Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Çökmüş bir çiftin anatomisi

Gülçin TELCİ

Barlas çiftinin işten çıkarılışları o kadar önemli bir olay oldu ki, sağ basın hemen onlara sahip çıktı. Tabii, Refah Partisi'ne ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yakınlığı ile bilinen Kanal 7 de öyle. (Tayyip Bey, hatırlayacağınız gibi Tansu Hanım'ın ricasını kırmayarak Mehmet Barlas'ın Otağtepe'deki villasına Boğaziçi'ndeki imar yasağına rağmen güzel bir kat ilave etme izni vermişti. (Barlaslar işlerini genellikle Başbakanlara veya başkanlara böyle halletirirler.)

Geçen salı akşamı televizyon karşısına oturup Barlaslar'ın yakınmalarını izledim. İzlemekle de kalmayıp önce faksla, sonra da telefonla programa katıldım. Onların işten atılmalarına ne yalan yazayım, sevinmiştim. Ama onlar yeniden kalem sahibi olana kadar satır yazmamaya da kesin kararlıydım. Bu kararımı yıllar önce vermiştim.

Nazlı Ilıcak'la Güneri Cıvaoğlu fikir tartışmasına girmişlerdi. Nazlı Hanım işten ayrıldı. Güneri Bey de Nazlı Hanım'ı eleştirmeyi kesti. Gerekçesini de birlikte izlediğimiz bir toplantıda kendisine yöneltilen bir soru üzerine açıkladı. Nazlı Hanım, ‘‘Bir yazarın kalemi olmadığı sırada onunla ilgili herhangi birşey yazmak doğru değil’’ dedi...

Program yapımcısı Ahmet Tezcan'ın bana yöneltiği soru şuydu: ‘‘Mehmet Ali Birand'la Ertuğrul Özkök'ün de katıldığı bir toplantıda ‘Size bir iyi, bir de kötü haberim var. İyi haberim, Barlaslar işten kovuldu. Kötü haberim ise Emin Çölaşan bunu benden bir saat evvel öğrendi' dediniz mi?’’

GAZETECİ DEĞİLLER

Mehmet Ali Birand ile Mehmet Barlas Otağtepe’de komşudurlar. Ahmet Tezcan da pazar gecesi zaten Barlaslar'ın Tansu Çiller ve Korkut Özal ile beraber konuğu olmuş. Soru içerik açısından doğruydu, ama mekan açısından yanlış. Bence önemli olan, sorunun içeriğiydi. Programa telefonla katılmak için çok uğraştım, ama sonunda ulaştım. Orada söyleyemediğim bir konuyu da şimdi yazıyorum:

Ben, Barlaslar'ı hiçbir zaman ‘‘gazeteci’’ olarak görmedim. Basın değil, garip bir iş dünyasının mensubular.

Programın yapımcısı ‘‘Size bir soru sorabilir miyim?’’ dedi. Ben ‘‘Bir değil on soru sorabilirsiniz’’ dedim ve göğsümü gere gere Barlas çiftinin işten ayrılmalarına sevindiğimi söyledim. Gerekçesi sorulunca da ‘‘Yazıları sinirime dokunuyordu’’ dedim. İşten atılmaları konusunda da ‘‘Son zamanlarda yazdıkları bazı yazılarla Sabah Gazetesi'nin üst yönetimini rahatsız ettiklerini düşünüyorum’’ dedim.

Tezcan'ın, ikinci sorusu da, ‘‘Ayrılış nedeni ile ilgili başka söylentiler de var. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?’’ şeklindeydi.

Buna inanmadığımı, ama şayet doğruysa tabii ki atılan kim olursa olsun bu tür atılmalara sevinmemin mümkün olmayacağını söyledim...

Mehmet Barlas'ın şahsıma yöneltiği ‘‘yazılarını başkaları yazıyor, okuma özürlü’’ gibi saldırılara karşılık vermeye ise tenezzül etmedim.

AYRI DÜNYALAR

Güneş Gazetesi'nde karı-koca yöneticilik yaptıkları yıllarda beni kendi gazetelerine çok iyi şartlarla almak için uğraştıklarını, tekliflerini kabul etmediğimi hatırlattım. Kabul etmeme sebebimin de onlarla dünya görüşümüzün ve değer yargı sistemimizin arasındaki uçurum olduğunu söylemek zorunda kaldım.

