor... Balıklar telef olmakta... Binlerce yıldır Çukurova’yı besleyen Ceyhan Nehri’ni kuruttular.

Nehrin yatağı, Suriyeli konukların b.kları ile doldu. İçinde canlı varlık yaşamıyor artık. DSİ Cevdetiye’de su bendinin kapaklarını kapattı. Nehrin suyu İskenderun Demir Çelik Fabrikası’nı soğutmak için kullanılacakmış. Bunun için ovanın ekolojik dengesini feda ettiler. Ceyhan Nehri’nde yaşayan, boyları 1 metreyi aşan yayın balıkları, tatlı su kefalleri ve yılanbalıkları yok oldular. Nehrin yatağı, pırıl pırıl parlayan milyonlarca balık ölüsüyle şavkıdı durdu günlerce.
Ve on binlerce yıllık Ceyhan Nehri’nin yatağını kuruttular.
Bu memleketin Çevre ve Şehircilik Bakanı (Erdoğan Bayraktar) yok mu? Bu şehrin valisi (Celalettin Cerrah) yok mu? Hangi duvara vuracağız başımızı. Nehir yatağındaki ölmüş balıklar, Suriye kampının çocuklarınca toplandı durdu. Hepsi kamplara taşındı. Ateşler yakıldı. Günlerce balık kokusundan geçilmez oldu.
Ceyhan Nehri Havzası kan ağlıyor. Çukurova’yı besleyen Ceyhan Nehri’nden eser kalmadı. Yaşar  Kemal’in İnce Memed’inin yaşadığı yerlerde kuşlar da ötmüyor artık. Kırmıtlı Kuş Cenneti’nde 200’e yakın kuş türünün çoğu gitti. Kalanlar yok olan yuvalarını aramaktan şaşkın. Havada dönüp duruyor. Kırmıtlı Kuş Cenneti, ‘Kuş Cehennemi’ne döndü. Nehrin yatağında in cin top oynuyor. Dünyada ilk defa üç türünün bir arada yaşadığı yalıçapkınlarından geride kalan üç-beşi ürkek. Ünü büyük Osmaniye Valisi görmez mi bütün bunları? Ankara’ya bildirmez mi? Haydi valiyi geçtik, bu toprakların milletvekilleri yok mu? Nerede o, üfürünce mangalda kül bırakmayan politikacılar. Çukurova yanıyor. Bir tas su vereniniz yok. Bari çıkıp iki laf edin Meclis’te.
Onca balıkçıl sürülerinin, balabanların imi timi yok oldu. Bu çığlık Kastabala Vadisi’nin son çığlığıdır. Yetkilere sesleniyoruz: ”Allah rızası için bir yudum su bırakın Ceyhan yatağına. Toprak ağlıyor. Nerede, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Osmaniye Valiliği, Osmaniye Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü, Osmaniye İl Tarım Müdürlüğü? Nerede, her fırsatta suyun sahibi olduğunu söyleyen DSİ 6. Bölge Müdürlüğü? Pirimiz, üstadımız, memleketlimiz Dadaloğlu’nun dediği gibi;
Hani benim ile lokma yiyenler,/Canı başı dost yoluna koyanlar,/Sen ölme de ben öleyim diyenler/Sırtı boz yamçılı beyler n’icoldu?
Haydi beyler, haydi sorumlu yöneticiler sizleri ivedilikle, Ceyhan suyunun kontrollü şekilde yatağına bırakılması için göreve davet ediyoruz. Unutmayın bu topraklar hepimizin. Vebali de hepimizin boynuna.
(Bu metni; yapımcı, yönetmen, yazar ve Kastabala Çevre Platformu üyesi Arif Keskiner ile Kırmıtlı eski Belediye ve Cevdetiye Sulama Birliği Başkanı Ali Murtaza Doğan hazırladı ve bölgeye dağıtıyor.)

