Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Çok temel, kritik bir cümle çıktı

MİLLİ Eğitim Bakanlığı’nın (M.E.B.) yeni hedefi artık belli:

“Evrensel değer ve standartları göz önünde tutarak, milli ve toplumsal değerlere dayalı bir eğitim sistemi oluşturmak amacıyla..”
Milli ve toplumsal değerler nedir, o belli değil. O tanım yok. Neler milli ve toplumsal değer niteliği taşıyacak, bilinmiyor.
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer milli eğitim politikasında çok köklü bir değişime imza atıyor. Ve bu değişiklik, son zamanların modasına uygun, kanun hükmünde bir kararname ile gerçekleşiyor. 1983 tarihli yasada var olan ve şimdi çıkartılan madde şu:
“Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı, Türk milletinin milli, ahlaki, manevi, tarihi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren, (...) insan haklarına ve anayasanın temel ilkelerine dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan T.C.ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen vatandaşlar olarak yetiştirmek üzere...”
Tepkiler Atatürk ilkelerinin çıkartılması üzerinde yoğunlaşıyor. O var, ama asıl başka bir şey var.

HAZIRLIK

Atatürk ideolojisinden vazgeçelim, derken çok çarpıcı bir ilkeden de vazgeçiliyor. Asla vazgeçilmeyecek olan bir ilkeden:
“... Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen vatandaşlar olarak yetiştirmek üzere...”
Dünyada kendi insanını, kendisine, ailesine, ülkesine karşı sorumlulukla yetiştirmeyen ülke var mı? Başka ne olacak ki? Ne olması mümkün ki? Şimdi bundan vazgeçiliyor. Çok kritik bir tercih.
Aklıma yeni anayasa ve Kürtlerin talepleri geliyor. Ayrıca, bu yeni düzenleme, merkezi devlet modelinden uzaklaşan, yerel yönetime ağırlık veren izler taşıyor.
M.E.B.nin kararnamesi ufuktaki anayasa için hazırlık gibi, onun alt yapısı gibi.

Bir zamanlar Mehmet Ağar

AĞZINDAN her çıkan söz “devletin emri” niteliğinde. Attığı her imza, “devlet adına”.
SBF sonrasında polisliğin bütün kademelerinden geçiyor, Emniyet Genel Müdürlüğüne kadar yükseliyor, milletvekili seçiliyor, Adalet ve İçişleri Bakanlığı yapıyor. Susurluk kazası olmasa, DYP’de Çiller’i devirip Başbakanlık koltuğuna oturması söz konusu. Mehmet Ağar’ın hızlı yükselişini Susurluk kesiyor.
Türkiye’de bir dönemin en güçlü adamı, gizli kalmış pek çok olayı belleğinde taşıdığını sanıyorum. Mehmet Ağar’ın günün birinde hapis cezasına çarptırılacağı kimsenin aklına gelmiyor. O kadar güçlü, kendinden o kadar emin.
Ama, şimdi...

17 üyeden 8’i Gül’ün ataması

HAŞİM Kılıç Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanlığına yeniden seçilmesini değerlendirirken, “bu hiç hak etmediğim halde beni eleştirenlere verilen en güzel cevaptır” diyor.
Bir, AYM Başkanı bu tür polemiklere girmez. Dünyada örneği yok ama, bizde atış serbest. İki, daha önemli olan, Kılıç’ın nasıl seçildiği.
Ama, bir dakika. Geçen yıl yapılan Anayasa değişikliği öncesi ve sonrasında Cumhurbaşkanı Gül Anayasa Mahkemesine sekiz üye atıyor.
Hatta, o atamalardan biri çok ses getiriyor. AYM’de raportör olan birinin AYM üyeliğine atanması mümkün değil. Sorun çözülüyor. Raportör Alpaslan Aslan önce Denizcilik Müsteşar Yardımcılığına getiriliyor, bir ay sonra idari kontenjandan Gül tarafından AYM üyeliğine atanıyor.
Haşim Kılıç 17 üyeden 13’ünün oyu ile başkan seçiliyor. Sekiz oyu muhtemelen zaten Gül’ün atadığı üyelerden alıyor. Bu durumda o kadar davul çalmasına gerek yok.

İngiliz akademilerinden Erdoğan’a mektup

BRITISH Academy, The Royal Society, Academy of Medical Sciences gibi dünyanın en saygın akademileri iki gün önce Başbakan Erdoğan’a mektup gönderiyor.
TÜBA üyelerinin hükümetçe atanmasını eleştiren bu kurumlar mektupta özetle:
“Bu gibi yöntemler akademilerin bağımsızlığını ortadan kaldırır. Oysa, akademilerinin bilimsel kaliteye ulaşmaları, kendilerinin ve bulundukları ülkelerin uluslararası saygınlığını korumaları ancak onların bağımsız kalmasıyla mümkündür. Yeni atama yöntemiyle TÜBA’nın bağımsızlığı ortadan kalkacak, Türkiye’nin bilim dünyasındaki saygınlığı büyük yara alacaktır. Hükümetinizin kararı yeniden gözden geçireceğini, TÜBA’nın siyasal etkiden arınacağını ümit ediyoruz”.
Ne yazık ki, ben ümit edemiyorum.
Bu mektubu yazan İngiliz akademileri bilim tarihine imza atmış, insanlığın gelişimine katkıda bulunmuş kurumlar. Bu gibi tepkileri kolay gösteren, böyle mektupları çala kalem yazan kuruluşlar değil.

X