Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Çözümleme

Mümtaz SOYSAL

Bu Türkçe sözcük çoğu zaman ‘‘çözüm bulma’’ anlamına kullanılıyor; ama, yanlış: Doğru anlamı, tahlil etme, analiz. ‘‘Çözülleme’’ dense belki daha iyi olurdu; hiç olmazsa, çözümle karıştırılmaz, bir şeyi yahut olguyu oluşturan unsurların birbirinden çözülüp ayrılması anlamı daha iyi ortaya çıkardı.

Yine de, doğru çözümlere varmak, ancak sorunları ve olayları iyi çözümlemekle olacağı için, arada hiç ilişki yoktur denemez.

Hükümet kurulup Meclis önüne çıktığına göre, artık son bir buçuk aydır olupbitenleri çözümlemenin de vakti gelmiş demektir.

Bakanlar Kurulu'nun düşürülüşü Başbakan'la ilgili olarak açılmış bir gensoru sonucunda oldu. Ama, düşürenler yeni hükümetin nasıl kurulacağı, kimin başbakan olacağı konusunda anlaşmış değillerdi.

Bu nokta, ilk bakışta, yasama-yürütme ilişkileri bakımından Türk anayasa sistemi için eskiden beri önerilen bir düzenlemeyi akla getirebilir: Alman Anayasası'nda olduğu gibi ‘‘yapıcı güvensizlik’’ yönteminin benimsenmesi. Yani hükümetin düşmesi için, düşürmeye kalkışanların yeni hükümeti kimin kuracağı konusunda anlaşmış olmaları ve bunun parlamentodan kabul görmesi.

Ne var ki, Yılmaz hükümetinin düşmesine yol açan gensoru önergesi, hükümet politikalarıyla ilgili bir konuya değil, bir özelleştirme konusundaki yolsuzluk iddiasına dayanmaktaydı. Aynı zamanda bir soruşturma önergesine de yol açan Türkbank satışı. Dolayısıyla, konu siyasal bir sorunmuş gibi, gelecek hükümet konusunda uzlaşmayı beklemek ahlaki bakımdan biraz ters olurdu.

Yeni hükümetin kuruluş süreci de, yolsuzluklarla ilgili bir manevrayla raya oturtulup özde aynı raydan çıkarılmadan sonuca varan bir süreç oldu.

Böyle bir süreç, yolsuzluklarla doğrudan ilgisi olmadığı halde, DSP gibi bir partinin dürüstlük görüntüsünü büyük ölçüde zedelemiştir. Ama, çok daha zedeleyici olan, bütün bu süreçte yer alanların, döne dolana, en sonunda Bayan Çiller'e teslim olmalarıdır. Öylesine zedeleyici ki, Hikmet Uluğbay'ın asıl uzmanlığı olan bir alanda haklı olarak görevlendirilişi bile büyük halk yığınlarının ve basının gözünde inandırıcı ve güven verici olmadı. ‘‘Bağımsızlar’’ konusundaki üç partili ‘‘üleşme pazarlığı’’nın hangi ölçülere vardığı ise bizim Muharrem Sarıkaya'nın bugünkü Ankara Kulisi'nde olanca açıklığıyla anlatılıyor.

Seçim dönemlerinde o üç bakanlığın bağımsızlaştırılmasını öngören Anayasa hükmünün felsefesini parça parça edercesine yürütülen bir pazarlık.

Üstelik, söz konusu insanların kişiliklerini de zedeleyerek.

Demek ki, ya o hükmün artık anlamı kalmamıştır, ya da hırslar kural falan dinlemeyecek kadar sınırsızlaşmıştır.

Kısacası, siyasal sistemi ve içindeki baş aktörleri iyice kirleten bir süreç yaşandı. Parlamenter sistemlerde hükümet düşürülünce ortaya çıkan normal sonuç, düşürülenlerin muhalefete geçmesi ve düşürenlerin iktidar olmasıdır. Şimdiki durumda, parlamenter sistemin işleyişine uygun görünen tek normal durum, Bayan Çiller'in durumudur: Düşüren ve şimdi, perde gerisinden de olsa, iktidar olan o.

Yılmaz'la Ecevit'in durumlarında hayli tuhaflık varsa da, üçlü aklamayla başlayan bir oyundan daha az tuhaf bir durumun çıkması zaten beklenemezdi.



X

YAZARIN DİĞER YAZILARI