GÜNÜN SÖZÜ

“Umutsuzluk insanın kendine karşı hazırlayabileceği suikastların en korkuncudur. Umutsuzluk manevi bir intihardır.”
J. Paul SARTRE

Biliyor musunuz

- DİSK Genel Başkanı Erol Ekici’nin ‘Sendikalı ol, güçlü ol’ başlıklı bir örgütlenme atılımına başlayacaklarını açıkladığını...
- ANTALYA’nın ilk yerel televizyonu VTV’nin, 20 yıllık yayıncılık deneyimini uyduda ve D-Smart 230. kanalda sürdürdüğünü; VTV’de ana haber bültenini Gülgün Feyman’ın (18.00); ‘Gün Ortası’ haberlerini Murat Er’in sunmaya başladığını; TRT’nin ünlü ‘Bu Toprağın Sesi’ programını eski yapımcı ve sunucu Umut Özdil’in ‘Tarımın Sesi’ ve ‘Tarla’dan Sofraya’ programlarıyla tarım sektörünün sorunlarını ekrana taşıdığını...
- CHP milletvekilleri Ensar Öğüt, Sezgin Tanrıkulu ve Selahattin Karaahmetoğlu’nun, saman ithal eder hale gelen Türk hayvancılık sektörünün sorunlarının tespiti ve çözülmesine yönelik Meclis araştırması açılmasını istediklerini...
- ÖZELKALEM dergisinin 5. Yerel Yönetim ödülleri 2012 için başvuru süresi 15 Şubat 2013 Cuma gününe uzatıldığını, başvuruların www.ozelkalem.com.tr adresinden yapılabileceğini...
- CHP PM Üyesi Ercan Karakaş’ın, 36 yıl önce kurulan Sosyal Demokrat Halk Dernekleri Federasyonu’nun (HDF) yarın Frankfurt’daki Genel Kurulu’na katılıp iki etkinlikte ‘Türkiye nereye gidiyor?’ ve ‘Türkiye’deki Son Gelişmeler ve CHP’nin Yurtdışı Örgütlenmesi’ konularında birer konuşma yapacağını...

Nasıl İmralı süreci oldu

16 Şubat 1999’da gazete başlıklarını hatırlayalım: “Müthiş operasyon; Kenya’da yakalandı”, “Özel tim operasyonu”... Başbakan Ecevit şöyle diyordu: “... bölücü terör örgütünün başı Türkiye’dedir. Dünyanın neresinde olursa olsun devletimizin onu ele geçireceğini söylemiştik. Bu devlet sözü yerine getirildi, şehit analarına verilen söz yerine getirildi. Bütün dünyadan dışlanan Abdullah Öcalan sonunda kendisini Türkiye’nin kucağında buldu. Yaptıklarının ve yaptırdıklarının hesabını artık Türk adaletine verecektir. Bölücü terörle Türkiye’de bir yere varılamayacağını, devletimizle baş edilemeyeceğini artık herkes anlamalıdır.”
O gün büyük olan devlet demek ki bugün küçüldü! Bebek katili yepyeni bir adla ‘İmralı’ oldu/ruldu. Hangi makinede hangi deterjanla yıkanıp ak-landırıldı ki, muhatap alındı? Gerçekten siz 1999’dakilerden misiniz, 2013’tekilerden mi?       Yılmaz ERGÜL

Lazlar aşağılanıyor mu?