Bu bilginin doğruluğuna inanmak için gerekirse hayatta olan iki şahitten Ali Koçman ve İbrahim Betil'den bu konuyu öğrenebileceklerini de sözlerime ilave ettim. Barlaslar ile dünya görüşlerimiz arasındaki uçurumun yıllar içinde daha da büyüdüğünü ekledim. Bir de çok önemli bir hatırlatma yapmak zorunda kaldım. O da genel yayın yönetmenimin bana köşe açtığı günlerde, Mecbure Hanım'ın sık sık kendisini arayarak beni köşeden atmasını istediğini hatırlattım...

Mehmet Barlas ‘‘Biz Türkiye'yi tercih ettik. Le Monde, International Herald Tribune'e yazmadık’’ diyor..

Çiller de ‘‘Bize Amerikan vatandaşlığını teklif ettiler. Biz Türkiye'yi tercih ettik’’ demişti.

Ama bana öyle geliyor ki, Barlaslar'a artık Amerika veya Avrupa basınının değil, Akit, Milli Gazete, Selam, Öncü gibi gazetelerin kapıları açılacak.

Barlaslar'ın konukları

KORKUT Özal'ın, ‘‘Çillerler'in gittiğini bilmiyordum’’ dediği Barlaslar'ın Otağtepe'deki villalarında verdikleri yemeğe katılanlar şöyle:

Tansu ve Özer Çiller, Korkut Özal, Rauf Tamer, Gülay Göktürk, Nazlı Ilıcak ile eşi Emin Şirin, Etien Mahcupyan, Ali Bayramoğlu, Ahmet Tezcan ve Akşam Gazetesi'nin yeni yazarı Aslı Ilıcak.

Korkut Özal, ‘‘Çillerler'in katılacağını bilmiyordum’’ diyordu, ama ben akşam üstü saat 17.00 sularında Çillerler ile Korkut Özal'ın Otağtepe'de buluşacaklarını öğrenmiştim bile. Acaba Korkut Bey Çillerler'in olduğunu bilseydi bu yemeğe katılmaz mıydı?

Biliyorsa, niye ‘‘bilmiyordum’’ diyerek Barlas çiftini zor durumda bırakıyor?

İstanbul Bankası dosyaları

ŞİMDİ biraz eski günlere gidelim...

1991 seçimlerinde Barlas çifti koyu ANAP'lıdır. Tansu, milletvekili adayıdır. Çiller'in seçilmemesi lazımdır. Otağtepe'den Türkiye idare edilmektedir. İstanbul Bankası dosyaları el altından gazetecilere dağıtılmaktadır. Tüm bunları nereden mi biliyorum? Bir kokteylde yakın dostum olan bir gazetecinin yanına Mecbure Barlas'ın ağabeyi Türk Henkel'in Genel Müdürü Can Paker, Mehmet Barlas'la birlikte yaklaşır ve arkadaşıma ‘‘İstanbul Bankası dosyasını istediğin takdirde sana veririm’’ der.

Artık o günler geride kalmıştır. Barlas çiftinin yediği içtiği artık Çiller Ailesi'nden ayrı değildir.

EMEKÇİYMİŞLER!

Barlas çiftinin kullandığı ‘‘biz basın emekçileri’’ lafı ise iyice sinirlerimi bozuyor. Zira Mecbure Barlas halen iki şirket dergisinin (Garanti Bankası ve ağabeyinin ortaklarından olduğu Türk Henkel'in Dergisi) genel yayın yönetmenidir ve çok iyi para kazanmaktadır. Mehmet Barlas'a gelince zaten kendini ‘‘basın patronu’’ olarak tanımlar. ‘‘Ayak takımı’’ndan da uzak durur. Evinde sık sık iş toplantıları yapılır, siyasilerle tanışmak için ortamlar yaratılır. 5 Nisan kararları sırasında batmakta olan bir bankanın ortaklarıyla olan sorunlarını çözmek için hakemlik yaptığı günleri hâlâ hatırlayanlar var. Gelelim benim kuzenim, onun yakın arkadaşı Halil Bezmen olaylarına. Mecbure Hanım canından çok sevdiği Selma Hanım'ın Amerika'ya kaçışını birden bire kendi gazetesinde yazıvermişti. Amerika'ya gittikleri zaman evlerinde kalacak kadar yakın olan bu çiftin o günlerde aralarından hangi kara kedi girmişti? Yoksa canından çok sevdiği ağabeyi ile Can Paker ve Halil Bezmen'in işleri arasında birşeyler mi olmuştu?.

Daha bu konuda yazacak çok şey var. Ve gerekirse yazarım.

X