BAŞLIĞIN yanıtını daha iyi verebilmek için soruyu; "Aşağılanan lazlar mı karadenizliler mi? Özellikle Rize ve Trabzonlular mı?" şeklinde sormamız gerekir.
Önce yazıyı yazma nedinimi açıklayayım:
İsmail Güney Yılmaz’ın şöyle bir haberini okudum;
"Laz halkı aşağılanıyor ve saldırılara uğruyor. Bu halk, içinden çıkardığı aydınların onca çabasına karşın, kendini tanımlayamadı ve hep başkalarıyla karıştırıldı..Daha trajikomik ve patalojik yanı, yaşadığı bölgedeki belediyelerin Lazları ve Lazcayı tanımlamadi, bu konuda kabül edilemez tarihsel hataları var.
Örneğin, CHP’den, AKP’ye geçen Pazar Belediyesinin; Laz olmayan, Türkçeyi de hiç iyi kullanamayan bir öğretmenin, Pazar tarihi ile ilgili yazdırdığı kitap. Kitaba göre, Lazlar bölgede işgalcıymış. 1054 yılında İslamiyeti kabül etmişler. Halbuki Türkler İslamiyeti 8. Yüsyılda kabul etmeye başlamış. Lazlar ise, kitleler halinde 1461’den sonra, yani Yavuz Sultan Selim’in Trabzon’u fethinden sonra başlamış.
Ardeşen Belediyesi ise; Şemsettin Sami’nin ‘Kamus-i Türkî’ yapıtını esas alımış. Kitaba göre; bölgenin tümüy Türk. Ki doğru değil, Şemsettin Sami yapıtında Lazların Kafkas milleti olduğundan, ayrı bir dile sahip olduklarından söz eder. Ardeşen adı, Yavuz’a aramağan ‘Ardı şen’ sözcüğünden türediği savlanıyor. Üsküpe ‘Üst küp’, Konya’ya, Kon ya derviş’ türetilişi gibi(aklıma geldi, Atatürk ‘şeker yok, denince Bal kat demiş ve Balgat’ın adı buradan gelmiş gibi).
Fındıklı Belediyesi’nin tarih bölümünde Lazlarla ilgili hiçbir şey yok.
Yörede Lazlığıyla en çok gururlanan Arhavililerin belediyesinin sitesindeyse Lazların eski ismi olan Kol(k)hi’den (Colchis) söz edilmiş. Bu halkı da Türk kökenli Hurilere bağlamış…
Hemşinli ve Lazların birbirine yakın bir nüfusa sahip olduğu Hopa’nın belediyesinin sitesindeyse yöre halkı ve tarihiyle ilgili tek bir bilgi yok.
Yine Hopa gibi Laz ve Hemşinli halkların yakın nüfuslara sahip olduğu Çamlıhemşin Belediyesi’nin sitesinin "Kent Profili" başlıklı bölümünde, yöre halkı "Müsliman-ı kadim"miş, yani 1461’den önce de Müslüman(söylencelere göre bu tarihe dek Lazlar Ortodoksmuş)
Bilindiği gibi, Hemşinliler de Lazlarla aynı süreçte İslamlaşmaya başladı. Önemli bii grup geç dönemlere kadar Hıristiyanlıkta direndi ve bu Hıristiyan Hemşinliler Trabzon’a, Giresun’a, Ordu’ya, Samsun’a, daha sonra da Rusya’ya kaçmak zorunda kaldılar.
Yine sitenin "Demografik Yapı" başlıklı bölümünde de ilçenin "7–10 köyünde az çok Lazca denen bölgesel bir lehçenin" konuşuluyormuş. Dil de değil yani!.."
Haberdeki bu ifadeler beni yazmaya yöneltti. Dahası tetikledi.
Evet, son on yıldır, insanlar etnik kimlikleriyle dolaşmaya başladı. Dahası dillerini yaşatmak, kültürlerini korumak adına canlandırma etkinliklerinde bulunmaya başladı. Tüm bunları özgür ve demokratik düşünce yapılanmasına bağlayabiliriz. Fakat, dikkat ederseniz, gizemli ve de ustaca‘İslam Türk Sentez’ doğrultusunda. ‘eskisinden daha yoğun’ bir Türkleştirme ve İslamlaştırma politikası uygulanmaktadır.
İşletilen özgür düşünce süreci/özgür demokratik süreç, tıpkı kendi düşüncelerinin önünün açmak adına ‘demokrasi benim için amaçlarımın aracıdır’ yaklaşımında "özgür demokratik süreç" ‘araç’ olarak kullanıldığını söyleyebilirim.
Buna Kürtleştirme politikaları da katılmaya başlandı.
Ben AKP ve BDP arasındaki kavgayı, tıpkı İsrail ve AKP arasındaki kavga gibi danışıklı dövüş olduğunu düşünmeye başladım.
Bakın, Kürt milliyetçileri neler diyor:
AKP Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten CHP’lilere;
"Sizler bizleri 1925’lerde, 37’lerde, 50’lerde terk ettiniz. O günden beri Diyarbakır’a giremezsiniz, girmeniz için abdest almanız lazım".
Çocuğu bunalım nedeniyle intihar ettiği söylenen ; üzüldüğümüz, hatta bir babanın o dayanılmaz durumuna ağladığımız BDP milletvekili Sırrı Sakık, hiç utanmadan ahlaksızca ‘Hitleri aşan üslupla’ şunları söyleyebiliyor.
"Bu ülkeyi kendisine sonradan vatan edenler, Kafkaslar’dan, Boşnaklardan gelenler, siz bu ülkenin sahipleri değilsiniz, haddinizi bileceksiniz. Bu coğrafyada mücadele edenler buranın sahipleridir"
Kürt aydınına saygım sonsuzdur. Evrensel düşünen insan haklarında yana, kardeşlikten ve uzlaşıdan yana Kürt solcusunun ve sağcısının, hatta dincisinin başımın üstünde yeri var. Yıllarca kendi kimliğine saldırıdan yakınan Sırrı Sakık ve gibilerine de saygım vardı, Bir Laz olarak, anneannesi Zaza olan biri olarak, kafatasçı ırkçılara taş çıkartan bu faşist duruşu beni inanın şoke etti. Ve bu kimlik, şimdi başka kimliklere saldırıyor. Hitler’e rahmet okutan Sırrı hızını alamıyor, ırkçı ve faşist saldırısını sürdürüyor: "Irkçılık yapan, Cumhuriyet’i birlikte kuran, ilk Kürdistan milletvekili diyen, sizin Mustafa Kemal’iniz, sizin İsmet Paşa’nız".
Sormak gerekir; " Mustafa Kemal, Kürdü, Lazı, Gürcüsü, Çerkezi, Türkü v.d ile Anadolu insanının dayanışmasını sağlamasaydı ve bu dayanışma emperyallere tokat atmasaydı-ki dünyada tek ülkedir-, sen bugün acaba bu konuşmaları yapabilir miydin?
Belli ki, iki uluslu bir topluma gidiş var. Türk ve Kürt.
Hamidiye alaylarından alışıksınız, Ermenileri kesmeye; Lazları, Gürcüleri, Çerkezleri, Boşnakları, Romanları, Suryanileri, Yahudileri, Rumları, Abazhaları, Hemşinlileri de kesin veya Anadolu’dan atın .
Siz Kürt aydınları, lütfen kafatasçı Kürt Milliyetçileri aranızdan temizleyin. Gün gelecek bunlar sizi de temizleyecek.
Dendiği gibi; "Laz halkı, günlük hayattaki kahve sohbetlerinden, geleneksel Türk tiyatrosuna, oradan da televizyon dizileri ve sinema filmlerine dek mütemadiyen aşağılanan ve saldırılara maruz kalan bir millet." Midir?
Hayir, yanılıyor. Evet, bir grup aşağılanıyor. Buna şiddetle karşıyım. Fakat aşağılanan bu grup Lazlar değil.
Bunu açmak isterim:
Aşağılamayı ilk kez değil ama abartılı bir şekilde, ‘Bir Demet Tiyatro’ adlı TV dizisindeki ‘Laz Bakkal Tiplemesi’ ile Yılmaz Erdoğan denen şahıs yaptı.
Rize-Çayelili bir sanatçı olan Aydın Tolan (1937-1997) üstlenmişti o rolu. Üstlendiği bu rol ile; Laz Bakkal olarak, bir şaka gibi ve de raslantılarla yaşayan, karikatürden çıkmış, zerre kadar kafası çalışmayan, algısız, aptal ve salak bir Laz kimliği takmıştı kendisine. Defalarca uyarılması gibi bir şey olmadı, aksine hiç uyarılmadı ve yöre insanları aşağılanışlarını gülerek yıllarca izlediler.
Kullandığı aksan Laz aksanı değil, Rizeli bir grubun aksanı idi.
Yıllardır temcit pilavı gibi tekrar ederim. Yine edeceğim:
Birincisi; Trabzon’da bir grup, ‘Geldim’ yerine, ‘Keldüm’ der, Rizeli bir grup da, ‘Celdüm’ der, fakat Lazlar, Gürcüler, Hemşinliler ve Artvin Türkleri, asla ‘Keldüm ve Celdüm’ demezler. Onlar sadece, ünlüleri, yani sesli harflerin (İ, I,U, Ü, O, Ö) sözcük içindeki yerlerini değiştirirler. Örneğin, ‘Geldim’ yerine, ‘Geldüm’ veya ‘Gittim ‘ ‘Gittüm’ derler. ‘Benim için üzülme’ dizisinde Mahsun Kırmızıgülü’ün kısmen işlediği aksan.
İkincisi; Yine Lazlar’da, Gürcüler’de ve Hemşinliler’de; ‘Laz fıkralarının belirgin figürleri’ olan Dursun, Temel-ki bu sözcük Rumcadır-, İdris ve Fadime adları yok denecek kadar azdır.
Üçüncüsü; doğrudur, Karadenizlinin, özellikle de Lazların yaratıcı, kıvrak ve etkileyici zekaları vardır. Hoşgörülüdürler, fakat asla salaklık bütününde algısız değil, fazlasıyla gururludurlar.
Köy kökenliyim; 7 yaşına dek köyde büyüdüm ve de 24 yaşıma dek memleketim Arhavi’yle yoğun birlikteliğim oldu. Ben, memleketimdeki fındık ve mısır imecelerinde, fındık ve çay toplamalarında, o yaşıma dek, asla Laz fıkrası dinlemedim. Dinlediğim ve anlattığım fıkralar genellikle Anadolu’muzun Doğu ve Güneydoğu yöresine aitti. Bu fıkralar da, asla aşağılayıcı değildi, aksine göldüşün boyutunda düşündürücü ve de ders verici idi.
Nedense, Dursun, Temel ve Fadime baş karakterleriyle anlatılan fıkraları ‘Laz fıkraları’ olarak adlandırılır. Hayır, Laz fıkraları değil, ‘Karadeniz fıkraları’dır ve çoğunlukla ‘Karadeniz fıkrası’ olarak anılır. Bu fıkraların bazıları gerçekten aşağılayıcı,fakat, çoğu güldüşün içeriklidir.
Fakat, ülkem de TV dünyası başladıktan sonra, Karadeniz fıkraları, ‘Laz’ adı kullanılarak, abartılı bir şekilde, doğrusu aşağılayan içerikte sinema, tiyatro ve TV dizilerine yapıştırılmaya başlandı. Bunu da en abartılı şekilde, Yılmaz Erdoğan ‘Laz Bakkal’ tiplemesiyle yaptı. Aynı Erdoğan, asla kendi yöresinin tiplemelerini abartmadı, aksine yüceltti.
Bunun için, diyorum ki; Laz halkının veya Türk, Kürt, Gürcü v.d dillerine, kültürlerine ve onların ulusal değerlerine sahip çıkalım, onları aşağılamayalım, yaşayalım, yaşatalım.
Bu konuda, akademisyenlere ve aydınlara ve de yetkililere önemli görevler düşmektedir. Bu görev süreci, bilimsel eksenlerde işletilmelidir, ideolojik eksenlerde değil.
Şevket ÇORBACIOĞLU
TEKNOPOLİTİKALAR PLATFORMU
Sevket-che@hotmail.com.tr

Darüşşafaka metro durağı üzerinde evlendirme dairesi

DARÜŞŞAFAKA bölgesinde yaşayan bir vatandaş olarak, bu hafta içinde metro durağımızın kısmen kapatılarak; yeni Evlendirme Dairesi yapımı için kullanılacağını üzülerek öğrenmiş bulunuyoruz. Dünyanın hangi mega kentinde evlendirme dairesi metro istasyonu ile aynı yapı üzerinde yer alıyor.
Bu planı yapan şehirci ve kent plancısı ile gerçekten yüz yüze gelerek bu dahiyane fikir ve gerekçelerini öğrenmek isterim.
Acaba gelin ve damat böyle önemli bir güne metro ile mi gelecekler? Derbent Mahallemizde asker gönderme ve yolcu etme törenleri bile araç konvoyu eşliğinde yapılıyor.
Biraz olsun çalışan insanların ve mahalle sakinlerinin araçlarını park ederek, daha hızlı ve rahat bir şekilde işlerine ulaşması olanağını semt sakinlerimize fazla gördünüz galiba!
Lütfen hangi gerekçe ve plan, program neticesi Evlenme Dairesi Metro durağı üzerine inşa ediliyor.
Lütfen belediye bir açıklama yapmalı.
A.Nebil GÖĞÜŞ- Darüşşafaka Mahallesi Sakini olarak

X